Keşfet

7. Bölüm

Kod Adı: Göktürk

BÖLÜM 7

Yiğit'in eli aşağı indiği anda koridor yeniden silah sesleriyle doldu.

Mermilerin duvarlara çarpmasıyla birlikte taş parçaları etrafa saçıldı. Yoğun toz görüşümüzü azaltırken karşı taraftaki gölgeler geri çekilmeye başladı. Kimse bulunduğu yeri terk etmeden ilerlemeye çalışıyordu.

Yiğit yeniden seslendi.

"İleri!"

Emriyle birlikte hareketlendik.

Koridorun sonunda iki kişi daha belirdi. Bizi gördükleri anda geri çekildiler.

Efil sağ taraftan ilerlerken Mert bulunduğumuz hattı kontrol ediyordu.

Ben ise gözlerimi karşı koridordan ayırmıyordum.

Bir gölge yeniden ortaya çıktı.

Bu kez daha yakındı.

Kısa süren çatışmanın ardından geri çekilmek zorunda kaldı.

"Komutanım, kaçış yolu kapanmış durumda."

Mert'in sesi telsizden geldi.

Yiğit cevap vermeden birkaç saniye boyunca koridoru inceledi.

Sonra sakin bir sesle konuştu.

"Teslim olun!"

Cevap gelmedi.

Bunun yerine içeriden birkaç silah sesi daha duyuldu.

Yiğit başını hafifçe kaldırdı.

"Devam."

İlerlediğimiz sırada karşı tarafın direnci giderek azaldı. Birkaç dakika sonra koridor tamamen sessizleşti.

Efil önden kontrol etti.

"Komutanım, temiz."

Yiğit başını salladı.

"Her yeri kontrol edin."

Odaya girdiğimizde içeride kimse yoktu. Fakat masanın üzerinde açık bırakılmış bir bilgisayar ve birkaç dosya vardı.

Mert hemen bilgisayarın başına geçti.

"Komutanım, sistem hâlâ açık."

Yiğit ona yaklaştı.

"Verileri al."

"Emredersiniz."

Ben masanın üzerindeki dosyalara baktım. İlk sayfalarda bina ile ilgili bilgiler vardı. Sonraki sayfaya geçtiğimde ise tanıdık bir isim gördüm.

GÖKTÜRK TİMİ.

Bir an durdum.

Sayfanın altında operasyon tarihi ve saatimiz yazıyordu.

"Komutanım..."

Yiğit yanıma geldi.

Dosyaya baktığında yüzündeki ifade değişmedi.

Ama bakışları sertleşti.

"Bizi önceden biliyorlardı."

Mert bilgisayarın başından başını kaldırdı.

"Komutanım, silinmiş dosyaların bir kısmını kurtardım."

Yiğit ona döndü.

"Ne var?"

Mert ekrandaki dosyayı açtı.

Karşımıza operasyon bölgesine ait görüntüler çıktı.

Ardından bizim aracımız...

Sonra tim.

Fotoğraflar operasyondan önce çekilmişti.

Efil sessizce yaklaştı.

"Demek bizi izliyorlardı."

Yiğit birkaç saniye boyunca ekrana baktı.

"Bu bilgileri kimden aldıklarını bulacağız."

Dosyayı kapattı.

"Toparlanın. Çıkıyoruz."

Hepimiz son kontrollerimizi yaptık ve odadan çıktık.

Koridordan geçerken az önce yaşanan çatışmanın izleri hâlâ her yerdeydi. Yerde boş kovanlar, duvarlarda mermi izleri ve dağılan taş parçaları vardı.

Binadan çıktığımızda gece tamamen çökmüştü.

Soğuk hava yüzüme çarptığında derin bir nefes aldım.

Saatlerdir ilk kez kendimi gerçekten güvende hissediyordum.

Ama bunun uzun sürmeyeceğini biliyordum.

Zırhlı aracın kapısı açıldı.

Hepimiz sırayla içeri bindik.

Ben yerime oturduğumda Yiğit karşı koltuktaydı.

Kısa bir süre göz göze geldik.

Sonra bakışlarını kaçırıp önündeki dosyaya döndü.

Motor çalıştı.

Araç binadan uzaklaşırken son kez arkamı dönüp terk edilmiş yapıya baktım.

Bu gece oraya bir görev için girmiştik.

Ama elimizde yalnızca birkaç dosyayla çıkmıyorduk.

Artık karşımızdaki kişinin bizi tanıdığını biliyorduk.

Ve Shadow'un adı ilk kez bu kadar yakınımızdaydı.

Telsizden komuta merkezinin sesi geldi.

"Göktürk Timi, durum bildir."

Yiğit telsizi eline aldı.

"Personel sağlam. Görev tamamlandı. Karargâha dönüyoruz."

Telsizden kısa bir cevap geldi.

"Anlaşıldı."

Yiğit telsizi kapattı.

Araç karanlık yolda ilerlemeye devam etti.

Ben camdan dışarı bakarken aklımda tek bir soru vardı.

Bizi kim izliyordu?

Ve daha önemlisi...

Bizi ne zamandır izliyordu?

...

Araç karanlık yolda ilerlerken içeride neredeyse hiç konuşulmuyordu. Motorun düzenli sesi ve arada bir telsizden gelen kısa konuşmalar dışında duyulan tek şey, yolun bozuk kısımlarında aracın çıkardığı sarsıntılardı. Herkes kendi düşüncelerine çekilmişti. Ben ise camdan dışarı bakıyordum. Karanlık manzara hızla geride kalırken zihnim hâlâ birkaç saat önce yaşananların içindeydi. Bu benim ilk görevimdi. Göktürk Timi'yle çıktığım ilk saha operasyonu... Ve Yiğit bütün operasyon boyunca beni kontrol etmişti. Bunu en başından beri biliyordum. Bana söylemişti. Bu yüzden şimdi onun gözünde nasıl bir izlenim bıraktığımı düşünmeden edemiyordum.

Karşı koltukta oturan Yiğit'in elinde operasyon sırasında topladığımız dosya vardı. Sayfaları sessizce inceliyor, bazı yerlerde durup not alıyordu. Yüzündeki ifade her zamanki gibi sakindi. Onun ne düşündüğünü anlamak neredeyse imkânsızdı. Birkaç kez gözlerimi dosyadan ona çevirdim. Her seferinde bakışlarımı başka tarafa çevirdim. Sonunda Yiğit başını kaldırdı.

"Bir sorun mu var, Üsteğmen?"

"Hayır, komutanım."

Kısa bir sessizlik oldu.

"İlk görevin nasıl geçtiğini düşünüyorsun?"

Sorusu beklemediğim bir anda gelmişti.

Bir an düşündüm.

"Beklediğimden daha farklıydı."

Yiğit bakışlarını üzerimde tuttu.

"Nasıl?"

"Her şey daha hızlı gelişti. Tehlikeyi görmeden önce hissetmek zorunda kaldım."

Başını hafifçe salladı.

"Bu iyi."

Sadece iki kelime söylemişti.

 Görev sırasında yaptıklarımın onun gözünden nasıl göründüğünü merak ettim.

Araç yavaşlayarak karargâhın girişine geldi. Nöbet noktasındaki askerler bizi görünce kapı açıldı. Zırhlı araç içeri girdiğinde herkes sessizce hazırlanmaya başladı. Görev bitmişti. 

Araç durdu.

Yiğit kapıyı açmadan önce hepimize baktı.

"On dakika sonra toplantı odasında hazır olun."

"Emredersiniz."

Ardından araçtan indik.

Karargâhın koridorlarına girdiğimde üzerimdeki yorgunluğu daha fazla hissettim. Üniformam toz içindeydi. Ellerimde hâlâ operasyonun izleri vardı. Soyunma odasına geçip ekipmanımı bıraktım ve yüzümü yıkadım. Aynadaki yansımama birkaç saniye baktım.

İlk görev.

İlk çatışma.

İlk kez bir timin parçası olarak sahaya çıkmıştım.

Ve başarısız olmamıştım.

Ama bunun yeterli olup olmadığını bilmiyordum.

On dakika sonra toplantı odasının kapısında durdum. İçeriden konuşmalar geliyordu. Kapıyı iki kez tıklattım.

"Gel."

Yiğit'in sesini duyunca kapıyı açtım.

Mert ve Efil çoktan yerlerini almıştı. Masanın üzerinde operasyon sırasında ele geçirilen dosyalar ve dijital kayıtlar bulunuyordu. Yiğit masanın başında duruyordu.

İçeri girdim.

"Geç kaldım mı, komutanım?"

"Hayır. Otur."

Yerime geçtim.

Yiğit önündeki dosyayı kapattı.

"Önce operasyon değerlendirmesi."

Herkes dikkatini ona verdi.

"Operasyon sırasında hedef unhazırlıklı olduğu anlaşıldı. Bina önceden hazırlanmış, kaçış güzergâhları oluşturulmuş ve operasyon bilgimizin karşı tarafa ulaştığına dair ciddi bulgular elde edildi."

Mert başını salladı.

"Bilgisayardan aldığımız veriler bunu doğruluyor."

Yiğit kısa bir süre sustu.

"Bu konu ayrıca araştırılacak."

Sonra bakışları bana döndü.

" Üsteğmen Betül."

Dik oturdum.

"Komutanım."

"İlk görevin."

Odadaki hava bir anda daha farklı hâle geldi.

‌Yiğit dosyaya baktı.

"Beklediğimden daha kontrollüydün."

Sözleri beni hazırlıksız yakaladı.

"Teşekkür ederim, komutanım."

Yiğit başını kaldırdı.

"Teşekkür etme. Devamını dinle."

Sessiz kaldım.

"İki noktada gereğinden fazla öne çıktın. Bunun görev sırasında sana avantaj sağladığını düşünebilirsin ama aynı hareket başka bir operasyonda seni zor durumda bırakabilir."

Başımı salladım.

"Anladım."

"Neden yaptığını biliyor musun?"

Bir an düşündüm.

"Ekibi desteklemek için."

Yiğit birkaç saniye bana baktı.

"İyi niyetli bir cevap."

Dosyayı kapattı.

"Ama sahada iyi niyet yetmez. Doğru karar vermen gerekir."

Söyledikleri sert değildi.

Ama ciddiydi.

"Bir daha aynı hatayı yapmam."

Yiğit'in bakışları değişmedi.

"Ben aynı hatayı yapmamanı istemiyorum."

Kısa bir sessizlik oldu.

"Neden yaptığını anlamanı istiyorum."

Bu kez cevap vermedim.

Çünkü ne demek istediğini anlamıştım.

Neyi doğru yaptığımı, nerede hata yaptığımı ve baskı altında nasıl davrandığımı görmüştü.

Ve şimdi bana bunları gösteriyordu.

"Genel değerlendirmen," dedi Yiğit, "olumlu."

İçimde fark etmeden oluşan gerginlik biraz olsun dağıldı.

"Ama bu, yeterli olduğun anlamına gelmiyor."

Başımı salladım.

"Anladım, komutanım."

Yiğit dos