Keşfet

kırık Yemin

kırık yemin

BÖLÜM 4: Küllerin Arasında

​İstanbul’un üzerindeki o gri ve matemli sabah, 15 Temmuz Şehitler Köprüsü’nün korkuluklarında dondurucu bir rüzgarla başlamıştı. Polis sirenlerinin tiz çığlıkları yerini yavaş yavaş telsiz seslerine ve dalgaların kıyıya vuran monoton uğultusuna bırakmıştı. Arama kurtarma ekipleri Boğaz’ın akıntılı sularında tarama yaparken, Kaan hâlâ köprünün kenarında, zaman kavramını yitirmiş bir halde boşluğa bakıyordu.

​Defne, polislere ifade veren Kaan’ın birkaç adım gerisinde, kollarını birbirine dolamış rüzgardan titreyen bedenini ısıtmaya çalışıyordu. Beş yıldır üzerine kurulan o devasa yalan imparatorluğu bir gecede yıkılmış, geriye sadece tüten enkazlar ve can pazarından geriye kalan acı bir sessizlik kalmıştı.

​Güneş tamamen yükseldiğinde, Akçınar ve Yılmaz holdinglerinin ortak binasında havanın nasıl olacağı zaten belliydi. Ancak o gün basın açıklaması yapılmadı; onun yerine holdingin cam kaplı plazasına acı bir ölüm haberi düştü. Cem’in trajik sonu, magazin basınından önce iş dünyasının soğuk koridorlarında yankı buldu.

​Öğleden sonra, Kaan’ın boğaza nazır malikanesi sessizliğe bürünmüştü. Şoför arabayı kapıya yanaştırıp ayrıldıktan sonra büyük ahşap kapı aralandı. İçeri giren Defne, üzerindeki gece kalıntısı kıyafetlerle salonun ortasında durdu. Kaan ise ceketini çıkarıp koltuğun sırtlığına fırlatmış, bardağına doldurduğu viskiyi tek yudumda kafaya dikiyordu. Gözleri kıpkırmızıydı; ne bir öfke kalmıştı geride ne de o dik başlı gurur. Sadece derin, uçsuz bucaksız bir boşluk vardı.

​"Gitmedin," dedi Kaan, sesindeki çatallanmayı gizlemeye çalışmadan. Sırtı Defne’ye dönüktü. "Beni bu evde, bu kumpasın ortasında yalnız bırakabilirdin. Sözleşme bitti, Defne. Özgürsün."

​Defne yavaş adımlarla Kaan’a doğru yaklaştı. Masanın üzerindeki viski şişesine bakan gözlerini kaldırıp Kaan’ın geniş omuzlarına dikti. "Özgürlük mü?" dedi, acı ama sakin bir tebessümle. "Cem o köprüden düşmeden hemen önce ne söylediğini unuttun mu Kaan? 'Seni korumak istemiştim' dedi. Ama asıl mahvettiği şey bizim beş yılımızdı. Ben o özgürlüğü beş yıl önce zaten kaybettim."

​Kaan yavaşça döndü. Yüzündeki o sert, yaklaşılmaz maske tamamen düşmüştü. Defne’nin tam önünde durdu. Aralarında artık ne holding sözleşmeleri ne de aşılması gereken gurur duvarları vardı. Sadece ortak bir hüsran ve geçmişin hayaletleri duruyordu.

​"O mektup..." dedi Kaan, ses fısıltı gibi çıkarken. Eli istemsizce titredi. "Beş yıl önce o çöplükte bıçaklandığımda, bana yazdığın söylenen o veda mektubu... Cem’in el yazısıyla taklit edilmişti değil mi? Beni kaybetme korkusuyla, senin o hastane koridorlarında nasıl yalvardığını benden sakladı."

​"Ben o geceden sonra bir daha asla yaşamadım, Kaan," dedi Defne, gözlerinden süzülen tek bir damla yaş yanakta yol alırken. "Sen beni seni terk etmekle suçlarken, ben her gece senin o karanlıkta ölmediğini ama kalbimin çoktan öldüğünü bilerek uyudum. Cem bunu bize yaptı. Ama en acısı ne biliyor musun? Biz birbirimizin düşmanı değilmişiz meğer."

​Kaan, ellerini uzatıp Defne’nin omuzlarına dokundu. Parmakları ilk defa bu kadar yumuşak, bu kadar kırılgan bir temasa ev sahipliği yapıyordu. "Senden özür dilerim," dedi Kaan, boğazındaki düğümün çözülmesine izin vererek. "O kelimeyi söylemek o kadar zor ki... Ama özür dilerim Defne. Gözümdeki kör hırsla, gerçeği aramak yerine nefreti seçtiğim için özür dilerim."

​Defne, Kaan’ın ellerinin üzerine kendi ellerini koydu. "Özür dilemek hiçbir şeyi geri getirmez, Kaan. Cem’i de... Bizim gençliğimizi de... O masada imzaladığımız o kağıt parçalarını da."

​Tam o sırada, evin hizmetlisi sessizce çalışma odasının kapısında belirdi. Elinde gümüş bir tepsi, üzerinde ise resmi mühürlü bir zarf vardı. "Beyefendi, emniyetten gönderdiler. Cem Bey’in arabasından çıkan kişisel eşyaları ve kilitli bir ajanda."

​Kaan başını sallayıp tepsiyi aldı. Hizmetli odadan çıktıktan sonra kilitli ajandayı masanın üzerine koydu. Ajandanın kenarında küçük bir anahtar ve üzerinde Cem’in el yazısıyla yazılmış tek bir not vardı:

​“Eğer bu defteri okuyorsan, demek ki benden geriye sadece sırlarım kalmış demektir. Beni affetmeyin ama belki o zaman gerçeğin bütününe ulaşabilirsiniz.”

​Kaan anahtarı aldı, kilit mekanizmasına soktu ve küçük bir ‘tık’ sesiyle ajandayı açtı. Sayfaları çevirirken aradan düşen küçük bir fotoğraf, masanın üzerine süzüldü. Fotoğrafta, beş yıl önceki o meşum geceden sadece bir saat önce, Cem’in arkalarında durduğu ve kurnazca gülümserken çektiği bir kare vardı. Ama asıl bomba, defterin arasında sıkıştırılmış olan, o geceye ait başka bir detaydı: Cem’in yalanının arkasındaki tek sebep sadece bir aşk değildi; holdingin hisselerini ele geçirmek için kurulan çok daha büyük bir komplo.

​Kaan’ın gözleri fotoğraftan Defne’ye kaydı. O an anladılar ki, Cem’in ölümü bir son değil, çok daha karanlık bir gerçeğin sadece başlangıcıydı.

Yorumlar

  • Başak Kama: @gul.coskun iyi okumalar 😊
  • Başak Kama: @efe_h26 KESİNLİKLE 😭
  • Başak Kama: @ince_anahtar çok acı çekti knk
  • Akduman: defnenin acısı gözlerinden belli oluyor
  • Efe Hendek: Cemin ölümü her şeyi değiştirdi
  • Gülay: bütün o yalanlar şimdi ortaya çıkıyor