# BÖLÜM 13 — GEÇMİŞİN AĞIRLIĞI
# BÖLÜM 13 — GEÇMİŞİN AĞIRLIĞI
Ertesi gün Yaşamsü, üniversitedeki son toplantısından çıktığında öğleden sonra olmuştu. Umut ve küçük Deniz, lobide onu bekliyordu.
“Anne, bitti mi?” diye sordu Umut.
“Bitti. Hadi, gidelim. Acıktınız mı?”
“Ben çok acıktım!” dedi küçük Deniz.
Yaşamsü gülümsedi. Çantasını alıp çocukların yanına yürüdü. Tam çıkışa yönelmişti ki girişte bekleyen beş kişiyi fark etti.
Toprak, Aras, Çınar, Ezra ve Deniz Can.
Adımları yavaşladı. Onları burada görmeyi beklemiyordu.
Toprak da onu fark edince yanlarına geldi. Diğerleri peşinden yürüdü.
Küçük Deniz merakla adamlara baktı.
“Anne, bunlar kim?”
Yaşamsü gözlerini karşısındaki adamlardan ayırmadan cevap verdi.
“İstanbul’daki amcalarınız.”
“Bizim amcalarımız mı var?” Küçük Deniz’in gözleri parladı. “Hanginizin adı Deniz?”
Deniz Can hafifçe gülümsedi.
“Benim.”
“Benim de Deniz! Ama annem bana küçük Deniz diyor.”
“Öyle mi?” Deniz Can çocuğa bakarken Yaşamsü’nün onu yanına çektiğini fark etti. Gülümsemesi hafifçe soldu.
Toprak, Yaşamsü’ye döndü.
“Bizi görünce şaşırdın mı?”
“Biraz. Bir şey mi oldu?”
“Seninle konuşmak istedik.”
Yaşamsü saatine baktı.
“Şimdi mi?”
Aras kaşlarını çattı.
“Evet, şimdi. Birkaç dakika ayıramaz mısın?”
“Ayırabilirim. Söyleyin.”
Toprak kısa bir an diğerlerine baktıktan sonra konuştu.
“Hastanedeki olay hakkında konuşmak istiyoruz.”
Yaşamsü’nün yüzündeki gülümseme kayboldu.
“Ne olmuş hastanedeki olaya?”
“Hayal Su’yla ilgili kararımızı kastediyoruz,” dedi Çınar.
“Hatırlıyorum.”
Çınar, onun kısa cevabına anlam verememiş gibi kaşlarını çattı.
“Bu kadar mı?”
“Ne söylememi bekliyorsun?”
Aras araya girdi.
“En azından bizi dinleyebilirsin. Her şey senin düşündüğün kadar basit değildi.”
“Benim ne düşündüğümü biliyor musun?”
Aras cevap vermedi.
Yaşamsü devam etti.
“Beni dinlemeden karar verdiniz. Şimdi de ne hissetmem gerektiğini söylüyorsunuz.”
Toprak’ın yüzü gerildi.
“O gün Hayal Su’yu ortada bırakamazdık.”
“Ben de sizden onu bırakmanızı istemedim.”
“Peki, ne yapmalıydık?” diye sordu Çınar. “İki tarafı da aynı anda memnun edemezdik.”
Yaşamsü ona baktı.
“Beni memnun etmek zorunda değildiniz. Beni dinleyebilirdiniz.”
Bir an sessizlik oldu.
Ezra, Yaşamsü’nün yüzünü inceleyerek konuştu.
“Belki o gün birbirimizi anlayamadık. Ama şimdi konuşabiliriz.”
Yaşamsü başını hafifçe salladı.
“Şimdi de birbirimizi anlayacağımızı düşünmüyorum.”
“Daha denemedik bile,” dedi Ezra.
“Denemek istemediğimden değil. Sizi tanımıyorum. Siz de beni tanımıyorsunuz.”
Aras kollarını göğsünde birleştirdi.
“Bize hiç fırsat vermiyorsun ki.”
Yaşamsü’nün bakışları sertleşti.
“Fırsat mı? Ben sizden bir şey istemedim. Hayatıma devam ediyorum. Bunun size karşı yapılmış bir şey olduğunu düşünmeyin.”
“Her şeyi kendi başına halledebileceğini sanıyorsun,” dedi Aras.
“Hallediyorum zaten.”
“İşte tam olarak bundan bahsediyorum.”
Toprak, Aras’a kısa bir bakış attıktan sonra Yaşamsü’ye döndü.
“Biz buraya tartışmaya gelmedik.”
“Ben de tartışmıyorum.”
Yaşamsü’nün sakinliği, Aras’ın sinirini daha da bozmuştu.
“İnsan biraz olsun anlayış gösterir.”
Yaşamsü ona döndü.
“Benden anlayış bekliyorsunuz ama benim ne yaşadığımı sormuyorsunuz bile.”
Aras sustu. Ardından bakışlarını başka tarafa çevirdi.
Çınar ise hâlâ ikna olmuş görünmüyordu.
“Bizi suçlamak daha kolay tabii.”
Yaşamsü kısa bir nefes aldı.
“Bakın, kendinizi savunmak istiyorsanız savunun. Ben sizi ikna etmek için burada değilim.”
Çantasını omzuna yerleştirdi.
“Gitmem gerekiyor.”
Toprak şaşkınlıkla ona baktı.
“Daha yeni geldik.”
“Benim de işlerim var.”
“Bir gün bizi de dinlemen gerekecek,” dedi Toprak.
Yaşamsü bu kez doğrudan gözlerinin içine baktı.
“Dinlemek istersem dinlerim. Ama bunu zorla yaptıramazsınız.”
Küçük Deniz annesinin elini çekiştirdi.
“Anne, gidiyor muyuz?”
“Evet, oğlum.”
Deniz Can çocuğa doğru eğildi.
“Başka zaman görüşürüz, küçük Deniz.”
“Dondurma yemeye gelir misin?”
Deniz Can gülümsedi.
“Bakarız.”
“Tamam!”
Yaşamsü, Umut’un da yanına gelmesini bekledi. Sonra çocuklarıyla birlikte çıkışa yöneldi.
Toprak arkalarından seslendi.
“Bu kadar mesafeli olmak zorunda değilsin.”
Yaşamsü durdu ama arkasını dönmedi.
“Ben size nasıl davranacağınızı söylemiyorum. Siz de bana söylemeyin.”
Ardından dışarı çıktı.
---
Arabanın yanına geldiklerinde Umut annesine baktı.
“Anne, amcalarımız bize kızgın mı?”
Yaşamsü çocukların kapılarını açtı.
“Biraz öyle görünüyorlar.”
“Neden?”
“Bilmiyorum, Umut. Belki bazı şeyleri farklı düşünüyoruzdur.”
Umut bir süre sustu.
“Bizi sevmiyorlar mı?”
Yaşamsü oğluna döndü.
“Bunu henüz bilemeyiz. Onları daha yeni gördünüz.”
Küçük Deniz arka koltuğuna otururken konuşmaya katıldı.
“Ben Deniz amcayı sevdim.”
Yaşamsü gülümsedi.
“Sevebilirsin. Ama birini tanımak zaman alır.”
“Tamam, anne.”
Yaşamsü çocukların kemerlerini kontrol etti. Sonra sürücü koltuğuna geçti.
Motoru çalıştırmadan önce birkaç saniye bekledi. Onları yeniden görmek, geçmişte yaşadıklarını hatırlatmıştı. Fakat o günleri tekrar tekrar anlatıp kendini kabul ettirmeye çalışmayacaktı.
Kardeşleri kendi kararlarını vermişti. O da kendi hayatını kurmuştu.
Şimdi aralarındaki mesafenin kapanıp kapanmayacağı, yalnızca onun çabasına bağlı değildi.
Arabayı çalıştırdı.
---
Lobide kalan kardeşler bir süre sessiz kaldı.
İlk konuşan Aras oldu.
“Böyle olacağını biliyordum.”
Ezra ona döndü.
“Neyi biliyordun?”
“Bizi suçlayacağını. Daha doğru düzgün konuşamadık bile.”
Deniz Can omuz silkti.
“Bence bizi suçlamaktan çok uzak durmaya çalışıyor.”
Aras gözlerini devirdi.
“Sen de hemen onu anlamaya çalışıyorsun.”
“Anlamaya çalışmakla taraf tutmak aynı şey değil.”
Çınar başını salladı.
“Bizi tanımıyor bile. Ama kararını vermiş.”
Ezra sessizce karşılık verdi.
“Belki de kararını veren ilk kişiler bizdik.”
Toprak ona döndü.
“Ne demek istiyorsun?”
Ezra bir an duraksadı.
“Hastanedeki günü hatırlıyorsun. Yaşamsü’nün ne düşündüğünü sormadan karar verdik.”
Aras hemen karşı çıktı.
“Hayal Su’yu ortada bırakamazdık. Ben hâlâ aynı şeyi yapardım.”
“Ben de,” dedi Çınar.
Toprak başını salladı.
“Biz o gün elimizden geleni yaptık.”
Deniz Can bir şey söylemek istedi ama vazgeçti. Yaşamsü’nün çocuklarına davranışını hatırlıyordu. Kadın onlara bağırmamış, hakaret etmemişti. Sadece mesafesini korumuştu.
Aras çıkış kapısına baktı.
“Bence kendini bizden üstün görüyor.”
“Belki de sadece bize güvenmiyordur,” dedi Deniz Can.
“Aradaki fark ne?”
“Bence var.”
Toprak konuşmayı bitirmek ister gibi elini kaldırdı.
“Yeter. Şimdilik kendi yoluna gitsin. Biz de kendi hayatımıza bakalım.”
Ezra ona baktı.
“Peki ya sonra?”
Toprak kısa bir süre düşündü.
“Sonra ne olacağını zaman gösterir.”
Kimse cevap vermedi.
Onlara göre kendileri de zor bir kararın içinde kalmıştı. Hayal Su’yu korumaya çalışmış, o gün ellerinden geleni yapmışlardı. Yaşamsü’nün yaşadıklarını anlamak yerine kendi gerekçelerine tutunmak daha kolay geliyordu.
Üstelik onun mesafesini kırgınlık olarak görmek yerine kibir olarak yorumlamak, kendi paylarına düşeni düşünmelerini gerektirmiyordu.
Şimdilik herkes kendini haklı buluyordu.
Yaşamsü hayatına devam ederken kardeşleri de kendi doğrularına tutunmayı sürdürüyordu.
Aralarındaki mesafe kapanmamıştı.
Aksine, ilk karşılaşmalarıyla biraz daha büyümüştü.