14. Bölüm - Son Perde
Ali koridorda öylece kalmıştı.
Az önce duyduğu ses kulaklarında yankılanıyordu.
"Zeynep hiçbir zaman kaybolmadı. Onu ben sakladım."
Ama o ses...
Emine'nin sesiydi.
Ali arkasını döndü.
Yerde yatan kadın hâlâ nefes alıyordu. Murat onun başına
eğilmişti.
— Yaşıyor.
Hasan kapının yanında hareketsiz duruyordu.
Ali ona baktı.
— Annem nerede?
Hasan cevap vermedi.
— Annem nerede?!
— Bilmiyorum.
Ali kapıya doğru koştu.
Murat arkasından bağırdı:
— Ali, dur!
Ama Ali durmadı.
Koridorun sonunda açık bir kapı vardı.
Dışarı çıktığında yağmur altında bir araba uzaklaşıyordu.
Plakayı göremedi.
Yalnızca arka camda birinin oturduğunu fark etti.
Kadın başını çevirdi.
Emine.
Ali'nin annesi.
Bir Saat Sonra
Ali, Murat ve Hasan eski eve geri döndüler.
Selma hâlâ yerdeydi.
Doktorlar onu hastaneye götürmüştü.
Derya ve Deniz de ortalıkta yoktu.
Ali artık kimseye güvenemiyordu.
Murat masanın üzerine eski bir harita bıraktı.
— Emine'nin gidebileceği tek yer burası.
Ali haritaya baktı.
Bir dağ köyü işaretlenmişti.
— Zeynep orada mı?
— Büyük ihtimalle.
Hasan başını salladı.
— Zeynep'i yıllardır orada saklıyor.
Ali şaşırdı.
— Neden?
Hasan cevap verdi:
— Çünkü Zeynep, Murat'ın ölümünü görmedi.
Ali ona baktı.
— Ama sen öyle demiştin.
— Yalan söyledim.
Ali öfkeyle ayağa kalktı.
— Yeter!
Murat sakin bir sesle:
— Hasan'ın yalan söylemesinin bir nedeni var.
— Neymiş?
— Zeynep o gece bir şey gördü.
— Ne?
Murat masaya eski bir kaset bıraktı.
— Bunu dinle.
Ali kaseti çalıştırdı.
Önce cızırtı...
Sonra küçük bir kız çocuğunun sesi duyuldu.
Zeynep.
"Babam onu öldürdü."
Ali'nin nefesi kesildi.
Kayıt devam etti.
"Ama Ali gördü."
Sonra bir erkek sesi:
"Ali hiçbir şey hatırlamayacak."
Ali dondu.
Erkek sesi...
Hasan'ın sesiydi.
Ardından Emine'nin sesi duyuldu:
"Onu buradan götürmeliyiz."
Kayıt sona erdi.
Ali başını kaldırdı.
— Demek çocukken bir cinayet gördüm.
Murat başını salladı.
— Evet.
— Kimin?
Murat cevap verdi:
— Kemal'in.
Ali'nin gözleri büyüdü.
— Peki onu kim öldürdü?
Hasan gözlerini kapattı.
— Ben.
Ali sessiz kaldı.
— Neden?
Hasan'ın sesi titredi.
— Çünkü Kemal, Zeynep'i öldürmek üzereydi.
Ali:
— Peki neden herkes Murat öldürdü dedi?
Hasan:
— Çünkü Murat suçu üstlendi.
Ali, Murat'a baktı.
Murat başını eğdi.
— Seni korumak için.
Ali'nin gözleri doldu.
Yıllardır düşman bildiği insanların aslında onu korumak için
yalan söylediğini anlamak, gerçeği daha da ağırlaştırıyordu.
Ama hâlâ bir soru vardı.
— Emine neden Zeynep'i sakladı?
Murat:
— Çünkü Zeynep'in bildiği son sır, seni ilgilendiriyor.
— Beni mi?
— Evet.
Murat cebinden bir mektup çıkardı.
— Bunu Zeynep yazdı.
Ali mektubu açtı.
"Abi,
Eğer bunu okuyorsan artık kaçacak yerim kalmamış demektir.
Sana yıllarca kardeşin olduğumu söyledim.
Ama bunu söylerken bile kendimden nefret ettim.
Çünkü sen benim kardeşim değilsin.
Sen benim oğlumsun.
Ve ben seni doğurduğum gece, annem seni benden aldı.
Seni korumak için seni başka bir aileye verdi.
Sonra sana kardeşim olduğunu söylememi istedi.
Çünkü gerçek ortaya çıkarsa seni öldüreceklerdi.
Ama artık bunu saklayamıyorum.
Ali...
Sen benim kayıp oğlumsun."
Ali mektubu elinden düşürdü.
Bütün hayatı boyunca kardeşi sandığı Zeynep...
Aslında annesiydi.
Deniz...
Onun kardeşi değil, kuzeniydi.
Murat...
Babası değildi.
Hasan...
Babası değildi.
Emine...
Annesi değildi.
Ali'nin hayatındaki bütün bağlar yer değiştirmişti.
Tam o sırada kapı açıldı.
Derya içeri girdi.
Elinde küçük bir çocuk fotoğrafı vardı.
— Ali...
Ali ona baktı.
— Daha ne kaldı?
Derya'nın gözleri doldu.
— Bir şey kaldı.
Fotoğrafı uzattı.
Ali fotoğrafa baktı.
Fotoğrafta bebek hâlindeki kendisi vardı.
Yanında Zeynep.
Ve üçüncü bir çocuk.
Derya.
Fotoğrafın arkasında şu yazıyordu:
"Üçüzlerden biri öldü sanıldı."
Ali'nin gözleri fotoğraftaki üçüncü çocuğa kaydı.
— Üçüz...
Derya başını salladı.
— Evet.
— Üçüncü kim?
Derya ağlayarak cevap verdi:
— Sen
değilsin.
Ali'nin yüzü dondu.
— O zaman kim?
Derya cevap vermeden önce dışarıdan bir kadın sesi geldi.
"Ben."
Kapıda Zeynep duruyordu.
Ali ona baktı.
Zeynep'in yanında ise yıllardır kayıp olduğu düşünülen küçük bir
kız vardı.
Zeynep kızın elini tuttu.
— Ali, seni tanıştırayım.
Kız başını kaldırdı.
Ali'nin gözleri büyüdü.
Çünkü kızın yüzü...
tıpkı kendi yüzüydü.
Zeynep fısıldadı:
— Senin
ikizin.