Keşfet

KIRIK SINIRLAR

kırık sırlar

3. BÖLÜM: KALBİN ATTIĞI YER

1. KISIM: ZAMANIN DURduğu AN

Yatak odasının loş ışığında, Akın diz çökmüş vaziyette Defne’yi kollarının arasına almıştır. Defne’nin başını çarptığı komodinin köşesinden sızan çok küçük bir kan damlası, şakağındaki tenle buluşmuştur.

AKIN

(Titreyen elleriyle Defne’nin yüzünü okşayarak)

– Defne... Aç gözlerini ne olur. Bak, geldim. Buradayım...

Akın, askeri eğitiminde öğrendiği ilk yardım refleksleriyle anında iki parmağını Defne’nin şah damarına götürür. Nabzın zayıf ama attığını hissettiği an içindeki en karanlık korku biraz olsun hafifler, ancak nefesi hâlâ boğazına düğümlenmektedir.

2. KISIM: KARAKOLDAN ACİL MÜDAHALE

Akın, bir an bile kaybetmeden Defne’yi kollarında taşıdığı gibi lojmandan dışarı çıkarır. Karakolun nizamiyesinde nöbet tutan askerler komutanlarını bu halde görünce dehşete düşer.

AKIN

(Gür ve emir veren ama titreyen bir sesle)

– Sağlık çadırındaki nöbetçi doktoru ve sıhhiyecileri derhal buraya getirin! Çabuk olun, acele edin!

Defne, karakolun dinlenme odasındaki sedyeye yatırılır. Şakağındaki küçük kesik için hızlıca pamukla temizlik yapılırken, sıhhiye astsubayı tansiyonunu ölçer.

SIHHİYE ASTSUBAY

– Komutanım, korkulacak bir şey yok görünüşe göre. Tansiyonu sıfırlanmış, günlerdir uyumamış ve doğru düzgün beslenmemiş. Tamamen bitkinlikten bayılmış. Başını çarptığı yer hafif bir şişlik yapabilir ama beyin sarsıntısı riskine karşı gözlemleyeceğiz.

Akın, sedyenin kenarına oturmuş, Defne’nin soğuk parmaklarını kendi avuç içine hapsetmiştir. Başını ellerinin arasına alır, derin ve sarsıcı bir nefes verir.

3. KISIM: UYANIŞ VE İTİRAF

Birkaç saat sonra, dışarıda tan ağarmaya başlarken Defne’nin kirpikleri hafifçe kıpırdar. Gözlerini açtığında ilk gördüğü şey, endişeden gözleri kızarmış olan Akın’ın yüzüdür.

DEFNE

(Zayıf, fısıltı halindeki bir sesle)

– Akın...?

AKIN

(Hemen eğilip Defne’nin alnına, saçlarına öpücük kondurur)

– Buradayım sevgilim. Buradayım, yanındayım.

Defne kalkmaya yeltenir ama başındaki hafif ağrı nedeniyle yüzünü buruşturur. Elini şakağındaki sargıya götürür.

DEFNE

– Ne... Ne oldu bana?

AKIN

(Sitemkar ama gözleri dolu dolu)

– Ne olduğunu ben söyleyeyim mi? Kendini mahvetmişsin Defne. O hastane, o insanlar, bu coğrafya... Tamam, herkesi kurtarmak istiyorsun ama ya sen? Sen kendine bu zulmü neden yapıyorsun? Ya ben o eve erken dönmeseydim?

Defne, Akın’ın gözlerindeki korkuyu ve sevgiyi görür. Zayıflığını kabul etmek istemese de, bu sert sınır coğrafyasında birbirlerinden başka tutunacak hiçbir şeyleri olmadığını bir kez daha anlar.

DEFNE

(Gözünden bir damla yaş süzülerek Akın’ın elini sıkar)

– Korktum Akın... Sensizlikten korktum. Burada her gün, her dakika seni kaybetme korkusuyla nefes alıyorum. Bedenim taşıyamadı artık...

4. KISIM: YENİ BİR SÖZ

Akın, Defne’nin başını dikkatle göğsüne yaslar. Pencereden içeri süzülen sabah güneşinin ilk ışıkları, odadaki tozlu havayı aydınlatır.

AKIN

– Bu böyle gitmez Defne. Burası bizi yavaş yavaş tüketiyor. İkimiz de bu sınırın iki ayrı ucunda eriyoruz.

DEFNE

(Başını Akın’ın göğsünden kaldırıp gözlerinin içine bakar)

– Nereye gideceğiz Akın? Burası bizim evimiz...

AKIN

(Kararlı bir sesle)

– Evimiz, nefes alabildiğimiz yerdir. İkimiz için de bu döngüyü kıracak bir yol bulmalıyım. Seni kaybetmektense... Her şeyi bırakmaya hazırım.

Sınırda çalan sabah tekmili ve dışarıdan gelen rüzgâr sesiyle birlikte, ikisinin birbirine verdiği sessiz söz odada yankılanır. Bölüm, Akın ve Defne’nin birbirlerine kenetlenmiş ellerinin görüntüsüyle kararıyor.