Tılsım
Telefonu ellerim titreyerek kapattım. Üzerime ilk aldığım ceketi gecirmiş duyduklarımı kavramaya çalışıyordum , inanamıyordum. Hızlı adımlarla merdivenlerden inerken tek düşünebildiğim o soru vardı: Annemin hastalığı tekrar mı ortaya çıktı? Üstelik onca seneden sonra... Her şey geride kaldı sanırken, tam da yeni bir hayata adım atacakken mi?
Sokak kapısından dışarı fırladığımda rüzgâr yüzüme bir tokat gibi çarptı. Yola çıkıp ellerim havada, gözlerim dolmuş halde boş bir taksi ararken içimden dualar ediyordum; Allah'ım, lütfen ona bir şey olmasın, lütfen...
Taksi nihayet önümde durduğunda kapıyı açıp kendimi içeri attım. "Acil, lütfen acele edin!" sesimin ne kadar titrediğini kendim bile yeni fark ediyordum , ağlamamak için kendimi zor tutuyordum
Hastanenin acil kapısına vardığımda nefes nefeseydim. Koridorlardaki o keskin antiseptik kokusu beni rahatsız ederken bankodaki hemşireye adımı ve annemin adını nasıl söylediğimi hatırlamıyorum bile. "Yoğun bakım ünitesinin önünde," dediler.
Adımlarım beni o koridorun ucuna sürüklerken
– önüne baksana
Birine çarpmıştım
Ne dediğini bile umursamadan yoluma gidiyordum arkamdan hâla bir şeyler diyordu
İşte odaya gelmiştim bir kaç hemşire ve doktor çıkmıştı
– Nasıl annem iyi mi ? hastalığı tekrar mı çıktı, ne olacak , iyi olacak mı
– Sakin olun hanımefendi gayet sağlık durumu iyi sadece kendi fazlaca zorlamış , biraz dinlenmesi gerek
Söylenenden sonra biraz rahatlamıştım
– içeri yanına girebilir miyim
– Elbette ,ama yine de çok zorlamayın
– Teşekkür ederim
İçeri yavaşça adım attığımda, odadaki ağır ilaç kokusu yüzüme çarptı. Annem sedyede, her zamankinden daha küçük ve korunmasız görünüyordu. Oysa o, benim tanıdığım en güçlü kadındı; iş yerinde nasıl bayılırdı? Yıllar önce o illet hastalıkla boğuşurken bile gözü pek olan kadın, şimdi bu beyaz örtülerin arasında nefes alıyordu.
Yatağın kenarındaki sandalyeye çöküp elini tuttuğumda, parmaklarının ucundaki o soğukluk içimi ürpertti.
– Anne... dedim, sesim çatallı çıkmıştı. – Ne işin vardı o saatte ayakta, kendimi zorladım diyorsun ama...
Annem yavaşça gözlerini araladı. O yorgun gözlerin derinliğinde, benden sakladığı bir şeylerin panik dolu gölgesi vardı. Elimi hafifçe sıktı, sanki canını yakan şey hastalığı değilmiş gibi.
– Alev... dedi, nefesi kesik kesik çıkıyordu, bana elinde sıkıkıya tuttuğu bir kolyeyi verdi daha çok tılsıma benziyordu
– Bu nedir anne
– kızım benim çok zamanım kalmadı , bunu sana daha önce vermem gerekti..
Öksürmeye başladı zor konuşuyordu artık
Sakın ama sakın kimseye verme zamanı gelince her şeyi anlayacaksın
– Anne ! anne ! ne oluyor hiç bir şey anlamıyorum
Odayı cihaz sesleri doldurmaya başladı hemşireler bir bir odaya giriyordu
– Ne oluyor anneme bir şey yapın kayıp edemem her şeyim o benim ne olur bir şey yapın
Ben etrafa bağırıyor ağliyordum
Biri kolumdan tuttu ve beni dışarı çıkardı, bana bir şeyler anlatıyordu ama hayır , nafile bir türlü anlayamıyordum
Kapılar yüzüme kapandı .. dakikalar saatler geçiyordu ama ne bir haber ne de konuşan vardı . Kulaklarımda sadece cihazların o kesintisiz, tüyler ürpertici bip sesi yankılanıyordu. Hemşirelerin ve doktorun içerideki koşturmacası, siluetler halinde buzlu camdan yansıyordu , elimden tek gelen dua etmekti ,
Hastanenin steril ve soğuk koridorunda, avucumun içinde annemin son anda elime sıkıştırdığı o ağır, soğuk tılsımla yapayalnız kalakalmıştım. Üzerindeki o küçük oymalar yeşil rengi oldukça dikket çekiciydi , annem ne söylemek istedi neydi bu ? Neden daha önce vermeliydi , ne anlatacaktı kafamada onlarca dönen sorularla başbaşa bırakmıştı
Yorumlar
- Kavs1m: Beğenmenize sevindim , güzel yorumunuz için teşekkür ederim 💞
- Nisa Fidan: Çok başarılı bir yazım tarzı var gerçekten dikkat çekiyor!