Keşfet

1. bölüm

Kod Adı: Göktürk

BÖLÜM 1

Ben Üsteğmen Betül Yıldırım.

Yirmi altı yaşındayım.

İnsanlar beni ilk gördüklerinde genellikle sessiz olduğumu söyler. Haklılar. Çünkü konuşmaktan çok dinlemeyi, dinlemekten çok gözlem yapmayı severim.

Askerlik benim için çocukluk hayali değildi.

Bir gün üniformayı giydiğimde, onun sadece kumaştan ibaret olmadığını öğrendim.

Omzundaki rütbe sana yetki verir.

Ama asıl yükü vicdanın taşır.

Bir kararın...

Bir emrin...

Bazen bir askeri evine sağ salim götürür, bazen de bir aileyi ömür boyu eksik bırakır.

Bu yüzden görev benim için her zaman her şeyden önce geldi.

Duygular ikinci plandaydı.

Olmak zorundaydı.

Göktürk Timi'ne atandığımı öğrendiğim gün herkes aynı şeyi söyledi.

"Orası seçilmiş askerlerin timi."

Gülümsedim.

Ben hiçbir zaman kolay yolu seçmedim.

Kolay olan hiçbir şey bana göre değildi.

Sabahın ilk ışıklarıyla askerî araç üssün kapısından içeri girdi.

Camdan dışarı baktım.

Koşan askerler...

Komut sesleri...

Rüzgârda dalgalanan ay yıldızlı bayrak...

İçimde tuhaf bir heyecan vardı.

Yeni bir tim.

Yeni insanlar.

Yeni görevler...

Belki de yeni bir hayat.

Araç yavaşça durdu.

Derin bir nefes aldım.

Çantamı omzuma taktım.

"Haydi Betül..." diye fısıldadım kendi kendime.

"Yeni bir başlangıç."

Kapıyı açıp aşağı indim.

Botlarım toprağa değer değmez başımı kaldırdım.

Ve o an...

Sanki bütün sesler sustu.

Karşımda duran adamı görünce nefesim boğazımda düğümlendi.

Kısa kesilmiş kumral saçları...

Lacivert gözleri...

Her zamanki gibi dimdik duran duruşu...

Yüzbaşı Yiğit Karaca.

Bir an olduğum yerde kaldım.

Sonra dişlerimi sıktım.

"Bir bu eksikti..." diye nefretle mırıldandım.

Kader benimle dalga geçiyor olmalıydı.

Koskoca ülkede başka tim mi kalmamıştı?

Başka komutan mı yoktu?

Neden yine o?

Yiğit'in dudaklarının kenarında belli belirsiz sinir bozucu bir gülümseme oluştu.

Beni görmeyi bekliyormuş gibiydi.

Hatta...

İlk tepkimi görmek için özellikle buraya gelmiş gibiydi.

Kollarını göğsünde birleştirerek birkaç saniye beni süzdü.

Sonra sakin ve tok sesi duyuldu.

"Hoş geldiniz, Üsteğmen Betül Yıldırım."

Sesindeki resmiyet bile sinirlerimi germeye yetmişti.

Kendimi toparlayıp asker selamı verdim.

"Sağ olun, komutanım."

"Yolculuğunuz nasıl geçti?"

"İyi geçti."

Konuşmayı uzatmaya hiç niyetim yoktu.

Ama o belli ki uzatmak istiyordu.

"Demek sonunda Göktürk Timi'ne gelebildiniz."

Başımı kaldırıp gözlerinin içine baktım.

"Bunun sizi ilgilendirdiğini sanmıyorum, komutanım."

Kaşlarından biri hafifçe kalktı.

"Sanmakta özgürsünüz."

Çenem kasıldı.

Dört yıl geçmişti.

Ama birbirimizi sinir etmeyi hâlâ çok iyi biliyorduk.

Tam o sırada arkamızdan bir asker yaklaştı.

"Komutanım! Albay Selim Aydemir toplantı salonunda sizi bekliyor."

Yiğit gözlerini üzerimden ayırmadan kısa bir cevap verdi.

"Geliyorum."

Sonra bana döndü.

"Üsteğmen Yıldırım."

"Komutanım."

"Beş dakika sonra toplantı salonunda olun."

"Emredersiniz."

Yanından geçip yürümeye başladım.

Tam birkaç adım atmıştım ki sesi yeniden arkamdan geldi.

"Ve Üsteğmen..."

Durmadım.

Sadece başımı hafifçe yana çevirdim.

"Göktürk Timi'nde geçmişe yer yok."

Gözlerimi bir an kapattım.

Ardından arkamı dönmeden cevap verdim.

"Ben geçmişte yaşamıyorum, komutanım."

"Umarım siz de yaşamıyorsunuzdur."

Bir saniye bile beklemeden yürümeye devam ettim.

Ama içimde tek bir düşünce vardı.

Bu görev... sandığımdan çok daha zor olacaktı.Koridor boyunca attığım her adımda tek bir şeye odaklanmaya çalışıyordum.

Görev.

Sadece görev.

Az önce yaşanan karşılaşmayı aklımdan atmalıydım.

Atabilirdim de...

Eğer karşıma çıkan kişi Yiğit Karaca olmasaydı.

Derin bir nefes alıp toplantı salonunun kapısına geldim.

Kapının üzerindeki siyah tabelada tek bir yazı vardı.

GÖKTÜRK TİMİ

Elimi kapının koluna uzattım.

Bir an duraksadım.

"Toparla kendini, Betül."

Sonra kapıyı çaldım.

"Gel."

Yiğit'in tok sesi içeriden duyuldu.

Kapıyı açıp içeri girdim.

Salon düşündüğümden büyüktü.

Duvarın bir yanında Türkiye haritası, diğer yanında operasyon bölgelerini gösteren dijital ekranlar vardı.

Masanın etrafında oturan tim üyeleri aynı anda bana döndü.

Hepsinin bakışları üzerimdeydi.

İlk konuşan kumral saçlı, güler yüzlü bir asker oldu.

"Hoş geldiniz, Üsteğmenim."

Gülümsemek istedim.

Başarabildiğim tek şey başımı hafifçe sallamak oldu.

"Hoş bulduk."

Yiğit masanın başında ayaktaydı.

Dosyayı kapatıp bana baktı.

"Tanışalım."

Salondaki herkes dikkat kesildi.

"Ben Yüzbaşı Yiğit Karaca. Göktürk Timi Komutanıyım."

Bunu zaten biliyordum.

Ama bunu söyleme şekli...

Sanki birbirimizi ilk kez görüyormuşuz gibiydi.

Bakışlarımı ondan çekmeden kendimi tanıttım.

"Üsteğmen Betül Yıldırım."

Sesim sakindi.

"Özel harekât eğitimi, ileri atış ve keşif eğitimlerini tamamladım. Bugünden itibaren tim emrinde görev yapacağım."

Yiğit birkaç saniye bana baktı.

Sonra gözlerini tim üyelerine çevirdi.

"Bugünden itibaren Üsteğmen Betül Yıldırım, Göktürk Timi'nin bir parçasıdır."

Salonda kısa bir sessizlik oldu.

Ardından aynı asker yeniden gülümsedi.

"Ben Uzman Onbaşı Efil Alaca."

Ayağa kalkıp elini uzattı.

"Aramıza hoş geldiniz."

Elini sıktım.

"Teşekkür ederim."

İlk kez içimdeki gerginlik biraz olsun azalmıştı.

En azından timde herkes Yiğit Karaca kadar sinir bozucu görünmüyordu.

Tam o sırada Yiğit'in sesi yeniden duyuldu.

"Tanışma faslı bittiğine göre..."

Dosyayı masaya bıraktı.

"Yirmi dakika içinde ilk göreviniz için hazırlanıyorsunuz."

Salonda bir anda ciddiyet hâkim oldu.

Daha üsse geleli yarım saat bile olmamıştı.

Ve ilk görevimiz başlamıştı.