6. Bölüm - Bodrumdaki Kadın
Ali mesajı tekrar okudu.
"Gerçeğin tamamını istiyorsan hastanenin bodrumuna git."
Altındaki cümle ise zihnine çivi gibi çakılmıştı:
"Orada seni bekleyen kişi Zeynep."
On iki yıl.
On iki yıldır beklediği isim, şimdi bir telefon ekranında karşısına
çıkmıştı.
Zeynep.
Kız kardeşi.
Hayatta mıydı?
Yoksa biri onunla oyun mu oynuyordu?
Ali, telefonu cebine koydu.
Tek başına gitmeye karar vermişti.
Fakat birkaç dakika sonra kapısının önünde birini gördü.
Mahir.
Yaşlı adamın yüzünde endişe vardı.
— Nereye gidiyorsun?
Ali cevap vermedi.
Mahir onun elindeki mesajı gördü.
— Hastaneye mi?
Ali başını kaldırdı.
— Nereden biliyorsun?
Mahir iç çekti.
— Çünkü bu hikâyenin başladığı yer orası.
— Zeynep orada mı?
Mahir gözlerini kaçırdı.
— Bilmiyorum.
— Yalan söyleme.
— Ali...
— On iki yıl boyunca herkes bana yalan söyledi. Artık bir kişinin bile
susmasına tahammülüm yok.
Mahir başını eğdi.
— O zaman ben de geliyorum.
Hastane yıllardır kullanılmıyordu.
Şehrin dışında, eski bir binaydı.
Kapılar paslanmış, pencereler kırılmıştı.
Ali ve Mahir içeri girdiler.
Koridorlarda ağır bir sessizlik vardı.
Mahir, bodrum kata giden merdivenleri gösterdi.
— Burada doğum kayıtları tutulurdu.
Ali şaşırdı.
— Deniz burada mı doğdu?
— Evet.
Ali'nin adımları yavaşladı.
Bodrumun kapısını açtılar.
İçeride eski dosya dolapları vardı.
Mahir cebinden küçük bir anahtar çıkardı.
— Bunu yıllardır saklıyorum.
Bir dolabı açtı.
İçinden kalın bir dosya çıkardı.
Dosyanın üzerinde:
"Zeynep Hasan Kızı — Gizli"
yazıyordu.
Ali dosyayı aldı.
İlk sayfada doğum raporu vardı.
Anne:
Zeynep.
Bebek:
Deniz.
Ama baba kısmı boştu.
Ali'nin gözleri doldu.
— Demek gerçekten buradaydı.
Mahir cevap vermedi.
Dosyanın en altında başka bir belge vardı.
Ali belgeyi açtı.
DNA testi.
Tarihi on iki yıl öncesine aitti.
Sonuç kısmında şu yazıyordu:
Babalık testi: Uyumlu.
Ali'nin eli titredi.
— Kim?
Mahir cevap vermeden önce koridorun sonundan bir ses geldi.
— Ben.
Ali yavaşça arkasını döndü.
Karanlığın içinden bir kadın çıktı.
Saçları omuzlarına kadar uzanıyordu.
Yüzü yılların yorgunluğunu taşıyordu.
Ama gözleri...
Ali o gözleri çocukluğundan beri biliyordu.
Kadın birkaç adım daha attı.
Ali'nin nefesi kesildi.
— Zeynep...
Kadın ağlamaya başladı.
— Abi...
Ali olduğu yerde kaldı.
On iki yıl sonra ilk kez kardeşinin sesini duyuyordu.
Zeynep ona sarıldı.
İkisi de uzun süre konuşamadı.
Sonunda Ali fısıldadı:
— Neredeydin?
Zeynep geri çekildi.
— Seni korumak için gittim.
— Beni mi?
— Evet.
— Benden neyi sakladın?
Zeynep gözlerini kapattı.
— Deniz'i.
Ali'nin kalbi hızlandı.
— Deniz'in babası kim?
Zeynep cevap vermedi.
Ali dosyadaki DNA testini gösterdi.
— Test yapılmış.
Zeynep'in yüzü bir anda değişti.
— O dosyayı nereden buldun?
— Babamdan.
Zeynep dosyaya baktı.
Sonra başını iki yana salladı.
— Bu testin sonucu sana gösterildiği gibi değil.
Ali kaşlarını çattı.
— Ne demek istiyorsun?
Zeynep ağlamaklı bir sesle konuştu:
— Deniz'in biyolojik babası...
Tam o sırada bodrumun ışıkları söndü.
Mahir bağırdı:
— Yere yat!
Bir silah sesi duyuldu.
Zeynep yere düştü.
Ali ona doğru koştu.
— ZEYNEP!
Zeynep'in elinde kan vardı.
Ama kan kendi kanı değildi.
Avucunda başka bir şey tutuyordu.
Küçük, eski bir fotoğraf.
Ali fotoğrafı aldı.
Fotoğrafta üç kişi vardı:
Zeynep... Ali... ve Murat.
Fotoğrafın arkasında ise tek bir cümle yazıyordu:
"Asıl kardeşiniz sandığınız kişi, aslında kardeşiniz
değil."
Ali'nin dünyası bir kez daha başına yıkıldı.
Çünkü fotoğraftaki Murat'ın yüzüne baktığında bir ayrıntı fark etti.
Murat, Ali'ye şaşırtıcı derecede benziyordu.