Keşfet

4. Bölüm - Deniz

Kırık Bir Hayatın Sessizliği

Ali, babasının karşısında öylece duruyordu.

Duyduğu cümle zihninde dönüp duruyordu.

"Deniz benim oğlum mu?"

Hasan başını öne eğmişti.

— Evet.

Tek kelime.

Ama Ali'nin hayatını ikiye bölmeye yetmişti.

— Bunu... on iki yıldır biliyor muydun?

— Evet.

Ali güldü.

Fakat bu, mutluluktan gelen bir gülümseme değildi.

— Demek herkes biliyordu.

— Herkes değil.

— Annem?

Hasan cevap vermedi.

Ali'nin sesi yükseldi.

— Annem biliyor muydu?

— Hayır.

Ali bir sandalyeye oturdu.

Ellerini yüzüne kapattı.

Zeynep...

Kız kardeşi.

On iki yıl önce kaybolmuştu.

Ve şimdi, yıllardır başka bir aile tarafından büyütüldüğünü

sandığı bir çocuk aslında kendi oğluydu.

Fakat aklındaki en büyük soru hâlâ cevapsızdı.

Zeynep neredeydi?

Ali başını kaldırdı.

— Deniz nerede?

Hasan uzun süre sustu.

— Bilmiyorum.

Ali öfkeyle ayağa kalktı.

— Yalan söylüyorsun!

— Hayır.

— O zaman neden onun fotoğrafı sende?

Hasan'ın gözleri doldu.

— Çünkü onu en son ben gördüm.

Ali sustu.

Hasan devam etti:

— Zeynep'i götürdüklerinde Deniz daha birkaç aylıktı. Çocuğu

benden aldılar. Zeynep'i de başka bir yere götürdüler.

— Kim yaptı bunu?

Hasan başını kaldırdı.

— Babanın hayatında bazı insanlar vardır, Ali. İnsan onların

adını bile anmaya korkar.

— Ben korkmuyorum.

— Korkmalısın.

Tam o sırada evin dışından fren sesi geldi.

Mahir pencereye koştu.

Perdeyi araladı.

Sokakta siyah bir araba vardı.

— Geldiler.

Ali kapıya yöneldi.

— Kim geldi?

Mahir kolundan tuttu.

— Seni arayanlar.

— Kim?

Mahir cevap vermeden evin arka kapısını açtı.

— Buradan çıkmalısın.

Ali durdu.

— Hayır. Artık kaçmayacağım.

Kapının önünde ayak sesleri duyuldu.

Birileri eve giriyordu.

Hasan, Ali'ye baktı.

— Eğer burada kalırsan seni de kaybederim.

Ali ilk kez babasının gözlerinde gerçek bir korku gördü.

Üç adam içeri girdi.

Öndeki adam ellili yaşlarındaydı.

Ali onu tanımıyordu.

Adam doğrudan Ali'ye baktı.

— Sen Hasan'ın oğlusun.

Ali cevap vermedi.

Adam cebinden bir fotoğraf çıkardı ve masaya bıraktı.

Fotoğrafta genç bir Zeynep vardı.

Yanında ise genç Hasan.

Fakat fotoğrafın arka planındaki kişi Ali'nin dikkatini çekti.

Kendisiydi.

Ali'nin çocukluk hâli.

— Bu fotoğraf nereden çıktı?

Adam gülümsedi.

— Çünkü sen sandığından daha uzun zamandır bu hikâyenin

içindesin.

Sonra masaya küçük bir anahtar bıraktı.

— Bunu annen sana hiç vermedi.

Ali anahtarı eline aldı.

Üzerinde tek bir numara vardı:

17.

Adam kapıya yöneldi.

— On yedinci dolabı aç.

— Nerede?

Adam durdu.

— Eski tren garında.

Kapı kapandı.

Ali anahtara baktı.

Mahir'in yüzü bembeyaz olmuştu.

— O dolabı açarsan artık geri dönüşün olmaz.

Ali ona baktı.

— Zaten geri dönebileceğim bir hayatım kaldı mı?