Keşfet

# BÖLÜM 11 — İSTANBUL`DA YANKILANAN HABER VE EZİLEN GURUR

KÖKLER VE ALGORİTMALAR

# BÖLÜM 11 — İSTANBUL'DA YANKILANAN HABER VE EZİLEN GURUR

Sabah saatlerinde holdingin toplantı odasında televizyon açıktı.

Toprak bilgisayarındaki e-postaları inceliyor, Aras önündeki rapora göz gezdiriyor, Çınar kahvesini içiyordu. Ezra pencerenin yanında telefonuyla ilgilenirken Deniz'in sesi odadaki sessizliği bozdu.

“Bir dakika, sesi açar mısınız?”

Spikerin sesi duyuldu.

“Gwen şirketinin kurucusu ve dünyaca ünlü yazılım mühendisi Yaşamsü Gwen, yarın İstanbul'da düzenlenecek uluslararası yapay zekâ ve siber güvenlik konferansında konuşmacı olarak yer alacak.”

Ekranda Yaşamsü'nün fotoğrafı belirdi.

Deniz televizyona biraz daha yaklaştı.

“Demek İstanbul'a geliyor.”

Çınar kahvesini masaya bıraktı.

“Dünyanın öbür ucundan buraya kadar geliyormuş. E, hoş gelmiş.”

Aras ona baktı.

“Daha kadın gelmeden başladın.”

“Ne var? Ben sadece haberin etkisini değerlendiriyorum.”

“Senin değerlendirmene kalırsak konferansın tamamını kahve molasında geçiririz.”

Ezra gülümsemesini gizlemeden televizyona döndü.

“Şaka bir yana, konuşmasını dinleyebiliriz. Böyle bir etkinlik her gün düzenlenmiyor.”

Toprak ekrandaki fotoğrafa kısa bir bakış attı.

“Gideriz. Ama sırf ünlü diye gözümüzde büyütmeye gerek yok.”

Deniz hemen itiraz etti.

“Abi, kadın kendi şirketini kurmuş. Üstelik uluslararası bir konferansta konuşacak. Bence merak etmeye değer.”

“Merak etmek başka, birini tanımadan hayran olmak başka,” dedi Toprak. “Önce dinleriz.”

Aras başını salladı.

“Katılıyorum. Hakkında çıkan haberler, nasıl biri olduğunu anlatmaya yetmez.”

Çınar sandalyesinde geriye yaslandı.

“Peki, tanışma fırsatımız olursa?”

“Konuşuruz,” dedi Toprak. “Ama kendimizi zorla hayatına sokmayız.”

Deniz'in yüzündeki heyecan biraz azaldı.

“Ya bizimle konuşmak istemezse?”

Toprak kardeşine döndü.

“İstemiyorsa istemiyordur. Kimseyi kendimizle görüşmeye zorlayamayız.”

Bu söz odadakilerin hiçbirinin hoşuna gitmemişti ama kimse itiraz etmedi.

Son zamanlarda yaşadıkları aile sorunları, onları insanlara karşı daha temkinli hâle getirmişti. Hayal'in gidişi hâlâ içlerinde kapanmamış bir yaraydı. Ona kırgındılar ve geri dönmesini bekleseler bile eskisi gibi davranıp davranamayacaklarını bilmiyorlardı.

Yaşamsü'nün gelişi ise onlar için yeni bir merak konusuydu. Fakat hiçbiri sırf merak ettiği için hayatına girmeye çalışmayacaktı.

Ezra telefonunu masaya koydu.

“Yarın gidiyoruz. Önce konuşmasını dinleriz. Gerisi kendiliğinden gelişirse gelişir.”

“Tamam,” dedi Toprak. “Kayıtlar dokuzda açılıyormuş. Sekiz buçukta çıkıyoruz.”

Çınar gözlerini devirdi.

“Konferansa gidiyoruz, askerî operasyona değil.”

“Sen geç kal da görelim.”

Deniz gülmeye başladı.

“Çınar abi yine kapıda kalacak!”

“Sen kendi çantanı hazırlamayı unutma da benimle uğraşma.”

Odadaki gerginlik bir süreliğine dağıldı. Ancak televizyon kapatıldığında Toprak'ın aklında hâlâ tek bir düşünce vardı: Bir yabancıyı tanımak kolaydı. Peki, bir gün hayatlarına girecek birine ne kadar yaklaşacaklarına nasıl karar vereceklerdi?

Henüz bunun cevabını bilmiyordu.

***

Aynı saatlerde İstanbul'a gelmeye hazırlanan Yaşamsü, çalışma odasında sunumunun son kontrollerini yapıyordu.

Bilgisayarında konferans programı, masasında konuşma notları ve güvenlik ekibinden gelen raporlar vardı. Siber saldırıyla ilgili inceleme henüz sonuçlanmamıştı. Yeni erişim noktasına ilişkin araştırma devam ediyordu.

Telefonuna gelen mesajı okuyup kısa bir cevap yazdı.

*Yeni bir bulgu olursa doğrudan bana bildirin. Doğrulanmamış bilgileri sonuç gibi sunmayın.*

Telefonu masaya bıraktı.

Yaşamsü için belirsizlik, kontrolü kaybetmek anlamına gelmiyordu. Bilmediği şeyleri kabul eder, cevap bulana kadar araştırmaya devam ederdi. Birinin kendisine baskı kurması ya da kararlarını sorgulaması da onu kolayca geri adım attırmazdı.

Kapıdan Umut'un sesi geldi.

“Anne, hazır mısın?”

“Sunumumu bitiriyorum. Ne oldu?”

“Deniz çantama dokunuyor!”

Küçük Deniz hemen itiraz etti.

“Çünkü benim kalemimi aldı!”

Yaşamsü başını kaldırdı.

“İkiniz de buraya gelin.”

İkizler kapıda belirdi. Umut kollarını göğsünde birleştirmiş, Deniz ise masum görünmeye çalışıyordu.

“Kalem kimin?” diye sordu Yaşamsü.

Umut sustu.

Yaşamsü kaşını kaldırdı.

“Demek önce bunu çözmemiz gerekiyor.”

Deniz gülmeye başlayınca Umut da dayanamadı.

“Anne, İstanbul'da bize bir şey alacak mısın?” diye sordu Deniz.

Yaşamsü sandalyesinde geriye yaslandı.

“Daha gitmeden pazarlığa mı başladın?”

“Şansımı deniyorum.”

“Sen önce kendi çantanı hazırla. Sonra şansını tekrar denersin.”

Çocuklar gülüşerek odadan çıktı.

Yaşamsü onları izledikten sonra yeniden ekranına döndü. İstanbul'da yoğun bir programı olacaktı. Konferansta konuşacak, diğer uzmanlarla görüşecek ve fırsat bulduğunda şirketinin güvenlik sorunlarıyla ilgili toplantı yapacaktı.

Yorulacağını biliyordu.

Ama sırf işler karışık diye önemli fırsatları elinin tersiyle itmeye niyeti yoktu.

Sunum dosyasını kapattı, belgelerini çantasına yerleştirdi ve ayağa kalktı.

İstanbul'a hazırdı.

Karşısına kimlerin çıkacağını ise henüz bilmiyordu.

***

Akşam saatlerinde Londra'da Hayal, bilgisayarının başında oturuyordu.

Ekranında İstanbul'da düzenlenecek konferansın haberi açıktı.

Yaşamsü Gwen.

Hayal ismi görünce bir süre hareketsiz kaldı.

Demek İstanbul'a gidiyordu.

Haberi bir kez daha okudu. Sonra dudaklarında soğuk bir gülümseme belirdi.

“Ne kadar güzel,” diye mırıldandı. “Herkes seni konuşuyor.”

Yaşamsü'nün başarılarını izlemek, Hayal'in içinde eski bir kıskançlığı yeniden uyandırıyordu. Üstelik onun kendi ayakları üzerinde durması, saygı görmesi ve kararlarını kimseye açıklamak zorunda kalmaması Hayal'in en çok öfkelendiği şeylerden biriydi.

Kendi hayatında eksik gördüğü ne varsa Yaşamsü'de fazlasıyla bulunduğunu düşünüyordu.

Bu düşünceyi değiştirmek yerine, Yaşamsü'nün sahip olduklarını kendisinin de alabileceğine inanmayı seçmişti.

Telefonunu eline aldı ve aile şirketleri için hazırladığı dosyaları açtı.

İki aileyle bağlantılı şirketlerin listesi hâlâ önündeydi. Bilgilerin bir kısmı güncel değildi; bazı ortaklıkları araştırması gerekiyordu. Henüz doğrudan bir hamle yapacak durumda değildi.

Ama acele etmenin de bir anlamı yoktu.

Hayal, Yaşamsü'nün İstanbul'a gelmesini bir fırsat olarak görüyordu. Şimdilik ne yapacağına karar vermemişti. Önce gelişmeleri izleyecek, insanların nasıl tepki verdiğini anlayacaktı.

Telefonundaki aile fotoğrafını açtı.

Toprak, Çınar, Aras ve Deniz.

Yüzündeki gülümseme kayboldu.

Onların da Yaşamsü'nün haberini görmüş olabileceklerini düşündü. Belki konferansa giderlerdi. Belki onunla tanışmak isterlerdi.

Bu ihtimal bile Hayal'in içini öfkeyle doldurmaya yetmişti.

*Kendi kardeşleri yanlarındayken beni unuttular. Şimdi bir yabancının peşinden mi gidecekler?*

Bir an durdu.

Yaşamsü'nün onların kardeşi olup olmadığını, aralarında nasıl bir bağ kurulacağını henüz bilmiyordu. Ama Hayal, bilmediği şeyleri beklemekten hoşlanmıyordu. Zihninde ihtimalleri çoktan kendi istediği sonuca göre şekillendirmişti.

Bilgisayarındaki dosyayı kaydetti.

Bir gün iki ailenin de kendisine ihtiyaç duyacağını düşünüyordu. O gün geldiğinde kimseye hesap vermek zorunda kalmayacaktı.

Yaşamsü'nün başarısı onu durdurmayacaktı.

Aksine, Hayal'in hırsını daha da büyütüyordu.

***

Ertesi sabah İstanbul'da iki ayrı hazırlık yapılıyordu.

Toprak ve kardeşleri konferansa gitmek için erkenden yola çıkmaya hazırlanıyordu. Yaşamsü ise konuşmasını yapmak ve işlerini yürütmek için programını gözden geçiriyordu.

İki taraf da diğerinin kendileri için ne anlama gelebileceğini bilmiyordu.

Toprak, Yaşamsü'yü tanımadığı bir uzman olarak dinlemeyi planlıyordu. Onu hayatına almak ya da aileden biri gibi görmek için henüz bir nedeni yoktu. Kardeşleri de aynı fikirdeydi. Önce tanıyacak, sonra karar vereceklerdi.

Yaşamsü ise kimsenin karşısında kendisini kanıtlamak zorunda hissetmiyordu. Birinin onu istememesi, kendi değerini belirlemiyordu. İnsanlarla arasındaki mesafeyi de kendi kararlarına göre belirleyecekti.

Londra'da Hayal, iki ailenin kendisini yeniden