# BÖLÜM 12 — ALGORİTMALARIN KESİŞTİĞİ KÜRSÜ
# BÖLÜM 12 — ALGORİTMALARIN KESİŞTİĞİ KÜRSÜ
Konferans salonu sabahın erken saatlerinden itibaren dolmaya başlamıştı. Farklı ülkelerden gelen araştırmacılar, yazılım mühendisleri ve teknoloji şirketlerinin yöneticileri yerlerini alırken sahnenin arkasındaki ekranda günün programı gösteriliyordu.
Yaşamsü, kuliste sunumunun son sayfasını kontrol etti.
**Yapay Zekâ, Veri Güvenliği ve İnsan Sorumluluğu.**
Başlığı bir kez daha okudu, ardından bilgisayarını kapattı.
“Beş dakika sonra sizi anons edeceğiz,” dedi görevli.
“Tamam, teşekkür ederim.”
Yaşamsü başını salladı. Dışarıdan bakıldığında sakindi. Oysa zihninde yalnızca sunum yoktu. Şirketindeki güvenlik sorunu, tamamlanmayı bekleyen incelemeler ve henüz bir yere oturtamadığı eski kayıtlar da aklındaydı.
Bir süredir hayatındaki her şeyi kontrol altında tutmaya çalışıyordu.
Bunun nedeni yalnızca işinin sorumluluğu değildi. Geçmişte başkalarının kararları yüzünden kendisini hiç beklemediği durumların içinde bulmuştu. İnsanların ne söyleyeceğini, neyi saklayacağını ya da ne zaman fikir değiştireceğini bilemiyordu. En azından kendi kararlarını sağlam tutarsa ayakta kalabileceğine inanmıştı.
Ama bunun da bir bedeli vardı.
Bazen yorulduğunu söylemek yerine çalışmaya devam ediyor, desteğe ihtiyacı olduğunda bile önce kendi başına bir çözüm bulmaya uğraşıyordu. İnsanların onu güçlü görmesine alışmıştı. Bir gün bu görüntünün arkasındaki yorgunluğu fark ederlerse ne yapacaklarını ise bilmiyordu.
Görevlinin sesi düşüncelerini böldü.
“Hazır mısınız?”
Yaşamsü ayağa kalktı.
“Hazırım.”
Sahneye çıktığında salondaki konuşmalar kesildi. Kürsüye yerleşti, mikrofonu düzeltti ve dinleyicilere baktı.
“Günaydın. Bugün yapay zekânın neler yapabildiğini konuşacağız. Ama bence asıl önemli soru şu: Yapabildiğimiz her şeyi yapmalı mıyız?”
İlk slayt ekrana yansıdı.
Yaşamsü konuşmasını yapay zekâ güvenliği, kişisel verilerin korunması ve teknolojik sistemlerin sorumlulukları üzerine kurmuştu. Kendi şirketinde yürüttükleri çalışmalardan örnekler verdi. Ancak devam eden güvenlik incelemesiyle ilgili doğrulanmamış ayrıntıları paylaşmadı.
Bir katılımcı söz aldı.
“Bir şirket geliştirdiği yapay zekâ sistemine ne kadar güvenmeli? Sonuçta her sistemin bir açığı olabilir.”
Yaşamsü soruyu dikkatle dinledi.
“Güvenmek, denetimi bırakmak demek değildir. Bir sistem ne kadar gelişmiş olursa olsun düzenli olarak test edilmeli, erişim yetkileri kontrol edilmeli ve olağan dışı hareketler araştırılmalıdır.”
Kısa bir ara verdi.
“Üstelik bir sorun yaşandığında yalnızca teknik açığı bulmak yetmez. O sistemin kimleri etkilediğini ve alınan kararların sonuçlarını da düşünmek gerekir.”
Salonda birkaç kişi not aldı.
Başka bir katılımcı, şirketlere yönelik siber saldırılar hakkında soru sordu.
“Gwen şirketinin de böyle bir sorun yaşadığı konuşuluyor. Bir saldırının arkasındaki kişiyi tespit etmek mümkün mü?”
Yaşamsü'nün yüz ifadesi değişmedi.
“Bunun için yeterli kanıt gerekir. Birkaç şüpheli kayıt üzerinden birini suçlamak doğru olmaz. Önceliğimiz, sistemleri güvenli tutmak ve olayın ne olduğunu kesin biçimde ortaya çıkarmak.”
Cevabını bitirdiğinde salonda kısa bir sessizlik oldu. Ardından moderatör başka bir soruya geçti.
Yaşamsü rahatlamıştı. Bilmediği şeyleri biliyormuş gibi anlatmak zorunda değildi. İnsanların beklentilerine göre cevaplarını değiştirmeyecekti.
Konuşmasının sonunda alkışlar yükseldi.
Kürsüden inerken içinden, *En azından bugün işimi doğru yaptım,* diye geçirdi.
Bazen insanın kendisine verebileceği en iyi cevap buydu.
***
Oturumun ardından gazeteciler ve katılımcılar Yaşamsü'nün etrafını sardı. Soruların çoğu sunumuyla ilgiliydi. Bazıları ise Gwen şirketindeki güvenlik sorununu öğrenmeye çalışıyordu.
Yaşamsü her soruyu dikkatle cevapladı. İncelemenin devam ettiğini, kesinleşmemiş bilgileri paylaşmayacağını söyledi.
Görüşmeler sona erdiğinde çocuklarının bulunduğu dinlenme bölümüne geçti.
“Anne!”
Küçük Deniz onu görür görmez yanına koştu. Yaşamsü eğilip oğluna sarıldı.
“Nasıl geçti bakalım?”
“İyiydi,” dedi Umut. “Ama Deniz biraz sıkıldı.”
“Ben sıkılmadım!” diye itiraz etti Deniz.
Umut kaşlarını kaldırdı.
“Bisküvilerin hepsini sen yedin ama.”
“Sen de yedin!”
Yaşamsü ikisine baktı.
“Demek ki burada da bir soruşturma yapmamız gerekiyor.”
Deniz kıkırdadı. Umut da gülümseyince Yaşamsü'nün yüzündeki gerginlik dağıldı.
Birlikte oturup sohbet ettiler. Umut okulda yaşadığı bir olayı anlattı, Deniz ise yeni öğrendiği oyunu annesine göstermek istedi. Yaşamsü ikisini de dinledi.
Çocuklarıyla geçirdiği zaman, günün geri kalanından farklıydı. Onların yanında her soruya hazır bir cevabı olması gerekmiyordu. Bazen yalnızca dinlemek, bazen de birlikte gülmek yeterliydi.
Deniz annesinin elini tuttu.
“Akşam da bizimle olacak mısın?”
“Evet. Programım bittikten sonra birlikte vakit geçireceğiz.”
“İşin yok mu?”
“Var ama her şeyi aynı anda yapmak zorunda değilim.”
Bu cümleyi söylerken kendisi de üzerinde durdu.
Her şeyi aynı anda yapmak zorunda değildi.
Bunu çocuklarına söylemek kolaydı. Kendisine uygulamaksa biraz daha zordu.
***
Dinlenme bölümünün diğer tarafında Toprak, Çınar, Aras, Ezra ve Deniz Can durmuştu.
Beşi de Yaşamsü'nün konuşmasını dinlemişti. Şimdi onu çocuklarıyla birlikte izliyorlardı.
“Konuşması sağlamdı,” dedi Çınar.
“İşini biliyor,” diye karşılık verdi Aras.
Ezra, Yaşamsü'nün küçük Deniz'in saçlarını düzeltmesini izledi.
“Çocuklarıyla da ilgili. Bütün gün burada olmasına rağmen onlara zaman ayırıyor.”
Deniz Can ellerini cebine soktu.
“Bunları görmek, onu tanıdığımız anlamına gelmiyor.”
Toprak başını salladı.
“Zaten tanıdığımızı söyleyen yok.”
Yaşamsü'nün sahnedeki tavrı dikkatini çekmişti. Sorular karşısında geri çekilmemiş, bilmediği bir konuda kesin konuşmamıştı. Başkalarının onayını kazanmak için kendisini farklı göstermeye çalışmıyordu.
Yine de bu, Toprak'ın ona hemen yakınlık duyduğu anlamına gelmiyordu.
Aralarında çok fazla bilinmeyen vardı. Ailede herkes bu konuyu aynı şekilde değerlendirmiyordu. Bazıları geçmişi açmak istemiyor, bazılarıysa gerçeği öğrenmeden karar vermeyi doğru bulmuyordu.
Toprak da Yaşamsü'yü hayatlarına kabul etmeye hazır değildi. Onun hakkında merak ettikleri vardı ama merak, bir ilişki kurmak için yeterli değildi.
“Yanına gidip konuşalım mı?” diye sordu Ezra.
Toprak, Yaşamsü'nün çocuklarına bir şey anlatırken gülümsemesini izledi. Sonra başını iki yana salladı.
“Hayır. Şimdi değil.”
“Neden?”
“Çünkü onun için ne ifade ettiğimizi bile bilmiyoruz. Karşımıza çıkıp bize bir açıklama yapmak zorunda değil.”
Çınar düşünceli bir ifadeyle sordu:
“Peki ya biz konuşmak istersek?”
“O zaman doğru zamanı bekleriz. Ama sırf merak ediyoruz diye hayatına giremeyiz.”
Aras da aynı fikirdeydi.
“Üstelik onun da bizim hakkımızda ne düşündüğünü bilmiyoruz.”
Toprak son kez Yaşamsü'ye baktı.
“Bugün gördüğümüz şey yalnızca bir kısmı. Gerisini varsayımlarla doldurmayalım.”
Beşi birlikte oradan ayrıldı.
Yaşamsü onları fark etmedi. Fark etse bile o anda çocuklarının yanından kalkıp peşlerinden gitmezdi. Hayatına giren herkesi hemen tanımak ya da geçmişteki bütün sorulara cevap bulmak zorunda değildi.
Şimdilik kendi hayatına devam edecekti.
***
Öğleden sonra programdaki görüşmeler sona erdiğinde Yaşamsü otelin daha sakin bir bölümüne geçti. Çocuklar biraz dinlenirken telefonunu kontrol etti.
Liam'dan mesaj gelmişti.
**Liam:** Konuşman nasıl geçti?
**Yaşamsü:** İyi geçti. Sorular beklediğimden fazlaydı.
**Liam:** Şaşırmadım. Zor sorular karşısında geri çekilmezsin.
Yaşamsü mesajı okuyup hafifçe gülümsedi. Bir süre düşündükten sonra yazdı:
**Yaşamsü:** Müsaitsen arayabilir miyim?
Liam hemen aradı.
“Merhaba,” dedi Yaşamsü.
“Merhaba. Nasıl hissediyorsun?”
“Yorgunum. Biraz da kafam dolu.”
“İstersen anlat.”
Yaşamsü koltuğa oturdu. Birkaç saniye sessiz kaldı.
“Bazen her şeyi aynı anda düşünmekten yoruluyorum. Şirketin sorunları, çocuklar, işler… Bir şey ters gittiğinde önce çözüm bulmam, sonra herkese açıklamam gerekiyor. Bazen kendime ne hissettiğim