4. Bölüm
Sabah annem erkenden çıkıyordu, gitmemesini söyledim ama dinlemedi. Babam kahvaltı etmeden gitmişti, aradım fakat açmadı. Umarım sorun yoktur. Kardeşimi giydirdim, bugün okula götürmek bana düştü yine. Kıyafetini düzeltirken: "Abla babam iyi olacak mı, eskisi gibi mutlu olur mu?"
Cevap veremedim, gücüm yoktu bu soruya cevap vermeye. İyi olacağını söyledim, inanamasam da. İstiyorum bir mucize olsun, birden iyileşsin ama olmuyor. Çınar'ı bıraktım okula ancak pek gitmek istemiyordu, sordum niye ama söylemedi. Saate baktım sekizi geçiyordu, patron bundan pek hoşlanmayacak.
Koşar adımlarla kafeye doğru yola çıktım. Güzel bir olması dileğiyle. Kafe on beş dakikalık yürüme mesafesindeydi. Kulaklığımı takıp hızlı adımlarla yürüyordum, güneş gözümün içine giriyordu. Bir süre sonra yüzümden damlaların kaldırıma damladığını fark ettim.
Erimezsem ulaşacağım kafeye. Şeker misin kız, erimezsin diyordum kendime. Kafeye vardığımda Hulusi Bey yoktu; bir arkadaşının yanına gitmiş ve en güzeli geç dönermiş. Bugün baya rahatız, başımızda bekçi gibi duran yok. Masaya çay ve tatlıları götürürken göğsüm sıkıştı bir an.
Özge kasadan koşarak yanıma geldi. Servisi o yapacaktı, içeri gidip dinlendim. Biraz toparlanınca tekrar servise koyuldum. Gizem paket servisleri götürdü. İki çift gelmişti kafeye; yeni nişanlanmışlardı, çok güzellerdi. Aşkları gözlerinden okunuyordu adeta.
Fotoğraf çekmemi istediler fakat Özge'ye verdim telefonu; Çünkü korkuyorum güzel çekememekten. Özge hayata daha pozitif bakıyor ve umursamıyor insanların sözlerini. Masayı toplarken telefonum çaldı, işte bu hiç hayra alamet değil. Arka cebimden sarı sade kılıflı telefonumu hızla aldım.
Ekranda müdür yazıyordu, umarım kötü haberin içinde daha kötü haber olmaz diye dua ediyordum. Açtım:
"Çınar'la ilgili konuşmamız lazım Zeynep Hanım okula bugün erken mutlaka gelir misiniz?"
Müdür mutlaka lafını kullandıysa ciddi bir şey olmuş kesin. Özge'ye beni idare etmesini söyledim ve önlüğümü çıkarıp yola çıktım. Yol boyunca "Allah'ım kötü bir şey olmasın" diye dua edip durdum. Halit Beyli Ortaokulu'na geldim şükür, Çınar beyimizin peşine koşuyoruz işimizi gücümüzü bırakıp.
Serdar Müdür'ün odasına gittim. Batuhan denen çocuk kardeşime bir şeyler söylemiş. Zengin bebesi yine ve yine. Çınar öğretmenin eşliğinde müdürün odasına geldi. Odadan herkes çıktı, onunla yalnız konuşacaktım. Yüzü kızarmıştı Çınar'ın. Sakince yanıma çağırıp sordum. "Babam hasta ya abla, ölecek mi?"
Yanağından öptüm. "O nasıl laf Çınar, iyileşecek hep bizim arkamızda olacak." dudağını büzerek: "Arkadaşım hasta olduğunu ve yetim kalacağımı söyledi." nasıl çocuk öyle ya, öyle denir mi? Annesi Hazal Hanım'ı bir görsem var ya. Hiç mi çocuklarına terbiye vermiyorlar.
"O seni korkutmuş canım. Sen onları dinleme, kızdırıyor seni." Çınar'ın elinden tuttum ve odadan çıktık. Müdür ve Hazal Hanım koridorun köşesinde konuşuyordu. Adımlarımı hızlandırıp yanlarına geldim, konuşmalarını böldüm.
"Kardeşimi alıp eve gidiyorum müdür bey. Siz Hazal Hanım çocuğunuza nasıl konuşması gerektiğini öğretin. Çocuğunuzla hiç ilgilenmiyorsunuz."
Gülümsedi ve yaklaştı:
"Annesi ve babası nerede Çınar'ın, siz önce parçalanmış ailenizi toplayın."
Dövecektim yemin ederim, bir tokat yapıştıracaktım da müdür araya girdi. Oğlunun niye bu kadar itici olduğu belliymiş; annesinin yansıması çocuk. Çocuğunu geçtim annesinin terbiyeye ihtiyacı var. Yoruldum ya, böyle insanlardan.
Çınar'ı eve bıraktım, bir şeyler hazırladım. Evde peynir fln bitmişti, alınan ay sonuna yetmiyor ancak patron verdiği parayın yıllarca yeteceğini sanıyor. Annemi aradım, karşı apartmanda kadının evini temizliyormuş. Keşke şu bataklıktan biraz kafamızı çıkarsakta annem temizliğe gitmese.
İşe doğru yola gittim. Patron gelmişti, beni görünce kaşlarını kaldırdı. Elleri cebinde bir süre beni izledikten sonra odasına gitti. İlk defa bir şey demedi, hasta mı acaba? Kafamı sallayıp Özge'ye işaret ettim. "İşleri iyi gitmiş bugün o yüzden rahatız." dedi. İşleri iyi gitti demek şey demek; kafenin geliri toparlanmış bir haftadır.
Bu adam Parayı mı çok seviyor yoksa çok para kazanmayı mı, çözemedim. Okulda olanlardan sonra dırdırını zaten çekemezdim iyi oldu. Kafede boşalmıştı, müşteri sayısı bugün azdı. Gizem gidip patrondan izin alıp çıktı. Zengin bir yaşlı adam ve kadın var. Bizimle yaşıt torunları var; Gizem iki yaşlıya yardım ediyor zengin torunlarıyla sevgili olmak için.
Bir şey demiyorum ama yanlış şeyler bence. Bana demiyor hiç bir şeyi, her şeyi Özge'ye anlatıyor. Patron Kafe şu an boş ve müşteri gelmez diye izin verdi büyük ihtimal, bana da o yüzden de bir şey dememiştir. İnci Kafe çok büyük değil fakat tanınan kafe, müşterisi de çok. Gündüz biz üç kız çalışıyoruz, akşam erkekler işletiyor.
Kafenin renginin sarı olması;)
Bugün hiç Mert gelmemiş, umarım sıkıntısı yoktur. Hilal denen kız da yoktu. İkisi arasında ne var ya, kız beğendi desem ilk görüşte mi? Babamı tekrar aradım ancak haber yok. Telefon çalıyor ancak açılmıyordu. Umarım başına bir şey gelmemiştir çok korkuyorum. Kafeye üç tane genç geldi, köşedeki küçük masaya aldık.
Siyah baya kısa saçlı biri bana bakıyordu sürekli; Özge masaya meyve sularını götürdü ancak benim hizmet etmemi istedi o çocuk. Sandalyeye yayılmış, uzaktan bana bağırdı: "Şişt güzel kız, bizim masayla sen ilgilen."
Hey allahım çattık ya, sabırlı ol Zeynep. Yanlarına gittim.
"Ne istediniz başka?" geniş ağzıyla "Tramisu istiyoruz dört tane" dört ne alaka yani? Tekrar saydım: "Üç kişisiniz ama..." beni işaret edip "Biri senin tatlım" dedi. Servis tepsisini kafasına vurmamak için zor tutuyorum kendimi şu an. Allahım ne günah işledim de böyle gevşeklerle muhattap oluyorum.
Bir şey demedim, gidip üç tane getirdim. Tezgaha gidiyordum, arkadan seslendi. "Sen de kendine al da beraber oturup tatlı yiyip, konuşalım, benden." kafasına geçirsem tepsiyi suçlu ben miyim? Sonra diyorlar Zeynep müşteriyi tersliyor ya da dövüyor.
Herkes onlardan rahatsız olmuşçasına bakıp kafasını sallıyorlardı sağa sola. Sessiz kalıp tezgaha geçtim. Özge mendil falan götürdü, ona adımı sormuş. Özge tezgahın köşede kendi kendine bir şey dedi. "Uyuz olmasa olurlar."
Kağıda ismini yazıp altına telefon numarasını yazmış, kağıdı buruşturup çöpe attım. İsmi Burak'mış, isminin hakkını verememiş bir mal. Gitmelerini bekledim, özellikle Burak'tan çok rahatsızım. Uzaktan bana bakıp sırıtıyordu. Bizim mesainin dolumuna doğru tıkınıp kalktılar.
Ücreti ödemeye kasaya gelince, ağzıma girecekti. Gülerek: "Akşam aramanı bekleyeceğim canım" çok beklersin sen daha. Kafede çalışıyorsan her türlü insana denk geliyorsun böyle, hatta muhattap oluyorsun. Saat beşi gösteriyordu, patrona haber verip Özge'yle çıktık.
Yolda giderken bir de çocukla beni yakıştırmış. Benim öyle insanla ne işim olur ya, kendini bir şey sanan öküz. Normalde tepsiyi kafasına geçirirdim ancak patronla uğraşmak istemiyorum. Hulusi Bey müşteri kaybetmek istemez yani. Özge'yi durdurup alışveriş yaptım dükkandan. Dükkana yazdırıyoruz, ay başında ödüyordum.
Özge iki alt sokakta oturuyordu, sohbet ederek bizim eve geldik. İçeri davet ettim ama gelmedi evine gitti. Çok yorgunmuş, bugün Çınar için okula gittim ve işleri ona bıraktım ya. Özge gibi arkadaşım olduğu için çok şanslıyım. Çınar yatağında ayaklarını katlamış oturuyordu.
Annem daha gelmemişti. Babama bakındım odalara, en son mutfağa gittim oradaydı. O da yeni gelmiş, bir şey almış düzüyordu. "Baba neredeydin sen bugün, telefonuna da bakmadın?" poşetleri bırakıp: "Esnaflara dükkanlarında yardım ettim. Eve bir katkım olsun istedim."
Sarıldım.
"Babam benim, katkına gerek yok. Sen otur dinlen yeter, biz halledeceğiz her şeyi."
Sırtımı sıvazladı.
"Yük oluyorum zaten size, bari eve katkım olsun."
Elini öptüm ve gerek olmadığını söyledim. Akşama annem malzemeyi hazırlamıştı, tencereye yağ ve salça koyup doğranmış patatesi attım. Etleri pişirdim ayrı ve onuda sonra ilave ettim. Yemek pişerken annem geldi. Halsizdi her zamanki gibi, üzerini değişti
Yorumlar
- Turan Kızılaya: Gerçekten de hiçbir şey yememekle büyütülmek ne acı zeynep