Keşfet

6. Bölüm

Kısa Mesafe

Dün gece sabahlara kadar elim mesaj kutusuna gidip geldi. Mert'e mesaj atıp sormalı mıyım yoksa sormamalı mıyım? O kız eski sevgilisi olabilir umrumda değil, sadece gerçekte kim olduğunu bilmediğim için kendime kızıyorum. 

Aklımdan çıkmıyor. Benim hayatımda bir sürü dert varken Mert'i düşünmek komik. Sabah pek iştahım yoktu açıkçası, gider ayak bir şeyler atıştırdım. Çınar bey çok iştahlıydı benim aksime. Okul vakti geldiğinde Çınar'ı masadan kaldıramadık, gitmek istemiyordu. Ağlayacaktı gitmemek için.

Çömeldim. "Eğer o Batuhan denen çocuğun sözlerinden rahatsız oluyorsan söyle açıkça."  Gözlerini kaçırdı pencereye doğru, tamam anladım; Batuhan'dan rahatsızdı. Babam halsiz sesiyle: "Batuhan kim Çınar, ne yaptı sana?" Çınar seslenmedi. Babama ben halledeceğimi söyledim.

O hastayken bir de okul sorunuyla uğraşmasın. Anneme bakındım mutfağa lakin yoktu. Sofrayı hazırlayıp temizliğe gitmiş zengin evine. Allah'ım sen bizi feraha erdir ne olur. Ne yaptıysam okula gitmedi; ağladı, kızdı, odasına kaçtı. "Bugünlük gitmesin kızım." hadi babamdan torpilli beyimiz.

Okula gidip şu meymenetsiz annesiyle ya da o şımarık çocukla konuşmalıyım. Çıkarken babamın vücudunun titrediğini fark ettim. Neden titrediğini sordum ancak sabahın ayazı dedi sadece. İçim huzursuzdu ama  işe gitmek zorundayım.

Kalın giyinmesini söyleyip çıktım evden. Bugün güzel bir gün olacak buna inanıyorum. Yavaş ama ritmik adımlarla kafeye doğru gidiyordum.

Gece ve şimdi yolda aklımdan dünkü gördüğüm ve duyduklarım çıkmıyor. Mert'e bir şey sormayacağım çünkü o yine inkar edecek. Nefret etmiyorum tabi ki fakat hani insanın incinir veya kırılır ya öyle.

Kafeye yaklaştığımda içeriden kahkaha sesleri geliyordu. Gizem'in şu zengin sevgilisi Doruk. Kafenin ortasında konuşuyorlardı. Siyah kısa kıvırcık saçlı, açık mavi kot pantolon giymiş. Üstüne lacivert tişört. Ben zenginim diye bas bas bağırıyordu üstündeki kıyafetler. Hiç muhattap olmadan ikisine bakarak kıyıdan kıyıdan tezgaha geçtim.

Özge de benimle aynı fikirdeydi. "Sabahın köründe bu ne göstermelik sahne. Anladık sevgilin zengin ve yakışıklı." dedi kinayeli. Beni ilgilendirmez fakat aşkımı bu kadar açık ve göstermelik yaşamayı benim tercihim değil. Ben Gizem'in yerinde olsam patron damlardı hemen kafeye.

Okula uğramam lazım ancak gidemem çünkü patron son şans verdi bana. Yarın izin günüm, o zaman gider konuşurum. Özge gitmemi söyledi, idare edermiş ama kabul etmedim. Hulusi Bey kesinlikle ayrılma demişti. Ayrıca etrafa iş aradığımı haber verdim, bulursam yeni bir iş o vakit bay bay İnci Kafe. Ben tezgahı silerken müşteriler de gelmeye başlıyordu.

"Gizem patron gelebilir, arkadaş gitse iyi olur." dedi. Tripli tripli: "Bir şey olmaz o da müşteri." gidip köşedeki masalardan birine oturdular. Özge'ye yalvardım onun hizmet etmesi için çünkü tahammülüm yok artık şu kıza. Dışarıya çıkıp masaları silmeye koyuldum. O ara Hulusi Bey kafeye geldi, bana "Kolay gelsin" deyip içeri girdi.

Bugün sakin bir tavrı vardı değerli patronumuzun. içeri giren müşterilerin siparişleriyle ilgilenmeye çalıştım. Özge'yle tezgahta sohbet ederken beni dürttü, kafamı kapıya çevirdim. Mert geliyordu, onunla konuşmalı mıydım? Beni tezgahta görünce yanıma geldi. Tezgahın önündeki taburelerden birine oturdu. "Günaydın, umarım iyisinizdir kızlar. Bir kahve alabilir miyim? ayılıp ders çalışmalıyım."

Hiç konuşmadım, Özge selam verip kahvesini koydu tezgaha. Konuşmamamı farketti sanırım bana baktı uzun süre. Şaşkın sesle: "Bir sorun mu var Zeynep?"

Olduğundan farklı görünmen dışında sorun yok. Sakince nefes alıp verdim. "Sorun yok günaydın, bugün pek havamda değilim açıkçası." 

O ara Özge bizi yalnız bıraktı tezgahta. Kahvesinden bir yudum aldı: "Niye havanda değilsin?" of söyleyemiyorum konuşmak istemediğimi. Kafamı sallayıp: "Sorun yok." deyip kısa kestim.

Ben ne yaşıyorum ya? Şu an çok garip durumun içindeyim. Ben niye kırgınım ki sevgilim değil ki, bana anlayamadığım bir şeyler olmuştu o takipten sonra. Aklımda normalde Zeynep'in yapmayacağı bir şey var ama yapmayacağım tabi orijinal Zeynep olup. Kendimi hazırladım ve bir nefeste söyledim.

"Hilal'i tanıyormuşsun gayet, bana yalan söylemişsin?" 

Yüzü kasıldı, parmaklarıyla kupayla oynamaya başladı. "Evet tanıyordum, bunun için özür dilerim Zeynep. Doğruyu söylemem gerekirdi." hiç inandırıcı gelmedi. Artık inanamıyorum hiç bir dediğine. Kaşlarımı kaldırıp: "Eski sevgilin dimi?" tok sesle: "Evet, sen buna mı kırıldın yoksa yalan söylememe mi?" dedi. Ne kırılacağım sevgilin olmasına, bana ne yani.

"Yalan söylemene gerek yoktu, konuşmasak mı?" 

Panikle yaklaştı tezgaha. "Özür dilerim Zeynep yalan söylediğim için. Konuşmak istememenden korktum." dedi. Sessiz kaldım. Keşke başta söyleseydi. Uzun uzun baktı sonra sessizce kalktı tabureden Köşeyi işaret edip gözleriyle: "Kafede oturmamda sorun yoktur umarım?"

Hayır dedim. O kadar kendimi kötü hissediyorum ki, o kadar iyiliğinden sonra böyle davranmam sert oldu ama güvenemiyorum artık ona. Masasına oturup kitaplarını açıp ezber yapmaya koyuldu. Ara ara göz ucuyla bana bakıyordu affet dercesine, benim durumumda farklı değildi.

İstemeden ona doğru bakıyordum, bu benim elimde olan bir şey değildi. Küsmek kötü şeymiş ya, şu an anladım. Bakma bana öyle, bir kere güvenimi kaybettiğimde geri kolay kolay güvenemiyorum. Özge kahvesini yeniledi gidip. Hilal'e de sorduğumda inkar etmişti, meğer birbirlerini çok iyi tanıyorlarmış, hatta Hilal denen kız Mert'i çok müthiş tanıyor.

Zaten o kızın eski sevgilisi olduğunu tahmin etmiştim. Aslında ikisinden de bana ne ya; benim ailem gibi daha büyük sorunlarım var, Hilal denen kızı dert edemeyeceğim şimdi. Gizem ve Doruk baya baya gülüşüyorlar köşede, patron hiç seslenmiyor bunlara.

Özge tezgaha gelince ona sordum. "Patron niye Gizem'e bir şey demiyor? bezi tezgahın köşesine fırlattı. "Zengin çocuk patronun bugün eleman zararını ödemiş." dedi. Oh ne güzel ya ödesin rahat rahat otur, biz de burada koşturalım. Özge siparişe gidince Mert elini kaldırdı. Yanına gittim ne diyor acaba. "Kahvem bitti." dedi. Kahve getirmeye giderken kolumdan tuttu.

"Değerli bir arkadaşımı kaybetmek istemiyorum."

Kolumu hızla çektim. "Zenginsin paranla arkadaş al." Bu ağır oldu, demeseydim ya. masadan kalktı. "Onlar da senin gibi güvenmiyor bana, yalan hiç söylemediğim halde. Görüşmek üzere, kendine iyi bak lütfen." dedi ve eşyalarını toplayıp gitti. Fazla mı abarttım? 

Mert.

İçim buruk, suçluyum hem de çok, ama bu kadar sert olmalı mıydı? Arabaya binip evime doğru yola çıktım. Zeynep benim için nedense değerli, galiba diğer arkadaşlarım gibi sahte davranmıyor o yüzden. Ona hiç o yalanı söylememeliydim. Özür dilemek yetmiyor, kendimden biliyorum.

Zeynep sanıyor ki zengin olmak dostunun çok olmasıyla eş değer, oysa öyle değil. Bilse hayatımdaki beni anlayan, içten davranan nadir insanlardan. Kocaman bir villam var, altımda son derece lüks arabam var ancak bir tane beni ben olduğum için seven birisi yok işte.

Villanın önüne geldim, arabayı park etmesi için korumaya verdim. Merdivenleri yavaş adımlarla çıkıyordum, odam koridorun sonundaydı, babamın misafirlerine görünmemek ve yalnız kalmak için özellikle seçtim. Penceresi bahçeye bakıyordu, ara ara balkona çıkıp sigara içiyorum.

Odama girer girmez gri ceketimi açıp odanın köşesine fırlattım. Öfkeliydim ama Zeynep'e değil, kendime öfkeliyim. Her şeyde başarısızım arkadaşlıkta bile...

Balkona çıktım atletimle, bahçede babamın çalışanlarını izledim biraz. Korumalar, temizlikçiler, hizmetçiler...

Bu kadar insanın içinde yalnız hissetmek benim hatam mıydı? Arkadaşlar aradı oturmak için ama açmadım çünkü umursamadan sadece gülmek saçma geliyor bana. Tek arkadaşımı kaybetmek istemiyorum. Bir çok kızla tanışıp konuştum fakat kimse onun kadar aklımı meşgul etmedi.

Onun beni affetmesi için güzel bir hediye mi vermeliyim, yoksa bir çiçek demeti mi göndermeliyim İnci Kafe'ye. Saçma olur çünkü sevgililer yapar bunları. Ne yapmalıyım, bilmiyorum? Şu an o küs olduğu için o kadar rahatsı