1. Bölüm
Bazen karşılaştığınız kişi hayatınızın rotası olabilir...
Kadıköy’de İnci Kafe’de çalışıyorum. Sarı boyalı, sağında fırın, solunda eczane olan küçük bir yer burası. Sabahları sakin olurdu ama öğleden sonra başladığında nefes alacak yer kalmazdı.
Gamze ve Özge ile masalara aceleyle yetişmeye çalışıyorduk. Gamze içecekleri tam masaya koyacakken tepsiyi eğdi ve müşterinin üstüne döküldü. Adam yerinden kalkıp oldukça söylendi, kolay mı adamın beyaz tişörtü sapsarı olmuştu.
Lavaboya gönderdik temizlemesi için üzerini. Sağa sola koşuşturduğum için yüzüm ve ellerim ter içindeydi. İki dakikada bir siliyordum. Müşteriler o kadar düşüncesizdi ki kalabalık olduğunu gördükleri halde söyleniyorlardı.
Kafenin önüne Özge, içerisine Gamze ile ben bakıyordum. Patron ara ara gelip kontrol ediyordu, içerinin doluluğundan baya hoşnuttu; ellerini beline koymuş, müşterilere bakıp sırıtıyordu. Direkt tezgahtan gözlerimi patrona devirdim. Keyfine diyecek yoktu ancak biraz bizi düşünse güzel olur.
Tezgahı silerken pantolonuma asılı olan deponun anahtarı yoktu; eğer onu bulamazsam patron kovardı. Etrafa baktım, acaba koyup unuttum mu? bir yerde diye ama yok yok...
Gamze arkada Özge'yle bir şey konuşup gülüyordu. Ona sordum özellikle; çünkü patron anahtarı bana verdiği gün yüzünü buruşturmuştu, pek hoşnut değildi. Kaşlarını kaldırarak "Yo ben görmedim" dedi, ben çok inanmıyorum ama neyse...
Patron beni haşlayacaktı. Hemen bulmam gerekiyordu. Defterlerin altına, her yere koşturdum bulmak için. Allah'ım, bu defa bittim
Masalara baktım ama yoktu, tam tezgaha geçiyordum umutsuzca ki masanın kenarında gördüm; almaya gidiyordum, kapıdan sırt çantalı, siyah saçlı bir çocuk girdi. Anahtarı yerde görünce eğilip aldı. Yanıma gelip, gülümsedi. Anahtarı uzattı:
"Galiba bu sizin."
Tam alacaktım geri çekti.
"Önceliği bana verip kahve getirirsin değil mi? dedi sırıtarak."
Çok değişik biri. Peki diyip hazırlamaya tezgaha geldim. Bulduğuma çok sevindim, işimden olmayacağım. Şükürler olsun Allah'ım. Öğrenciydi çocuk; masaya defter ve kağıtlar koydu, ders çalışacaktı herhalde.
Hızlıca hazır ettim, bekletmemek için. Gidip masasına koydum, kafasını bana çevirip:
"Biraz gecikti sanki."
Sinir oldum ya, zaten kalabalık kafe. İnadına "Biraz bekleyeceksin, bir şey olmaz" dedim. Komikmiş gibi gülüyordu. Tam gidiyordum koluma dokunup ismimi sordu. Hitap edebilmek için ve yine gülümsedi. Adını söyledi, Mert'miş adı. Ben de Zeynep menun oldum.
Her sözünde gülümsüyordu, tanımıyorum ama gülümsemenin yakıştığı nadir kişilerden biri galiba. Tezgahtan etrafa bakarken gözüm istemsizce Mert'in eline kaydı.
Parmaklarının üstünde soluk bir iz vardı.
Yanık gibiydi…
Kaşlarım hafifçe çatıldı. Nasıl olmuştu ki?
Tezgaha otuzlu yaşlarda bir müşteri geldi. Bitki çayı istedi, hazırlıyorum ama bir türlü sabırla beklemiyor. Masasında oturuyor ancak oradan bağırıyor "Ne zaman gelecek" diye, bir süre sonra söylenmeye başladı. Masasına gittim.
"Beyefendi hazırlanıyor, lütfen biraz bekleyin."
Dedikten sonra ayağı kalkıp itti beni,
"Sana mı soracağım? çabuk olun." Böyle tiplerle uğraşıyoruz. Patrona beni şikayet etti, iftira atarak; söz de ona hakaret etmişim.
Patron öfkeyle geldi içeriden, durumu anlattım. Müşteriye inanıyordu ki diğer kafedekiler doğruladı beni. Kovduk kafeden, sıkışınca iftira atıyorlar, bazı müşteriler öyle çirkefleşiyor ki, sadece bayanlar değil.
Tezgahta içecekleri hazırlarken, çantalı çocukla bir anda göz göze geldik. Nasıl tesadüf. Gelmemi istiyor gibiydi ama seslenmedi. İçeceği Gamze'ye devredip yanına gittim.
GAMZE:
Yanıma Özge'yi çağırdım ve o merak ettiğim soruyu sordum sabahtan beri.
"Sence Zeynep bu çocukla fazla ilgilenmiyor mu? Dedim fısıltıyla. Dikkatimi çekti, niye bu kız tanımadığı çocukla ilgileniyor ki?"
Zeynep'te bir haller var ama ne? Özge uzun süre baktı iyice gözledi.
"Çocuk kızın hayatını kurtardı."
Dedi bir de şaka gibi. Anahtarı bulup verdi, hatta Zeynep görmüştü. Kızın her şeyi yapmacık geliyor, o samimi tavırlar sahte bence.
Yanına gittim, biraz daha kahve istedi. Gözlerim açık çantasına kaydı istemsizce, çantasında hem spor malzemeleri vardı, hem de ders kitapları. Merak edip sordum, normal ilgilenmem kimsenin eşyasıyla ama aşırı merak ettim.
"Kitaplar ve spor malzemeleri?"
Kısa güldü sonra malzemeleri gösterip:
"Üniversitede spor bilimleri okuyorum ama hayalim polis olmak olduğu için derse harıl harıl çalışıyorum."
Ne güzel, spor bilimlerini ailesinin baskısından kurtulmak için tercih etmiş. Babam doktor olmamı istiyordu fakat kanser olduğu için çalışmak zorunda kaldım. Kaç saattir çocuğu sırt çantalı çocuk diye kodlamıştım. İsmi Mert bunu kodlayayım artık.
Elindeki ize gözüm takıldı, Mert fark edip hemen masanın altına indirdi. Soracaktım fakat saklıyorsa sormam hata olabilir.
İkinci kahvesini de götürdüm. Gamze ve Özge tezgahtan öyle bakıyorlardı ki, tabi ben anladım o bakışı fakat iyi bir müşteri Mert. Tezgahta ağzımı yokladı ancak hiç falso vermedim. Günün sonlarına doğru patron gelip, bizi ve etrafı kontrol etti.
İşin bitmesine şükür bir saat vardı. Ayakta duramıyorum, hiç on dakika oturduğumu hatırlamıyorum. Patron da maşallah, gel kontrol et, git kontrol et.
Güneş yavaş yavaş batıyordu, akşam ışıkları vuruyordu kafeye. Mert çıkarken Zeynep Hanım diye seslendi, tezgahı siliyordum kafamı kaldırdım baktım.
Bayanlara özel selam verirsin ya elinle, öyle selam verip:
"İyi akşamlar, kendinize iyi bakın." Deyip kapıya yöneldi, çıkmadan önce son kez baktı ve gitti. "Değişiksin Mert, ama bu rahatsız edici değil."
Anahtarı erkeklere teslim ettim, gece onlar çalışacaktı. Canım evimin yolunu tuttum, bizim ev arka sokaktaydı şansıma. Bugün tuhaf bir gündü.
Mert bir başkaydı, farklı hissettirdi nedense bende. Kapıyı açıp ben geldim diye seslendim. Salona gittim küçük bey odasında ödev yapıyormuş.
Annem sofrayı kuruyordu ama yine gözleri yaşlı. Babam bugün baya öksürmüş, onu çok seviyor ve haliyle kıyamıyor. Geceleri, gündüzleri babamı dert ediyordu garip annem. Elinden tuttum:
"Yapma anne. Her derdin çaresi var, şimdi babam yemeğe gelecek seni böyle görmesin"
Annem kafasını salladı, gidip yüzünü yıkadı. Odasına gidip bizim küçük beyimize baktım. Hocası yine ödevler vermiş boğuşuyor, yemekten sonra yardım edeceğimi söyledim. Babam işimin nasıl geçtiğini sordu yemekte.
"İyi baba, bugün deponun anahtarını düşürdüm ama sağolsun biri bulup verdi." Dedim.
O biri Mert'ti, aklıma geliyor yemek yerken bile. Yeni tanıdığım kimseye bu kadar düşünmem normalde. Gülümsedi, elini elimin üstüne koydu:
"Kızım rahat edemezsen çık, benim için kendini zorlama."
Rahatım deyip konuyu kapattım, tatlıyı bahane edip mutfağa gittim. Rahat olsa da, olmasa da çalışmak zorundayım. Babam bu hastalıkla çalışamazdı. Geçiktiğimi görünce annem geldi mutfağa.
"Kızım istersen ben de çalışmaya başlayayım, sen dinlen."
Dönüp sarıldım. O hem kardeşime, hem babama bakıyor.
"Anneciğim, ben yapıyorum ve yetiyorum. Sen dert etme lütfen."
Beraber tatlıları getirdik. Babam uzun uzun baktı bana, içten içe haline üzülüyordu ancak belli etmiyordu. Gece uyumadan önce düşündüm; babamın tedavisi, ilaçları ve ailemin ihtiyaçları halletmem lazım. Nasıl halledilir bilmiyorum ama halledeceğim.
Yorumlar
- Doğan Sancak: Ailene bakıyorsun ama yoksa sen de yoruluyorsun
- Esra Sancak: Niye gizliyor olabilir ki?
- Recep Karaca: Kendini savunmalısın herkes sana çamur atıyormuş gibi
- Furkan Bk: Yanık izi
- aleyna dede: mertin elindeki iz ne?
- Turan Kızılaya: gamze dikkat et biraz insanlar işine gelince neden sinirleniyor?
- Aslı Kılıç: Biraz yardım et ahşaptan anahtarı düşürme bence
- Büşra Baran: Bazı rotaları insanın canını acıtır ama bazı rotalar ise sizi en güzel hâliyle getirir