# BÖLÜM 10 — SAHTE İSMİN GÖLGESİNDE
# BÖLÜM 10 — SAHTE İSMİN GÖLGESİNDE
Londra'nın üzerine çöken gri gökyüzü, malikanenin geniş camlarından içeri süzülüyordu. Yağmur sabahtan beri dinmemişti.
Hayal, pencerenin önünde durmuş, elindeki kahvenin soğumasını beklemişti. Masasının üzerinde yeni pasaportu duruyordu.
**Yaşamsü.**
Artık resmî belgelerde bu isim yazıyordu.
Hayal pasaportu eline aldı, kapağını açtı ve fotoğrafına baktı. Aynadaki yüzüyle fotoğraftaki yüz aynıydı. Değişen yalnızca isimdi.
Ama onun istediği sadece yeni bir kimlik değildi.
Yaşamsü'nün sahip olduğu gücü, saygınlığı ve bağımsızlığı istiyordu. Onun gibi insanların karşısında dimdik durmak, kararlarıyla başkalarını etkilemek istiyordu. Üstelik bunu kendi adıyla başarmak ona artık yeterli gelmiyordu.
Yaşamsü'nün adını taşıyabilirse, onun yerini de alabileceğine inanıyordu.
Pasaportu masaya bıraktı.
“Bakalım şimdi hangimiz daha güçlüyüz,” diye mırıldandı.
Telefonunun ekranı aydınlandı. Galerideki aile fotoğrafı karşısına çıktı.
Toprak, Çınar, Aras ve Deniz.
Hayal fotoğrafı açtı. Toprak her zamanki gibi ciddi görünüyordu. Çınar'ın yüzünde alışıldık rahat gülümsemesi vardı. Aras kameraya bakıyor, Deniz ise sanki fotoğraf çekilirken bir şey söyleyecekmiş gibi duruyordu.
Bir zamanlar bu görüntü ona huzur verirdi.
Şimdi ise içinde birbirine karışan iki duygu vardı: özlem ve öfke.
Onları özlüyordu. Ama kendisini arayıp bulmalarını, peşinden gelmelerini, yokluğunun ne anlama geldiğini anlamalarını da istiyordu.
Üstelik bunu açıkça söylemek yerine, onları cezalandırmayı seçmişti.
Numaralarını engelleyen kendisiydi. Hiçbir açıklama yapmadan giden de.
Yine de kendi kendine başka bir hikâye anlatıyordu.
*Beni anlamadılar. Hep kendi bildiklerini yaptılar.*
Abilerinin ona gerçekten ne söylediğini düşünmek istemedi. Çünkü geçmişi dürüstçe hatırlarsa, uzaklaşma kararının sorumluluğunu da üstlenmesi gerekecekti.
Fotoğrafı kapattı.
“Bir gün anlayacaksınız,” dedi sessizce.
Bu kez sesi üzgün değildi.
Kararlıydı.
***
Kapı çalındı. Hayal hemen bilgisayarının ekranını kapatmadı; yalnızca açık dosyayı küçülttü.
“Gir.”
Alex içeri girdi. Elinde birkaç rapor vardı. Dosyaları masaya bırakırken yüzündeki gerginlik dikkatinden kaçmadı.
“Londra'daki işler beklediğimiz gibi ilerlemiyor,” dedi.
Hayal sandalyesine oturdu.
“Biraz daha açık konuş.”
Alex karşısındaki sandalyeye geçti.
“Martin, Kol ve Edvard geri çekiliyor. Önceden konuştuğumuz bazı bağlantılar artık eskisi kadar istekli değil. Şirketlerindeki insanlar da risk almak istemiyor.”
“Sebep?”
“Liam'ın hazırladığı yama ve devam eden siber saldırı soruşturması gündemden düşmüyor. Herkes bir şeylerin ortaya çıkmasından çekiniyor olabilir. Ama kesin bir şey söyleyemem.”
Hayal'in yüzünde küçük bir gülümseme belirdi.
“Demek insanlar korkmaya başladı.”
“Ya da sadece tedbirli davranıyorlar.”
“Aradaki farkı zaman gösterecek.”
Alex onu bir süre izledi.
“Hayal, şu anda elimizde kesin sonuç yok. Eski erişim protokolleri inceleniyor. Bazı hesaplar araştırılıyor ama bunların kime ait olduğu doğrulanmış değil. Kimseyi suçlayamayız.”
“Ben de sana birini suçlamanı söylemedim.”
“Biliyorum. Sadece aceleci davranmanı istemiyorum.”
Hayal dosyalardan birini açtı. Sayfaları hızla çevirdi; rakamları, şirket isimlerini ve bağlantıları inceledi.
“Bu şirketlerle yeniden görüşeceğiz.”
Alex kaşlarını çattı.
“Şu anda bunu yapmak doğru olmayabilir.”
“Doğru zamanı beklersek herkes kendi yoluna gider. Ben buraya insanların fikir değiştirmesini izlemek için gelmedim.”
“Peki, ya bu hamle ters teperse?”
Hayal dosyayı kapattı.
“O zaman başka bir yol buluruz.”
Alex'in yüzünde memnuniyetsiz bir ifade belirdi. Yine de tartışmayı uzatmadı.
“Karar senin. Ama sonuçlarını da hesaba kat.”
Ayağa kalkıp kapıya yöneldi.
“Alex.”
Durdu.
“İstanbul'daki aile şirketleriyle ilgili dosyaları güncelle. Ortaklıkları, yönetim bağlantılarını, kimin kiminle çalıştığını görmek istiyorum.”
Alex bir an tereddüt etti.
“Bunları neden şimdi istiyorsun?”
“İnsanların neye değer verdiğini bilmek, onlarla nasıl konuşacağını bilmek demektir.”
“Bunu yapabilirim. Ama aileler hakkında yanlış bir varsayımla hareket etmemeliyiz.”
Hayal'in gülümsemesi kaybolmadı.
“Yanlış varsayım yapmıyorum. Sadece hazırlanıyorum.”
Alex başını sallayıp odadan çıktı.
Kapı kapanır kapanmaz Hayal'in yüzündeki ifade değişti.
Alex'in bilmediği bir şey vardı: Hayal yalnızca şirketlerin durumunu öğrenmek istemiyordu. Kimin güçlü, kimin zayıf olduğunu; kimin bir karar karşısında geri çekileceğini, kimin sonuna kadar direneceğini anlamaya çalışıyordu.
Onun için insanlar zamanla iki gruba ayrılmıştı.
İşine yarayanlar ve önünde duranlar.
***
Öğleden sonra Hayal, İstanbul'daki aile şirketlerine ait dosyaları yeniden açtı.
Ekranda şirket isimleri, ortaklık kayıtları ve eski yazışmalar sıralanıyordu. Henüz elinde kullanabileceği kesin bir koz yoktu. Bazı bilgiler güncel değildi; bazı bağlantıların doğrulanması gerekiyordu.
Bunları biliyordu.
Ama beklemekten hoşlanmıyordu.
Yeni bir klasör açtı.
**AİLELER — İŞ ORTAKLIKLARI**
Önce şirketleri birbirinden ayırdı. Ardından ortaklıkları, yönetim ilişkilerini ve geçmişte birlikte yürütülen projeleri listelemeye başladı.
Kendisini durdurup yaptığı işin nedenini sorgulamadı.
Çünkü cevabını çoktan vermişti: Bir gün geri döndüğünde kimsenin onu küçümsemesine izin vermeyecekti.
Gerçekte ise kimse ona küçümsediğini açıkça söylememişti. Hayal, başkalarının niyetlerini kendi korkularına göre yorumluyordu.
Ve her yeni dosya, bu düşüncesini biraz daha besliyordu.
Telefonunu eline aldı. Engellediği numaraların listesine girdi.
Toprak'ın adı karşısına çıktı.
Bir mesaj yazdı.
*Beni hiç merak ettiniz mi?*
Ekrana uzun süre baktı. Sonra cümleyi sildi.
Hayır. Böyle bir mesaj atmayacaktı.
Bunu yazarsa özlediğini kabul etmiş olacaktı. Üstelik cevap gelmezse ne yapacaktı? Ya abileri yalnızca nerede olduğunu sorar, ama geri dönmesi için ısrar etmezlerse?
Bunu düşünmek bile canını sıkıyordu.
Telefonu masaya bıraktı.
Onların kendisini aramasını istiyordu. Fakat ilk adımı atarak bu gücü kendi elleriyle vermeye niyetli değildi.
***
Aynı saatlerde İstanbul'da, Toprak çalışma odasında kardeşlerinin yanında oturuyordu.
Çınar, masadaki telefonuna göz attı.
“Hayal'den hâlâ haber yok.”
Aras sandalyesine yaslandı.
“Belki biraz zamana ihtiyacı vardır.”
Deniz Can, pencerenin yanından döndü.
“Bize kızgın olabilir. Ama neye kızdığını bile bilmiyoruz.”
Toprak sustu. Kardeşlerinin söylediklerinin hiçbirine kesin bir cevabı yoktu.
Hayal'in gidişi onları incitmişti. Yine de onun kendilerine düşman olduğunu düşünmüyorlardı. Onlara göre Hayal kırılmış, kendi başına kalmak istemişti. Bir gün sakinleştiğinde konuşabileceklerini umuyorlardı.
“Şimdilik üzerine gitmeyelim,” dedi Toprak. “İsterse bizi arar. Ne yaşadığını anlatmak isterse dinleriz.”
Çınar başını salladı.
“Yeter ki iyi olsun.”
Aras, Toprak'a baktı.
“Peki ya dönmek istemezse?”
Toprak kısa bir süre düşündü.
“Bu onun kararı. Biz kardeşiyiz. Kapıyı kapatmayız.”
Hiçbiri Hayal'in bilgisayarında aile şirketlerinin dosyalarını topladığını bilmiyordu. Onun öfkesinin ne kadar büyüdüğünden de haberleri yoktu.
Onlar hâlâ uzaklaşmış kardeşlerinin geri dönmesini bekliyorlardı.
Hayal ise onların kendisini beklediğini bilse bile bunu bir sevgi işareti olarak görmek yerine, bir gün kendisini kaybetmekten korkacaklarının kanıtı saymak istiyordu.
***
Akşam olduğunda Londra'daki malikanenin ışıkları yandı.
Hayal, hazırladığı dosyaları son kez kontrol etti. Henüz harekete geçmek için yeterli bilgiye sahip değildi. Fakat araştırmasını sürdürecekti.
Ekranın ortasında yeni açtığı klasör duruyordu.
**GÜÇ.**
Klasöre tıkladı ve ilk belgeyi kaydetti.
Sonra pasaportunu eline aldı.
Yaşamsü.
Bu isim ona yeni kapılar açabilirdi. İnsanların onu farklı görmesini sağlayabilirdi. Fakat Hayal için asıl mesele, başkalarının gözünde kim olduğu değildi artık.
Kendisine bir zamanlar eksik hissettiren herkese yanıldıklarını kanıtlamak istiyordu.
Abilerini özlüyord