10. Bölüm
Gece yarısını vurmak üzere olan askeri helikopterin pervaneleri, fırtınalı gökyüzünü yırtarcasına dönüyordu.
Helikopterin içindeki kırmızı loş ışık, Göktürk Timi'nin yüzlerindeki o çelikten sertliği ve ölümcül ciddiyeti aydınlatıyordu. Selim’in karargâhta kelepçelenip sorguya alınmasının ardından zaman adeta aleyhimize işlemeye başlamıştı. Shadow’un güvendiği o iç hat çökmüştü; fakat sınırın tam üzerindeki sarp Siyah Kaya Mevkii'nde "Akrep" kod adlı teröristin liderlik ettiği mühimmat konvoyu harekete geçmişti bile.
Gözlerimi helikopterin titreyen tabanına dikmiştim. Şarjörlerimi yeleğime yerleştirirken parmaklarım bir an bile tereddüt etmedi. İçimdeki o küçük, kapı arkasında saklanan dokuz yaşındaki kız çocuğu artık yoktu. Onun yerini, geçmişinin hesabını sormak için yemin etmiş bir üsteğmen almıştı.
"Son iki dakika!" diye bağırdı pilot kulaklıklardan.
Yiğit, helikopterin ortasında ayağa kalktı. Tavandaki tutunma demirine sıkıca tutunarak hepimize tek tek baktı. Koyu mavi gözlerinde en ufak bir şüphe, en ufak bir tereddüt yoktu. Bakışları bende durduğunda, başını hafifçe salladı.
Yanındayım demekti bu. Arkanı ben kolluyorum demekti.
"Dinleyin!" dedi Yiğit, pervanelerin gürültüsünü bastırarak. "Bu sıradan bir sızma harekâtı değil! Karşımızdakiler bizi, yolumuzu ve planlarımızı biliyordu. Ama artık körler! Selim'in yakalandığından haberleri yok. Konvoy kayalık geçitten girdiği an iki koldan bastıracağız. Efil ve Kerem tepeye yerleşip ana yolu tutacak. Mert patlayıcılarla kaçış yolunu kapatacak. Emre arkayı kollayacak. Betül ve ben... Doğrudan komuta aracına gireceğiz!"
"Emredersiniz komutanım!" sesimiz tek bir vücut gibi helikopterin içinde yankılandı.
Kırmızı ışık söndü, yeşil ışık yandı.
"İndirme!"
Halat aşağı sallandırıldı. Rüzgârın buz gibi soğuğu yüzüme çarptı. Halatı kavrayıp hızla kaydım. Botlarım ıslak ve kaygan kaya parçalarına temas ettiği an dizlerimin üzerinde dengemi sağladım. Silahımın emniyetini açıp etrafı taradım.
Arazi tamamen ıssız, sarp dağların arasına sıkışmış dar bir boğazdı. Sis ve yağmur görüş mesafesini otuz metreye kadar düşürüyordu ama bu bizim için avantajdı.
"Efil, Kerem... Hazırlandınız mı ?" Yiğit’in fısıltılı sesi telsizden geldi.
"Hazırız komutanım. Görüş kısıtlı kamera açık. Konvoy yaklaşık beş yüz metre batınızda, ağır ilerliyor. Dört araç var. İkinci araç zırhlı komuta aracı."
"Anlaşıldı. Mert, Emre... Patlayıcılar?"
"Geçidin dar yerine patlayıcıları yerleştirdik komutanım. İşaretinizi bekliyorum."
Yiğit kayalığın arkasından başını çıkarıp aşağı bükülen dar yola baktı. Ben de hemen soluna yattım. Aramızda tek bir santim bile boşluk yoktu. Omuzlarımız birbirine değiyordu. Yağmur damlaları şapkamızdan aşağı süzülüyordu.
"Hazır mısın Betül?" dedi Yiğit, sesini sadece benim duyabileceğim bir fısıltıya düşürerek.
" Hazırım komutanım," dedim gözlerimi geçitten ayırmadan.
"Güzel," dedi. Elini bir anlığına omzuma koydu, parmaklarıyla kumaşı sıktı. "Bu gece o geçmişi orada gömeceğiz. Babanın da, Emir'in de, senin de üzerindeki o gölge bu gece kalkacak."
O an, motor sesleri vadinin derinliklerinde yankılanmaya başladı.
Zifiri karanlığın içinden ilk aracın sarı, cılız farları belirdi. Ardından zırhlı komuta aracı ve arkasındaki mühimmat kamyonları göründü.
"Mert..." dedi Yiğit telsizden. "Şimdi!"
Ve büyük patlama gerçekleşti.
Devasa kaya parçaları ilk aracın üzerine dökülürken yol tamamen kapandı.
"Ateş serbest!" diye kükredi Yiğit.
Kerem ve Efil’in tepedeki keskin nişancı silahların tok sesi vadide yankılandı. Komuta aracının üstündeki makineli tüfekçi anında yere serildi.
"İlerle!"
Yiğit’le birlikte kayalıklardan aşağı fırladık. Yağan mermiler taşlardan sekiyordu gece patlayan kovanların ışığıyla aydınlanıyordu. Sol taraftan üzerimize doğru ateş açan iki kişiyi tek bir seri atışla etkisiz hale getirdim. Yiğit sağ kanadı silip süpürerek doğrudan zırhlı aracın kapısına yöneldi.
Araçtan fırlayan dev cüsseli, yüzü maskeli bir adam – Akrep – doğrudan Yiğit’in üzerine atıldı. Yiğit’in elindeki silah darbeyle kenara savruldu. İkisi çamurun ve kayaların üzerinde boğuşmaya başladı.
O sırada zırhlı aracın arka kapısı açıldı. Siyah parkalı, elinde telsiz tutan bir adam dışarı fırladı. Yüzündeki yara izi ve gözlerindeki o nefret dolu bakış...
Shadow.
Bizi gördüğü an belindeki silahı çekip Yiğit’e doğrulttu. Yiğit, Akrep’le boğuştuğu için arkasından gelen tehdidi göremiyordu!
O an zaman benim için tamamen durdu.
Dokuz yaşındaki o küçük kızın gözünün önünde annesine saplanan o bıçak...
Dört yıl önce Emir'in gözlerimin önünde sönen bakışları...
Ve Yiğit'in "Seni koruyacağım, gerekirse göğsümü siper ederim" diyen sesi...
"HAYIR!"
Hiç düşünmedim. Tereddüt etmedim.
Öne fırladım. Silahımın namlusunu doğrudan Shadow'un göğsüne sabitledim. Shadow tetiğe basamadan önce benim silahım patladı.
İki mermi doğrudan Shadow’un göğsüne saplandı. Adamın gözleri büyüdü, elindeki silah çamura düştü. Dizlerinin üzerine çöküp yüzüme baktı.
"S-Sen..." diye mırıldandı kan tükürerek. "Babasının... kızı..."
"Ben babamın kızı değilim," dedim ve "O hiç bir zaman benim babam olmadı" adım adım ona yaklaşarak. Sesim soğuk bir çelik kadar kesik ve netti. "Ben Türk Silahlı Kuvvetleri'nin Üsteğmeni Betül Yıldırım'ım!"
Shadow çamura yığıldı. Bir daha hareket etmedi.
O sırada Yiğit, Akrep’i son bir sert hamleyle yere serip kelepçeyi bileklerine geçirdi. Nefes nefese ayağa kalktı. Yüzü toza, çamura ve kana bulanmıştı. Bakışları yerdeki Shadow’a, ardından bana kaydı.
Silahım hâlâ ileriye doğru doğrulmuş durumdaydı. Ellerim hafifçe titriyordu ama bu kez korkudan değil, üzerimden kalkan o tonlarca ağırlıktaki yükün hafifliğindendi.
Yiğit yavaş adımlarla yanıma geldi. Elini nazikçe silahımın üzerine koydu ve namluyu aşağıya indirdi.
"Bitti," dedi Yiğit. Sesi yağmurun ve rüzgârın arasında bir sığınak gibiydi. "Geçti Betül. Bitti."
Gözlerimden süzülen yaşlar yağmur sularına karıştı. Yiğit bir an bile tereddüt etmeden kollarını bana doladı. Bedenimi sıkıca kendine çekti.
Hayatımda ilk kez birinin göğsünde kendimi bu kadar güvende, bu kadar korunaklı hissettim. Başımı omzuna koydum. Yağmur üzerimize yağmaya devam ederken, dağların arkasından ilk şafak ışıkları sökmeye başladı.
"Görevi tamamladık komutanım," dedim fısıltıyla, hıçkırıklarımın arasından.
Yiğit başını saçlarıma bastırdı, derin bir nefes aldı.
"Görevi tamamladık Betül... Ve sen, evine döndün."
Efil, Mert, Emre ve Kerem kayalıklardan aşağı inip yanımıza koşarken, Göktürk Timi şafak vaktinin kızıllığında dağların tepesinde dimdik duruyordu. Artık ne geçmişin gölgesi vardı, ne de aramızdaki o soğuk duvarlar.
Sadece biz vardık. Ve önümüzde uzanan yeni bir hayat...
Bölümde Geçen Kavramlar Açıklaması
Mühimmat: Mermi, bomba, roket gibi askeri ateşli silahlarda kullanılan patlayıcı ve koruyucu gereçlerin tamamı.
C4: Askeri operasyonlarda ve tuzaklamalarda kullanılan, yüksek patlama gücüne sahip plastik bir patlayıcı türü.
Sıcaklık Algılayıcı Kamera (Termal Kamera): Gece veya sisli havalarda canlıların vücut ısısını algılayarak ekranda görünür hale getiren askeri görüntüleme cihazı.
Yorumlar
- Ruken Çiçek: Devamını sabırsızlıkla bekliyorum
- Mavininn: Eveeettt
- Elif Pektaş: @mavii bence bu karakter daha da güçlüleşiyor