Keşfet

# BÖLÜM 14 — GEÇMİŞİN YANKISI

KÖKLER VE ALGORİTMALAR

,

# BÖLÜM 14 — GEÇMİŞİN YANKISI

Sabah olduğunda Hayal’in bir gece önce yaptığı paylaşım hâlâ konuşuluyordu.

Önce sosyal medyada yayılan gönderi, ardından haber sitelerinin konuya yer vermesi, meseleyi aile çevresinin dışına taşımıştı. Bazı haberler Yaşamsü’nün uluslararası konferanstaki konuşmasını öne çıkarırken bazıları iki kardeşin geçmişini merak konusu hâline getiriyordu.

Üstelik kimse olayların tamamını bilmiyordu.

Birkaç cümleden koca bir hikâye çıkarıyor, bilmedikleri yerleri kendi tahminleriyle dolduruyorlardı.

Yaşamsü, İstanbul’daki otel odasının penceresinin önünde durmuş, telefonuna gelen bildirimlere bakıyordu. Yeni mesajlar, etiketlemeler, haber bağlantıları…

Bir süre sonra telefonu masaya bıraktı.

Umut yatağın üzerinde oturmuş ayakkabısının bağcığıyla uğraşıyor, küçük Deniz ise annesini izliyordu.

“Anne, yine mi iş?” diye sordu Deniz.

Yaşamsü telefonunu ters çevirdi.

“Biraz öyle.”

“Dün de iş vardı.”

Yaşamsü oğluna döndü.

“Sen bugün beni denetlemeye mi başladın?”

“Evet. Kahvaltıda bile telefonuna bakıyorsun.”

Umut başını kaldırdı.

“Ben de denetliyorum. Ama önce kahvaltı yapalım. Karnım acıktı.”

Yaşamsü istemeden güldü.

“Peki, tamam. İkiniz de kazandınız.”

Çocukların yanına oturup onları kendine çekti. Birkaç dakika boyunca telefonuna bakmadı. Şu an tek istediği, çocuklarıyla sakin bir sabah geçirmekti.

Tam kahvaltıya hazırlanacakları sırada kapı çaldı.

Yaşamsü kapıyı açtığında konferans organizasyonundan bir görevliyle karşılaştı.

“Günaydın, Bayan Gwen. Rahatsız ettiğim için kusura bakmayın. Dün akşam yayılan haberlerle ilgili birkaç gazeteci açıklama talep ediyor. Bugünkü oturum öncesinde basın ekibiyle ilgili düzenlemeleri de konuşmak istedik.”

Yaşamsü’nün yüzündeki gülümseme kayboldu.

“Konferansla ilgili soruları yanıtlarım. Özel hayatımla ilgili açıklama yapmayacağım.”

“Elbette. İsteğinizi iletirim.”

“Teşekkür ederim.”

Görevli ayrılınca Yaşamsü kapıyı kapattı.

Umut annesine baktı.

“Bizi de mi soruyorlar?”

“Bilmiyorum. Ama sorarlarsa cevap vermek zorunda değiliz.”

“Ya internete yazarlarsa?”

Yaşamsü oğlunun yanına oturdu.

“İnsanlar konuşabilir, Umut. Bu, söylediklerinin doğru olduğu anlamına gelmez.”

Küçük Deniz annesinin elini tuttu.

“Biri bize kötü bir şey söylerse ne yapacağız?”

“Önce bana anlatacaksınız. Her şeyi tek başınıza çözmek zorunda değilsiniz.”

Umut annesinin yüzüne baktı.

“Sen de her şeyi tek başına çözmeye çalışma o zaman.”

Yaşamsü bir an sustu. Ardından oğlunun saçlarını karıştırdı.

“Pekâlâ. Bugün hepiniz bana karşı birleşmişsiniz.”

“Evet,” dedi Umut. “Çünkü haklıyız.”

Yaşamsü güldü.

“Tamam, hadi kahvaltıya. Daha fazla sorgulanmak istemiyorum.”

Çocuklarla birlikte masaya geçti. Telefonu odada kalmıştı.

En azından birkaç dakikalığına geçmişin ve başkalarının söylediklerinin dışında bir hayatı vardı.

---

Aynı saatlerde Toprak’ın ofisinde beş kardeş bir araya gelmişti.

Televizyonda konferanstan görüntüler gösteriliyordu. Ekranın altındaki yazılardan biri, Yaşamsü’nün adıyla Hayal’in paylaşımını yan yana getiriyordu.

Toprak kumandayı alıp televizyonu kapattı.

“Bu haberlerin daha fazla büyümesi iyi değil.”

Aras koltuğa yaslandı.

“Büyümesini biz mi engelleyeceğiz? İnsanlar ne isterse onu konuşuyor.”

“En azından gidip karşısına çıkıp yeni bir tartışma yaratmayalım,” dedi Ezra.

Çınar başını salladı.

“Dün zaten yeterince gerildik.”

Aras hemen ona döndü.

“Biz mi gerildik? Daha iki dakika konuşmadan çekip gitti.”

Deniz Can masadaki telefonunu eline aldı.

“Çünkü gitmesi gerekiyordu. Çocukları da yanındaydı.”

Aras kaşlarını çattı.

“Sen neden sürekli onu savunuyorsun?”

“Savunmuyorum. Her şeyi kendi açımızdan yorumlamayalım diyorum.”

Toprak araya girdi.

“Tamam. Dün olanları tekrar konuşmayalım.”

Fakat kendisi de Yaşamsü’nün söylediklerini aklından çıkaramıyordu. Özellikle hastanede onu dinlemeden karar verdiklerini söylemesi canını sıkmıştı. Kendi açısından bakınca o günün şartlarında başka türlü davranamayacağını düşünüyordu.

Hayal Su’yu yalnız bırakmak istememişlerdi.

Bunun yanlış olduğunu kabul etmeye hazır değildi.

Ezra telefonundaki haberi kapattı.

“Peki, şimdi ne yapacağız?”

“Hiçbir şey,” dedi Toprak. “Onu arayıp durmayacağız. Belli ki bizi görmek istemiyor.”

Deniz Can bir süre sustuktan sonra konuştu.

“Belki de şu an istemiyordur. Bu, hiçbir zaman istemeyeceği anlamına gelmez.”

Aras omuz silkti.

“İsterse kendisi gelir.”

Ezra ona baktı.

“Ya gelmezse?”

“Gelmezse gelmez. Onu zorlayamayız.”

Toprak, masanın üzerindeki telefonunu aldı. Yaşamsü’nün numarası ekrandaydı.

Bir mesaj yazmayı düşündü. Sonra vazgeçti.

Dün kendilerine karşı nasıl durduğunu hatırlayınca, yazacağı birkaç cümlenin neyi değiştireceğinden emin olamadı.

“Şimdilik bırakın,” dedi. “Herkes kendi yoluna baksın.”

Bu kez kimse itiraz etmedi.

Fakat hiçbiri de Yaşamsü’nün neden bu kadar mesafeli olduğunu gerçekten anlamış değildi. Onun kırgınlığını görmek yerine, kendilerine karşı tavrına takılmışlardı.

---

Londra’da Hayal, çalışma masasının başında oturuyordu.

İstanbul’daki haberleri sabah erkenden takip etmeye başlamıştı. Kardeşlerinin Yaşamsü’yle karşılaştığını öğrenmiş, aralarında geçen konuşmaya dair yorumları okumuştu.

Beklediği gibi bir açıklama yapılmamıştı.

Sosyal medya hesabını açıp paylaşımına gelen yorumlara göz gezdirdi. Bazıları onu haklı buluyor, bazılarıysa olayların yalnızca bir tarafını bildiklerini söylüyordu.

Bir yorum özellikle dikkatini çekti:

*Bir insanın hikâyesini yalnızca başka birinin anlattıklarından öğrenemezsiniz.*

Hayal ekrana birkaç saniye baktıktan sonra sayfayı kapattı.

“Tabii,” diye mırıldandı. “Herkes birden uzman oldu.”

Telefonunu masaya bıraktı.

Yıllardır ailesindeki yerini kaybetmekten korkmuştu. Başlangıçta bu korku onu öfkelendirmiş, zamanla da başkalarının önüne geçme isteğine dönüşmüştü. Şimdi Yaşamsü’nün yeniden gündeme gelmesi, onun kurduğu düzeni tehdit ediyordu.

Hayal bunu bir tehdit olarak görüyordu.

Yaşamsü’nün ne yaşadığını anlamaya çalışmak yerine, onun varlığının kendi hayatında neyi değiştirebileceğini hesaplıyordu.

Bilgisayarını açtı.

Ekranda uzun zamandır üzerinde çalıştığı dosya duruyordu.

**GÜÇ**

Dosyayı açtı. İçinde şirket isimleri, bağlantılar ve notlar vardı. Henüz her şey tamamlanmamıştı. Bazı bilgileri doğrulaması, bazı bağlantıları daha iyi anlaması gerekiyordu.

Bir süre dosyaya baktıktan sonra yeni bir satır açtı.

Yaşamsü’nün adını yazdı.

Ardından durdu.

Telefonuna Alex’ten mesaj geldi.

*İstanbul’daki haberleri gördüm. Dikkatli ol. Bu kez vereceğin kararlar yalnızca seni etkilemeyebilir.*

Hayal mesajı iki kez okudu.

*Sen karışma,* diye yazdı. Fakat göndermedi.

Telefonu masaya bıraktı.

Alex’in uyarısı hoşuna gitmemişti. Yine de söylediklerini tamamen görmezden gelemiyordu.

Bilgisayar ekranına döndü. Dosyayı kapatmadı.

Planından vazgeçmeye niyeti yoktu.

Sadece bundan sonra daha dikkatli olması gerektiğini biliyordu.

---

Öğleden sonra Yaşamsü, konferansın son oturumuna katıldı.

Sahneye çıktığında yüzünde profesyonel bir ifade vardı. Özel hayatıyla ilgili soruların gündeme getirilebileceğini biliyordu ama konuşmasını bunun gölgesinde bırakmayacaktı.

Sunumunu yapay zekâ sistemlerinin güvenliği, veri koruma ve eski yazılım açıklarının nasıl değerlendirileceği üzerine kurmuştu.

Soru-cevap bölümünde bir gazeteci söz aldı.

“Bayan Gwen, son günlerde hakkınızda çıkan haberler nedeniyle bazı kişisel meseleler de gündeme geldi. Bu konuda bir açıklamanız olacak mı?”

Yaşamsü mikrofonu eline aldı.

“Bugün burada teknoloji ve veri güvenliği hakkında konuşmak için bulunuyorum. Özel hayatımla ilgili soruları yanıtlamayacağım.”

Gazeteci bir soru daha sormaya çalıştıysa da moderatör araya girdi ve sözü başka bir katılımcıya verdi.

Yaşamsü sunumuna devam etti.

Sesi sakindi. Ne kendini savunmaya çalıştı ne de gazetecinin sorusuna öfkeyle karşılık verdi.

Oturum bittiğinde organizasyon ekibinden birkaç kişi yanına geldi. Sunumu için teşekkür ettiler, sonraki etkinliklerde yeniden bir araya gelmek istediklerini