# BÖLÜM 16 — GEÇMİŞTEN GELEN İZ
# BÖLÜM 16 — GEÇMİŞTEN GELEN İZ
Londra’da gece olmuştu.
Hayal, çalışma odasında bilgisayarının başında oturuyordu. İstanbul’dan gelen haberleri gün boyunca takip etmişti. Kardeşleri Yaşamsü’yle karşılaşmıştı ama beklediği gibi büyük bir tartışma yaşanmamıştı. Üstelik kimse çıkıp açıklama yapmamıştı.
Telefonunu masaya bıraktı.
“Şimdi ne yapmaya çalışıyorsunuz?” diye mırıldandı.
Tam bilgisayarını kapatacakken yeni bir e-posta geldi.
Göndereni tanımıyordu.
**Konu: Hastane kayıtları**
Mesaj kısaydı.
*O gece yaşananlarla ilgili her şeyi bildiğini sanıyorsun. Ama eski kayıtlardan biri hâlâ duruyor.*
Altında bir dosya adı vardı:
**KAYIT_17**
Hayal ekrana baktı. Yıllardır cevap aradığı sorularla ilgili bir şey olabilir miydi bu?
Dosyayı açmadı. Önce gönderenin adresini kontrol etti. Ancak buradan kimliğini anlayabileceği bir bilgiye ulaşamadı.
Telefonunu alıp Alex’i aradı.
“Bana hastane kayıtlarıyla ilgili bir e-posta geldi,” dedi.
“Kimden?”
“Bilmiyorum. Eski kayıtlardan birinin hâlâ durduğunu söylüyor.”
“Dosyayı açtın mı?”
“Hayır.”
“İyi. Önce mesajın kaynağını anlamaya çalış. Birinin senin geçmişini biliyor gibi konuşması, söylediklerinin doğru olduğu anlamına gelmez.”
Hayal ekrandaki dosya adına baktı.
“Ya doğruysa?”
“O zaman da bunu kanıtlaman gerekir.”
Hayal bir süre sessiz kaldı.
“Tamam. Önce ne olduğunu anlamaya çalışacağım.”
Telefonu kapattıktan sonra e-postayı yeniden okudu. Mesajda hastanenin adı yoktu. Tarih yoktu. Belge yoktu.
Yalnızca bir iddia ve **KAYIT_17** adı vardı.
Hayal yıllardır cevap arıyordu. Fakat bu kez, karşısına çıkan ilk ipucuna sarılmak istemiyordu.
Henüz değil.
***
İstanbul’da Yaşamsü, otel odasında ertesi günkü sunum notlarını düzenliyordu. Umut ve Deniz uyumuştu. Gün boyunca yaşananların ardından biraz sessizliğe ihtiyacı vardı.
Telefonuna bilinmeyen bir numaradan mesaj geldi.
*Hastanede yaşananlarla ilgili sana anlatılmayan şeyler var. Her duyduğuna inanma.*
Yaşamsü mesajı iki kez okudu.
“Kim bu?” diye söylendi.
Numarayı aradı. Telefon çaldı ama açan olmadı.
Mesajı silmedi. Ekran görüntüsünü alıp ayrı bir klasöre kaydetti. Ardından numarayı ve mesajın gönderildiği saati not etti.
Belki biri onu korkutmaya çalışıyordu. Belki de gerçekten bildiği bir şey vardı.
Ama Yaşamsü, yalnızca birkaç satırlık bir mesaj yüzünden geçmişi hakkında karar vermeyecekti.
Mesajın gönderildiği saat dikkatini çekti. Hayal’in paylaşımının haber sitelerinde yayılmaya başladığı zamanlara yakındı.
Bu, iki olayın bağlantılı olduğunu göstermezdi. Yine de tesadüf olup olmadığını anlamak istiyordu.
Telefonunu masaya bıraktı.
Şimdilik yapabileceği tek şey, mesajı saklamak ve temkinli davranmaktı.
***
Ertesi sabah Toprak’ın ofisinde kardeşler bir araya geldi.
Ezra, masanın kenarına oturdu.
“Yaşamsü’den hâlâ cevap yok.”
Toprak kahvesini masaya bıraktı.
“Vermek zorunda değil.”
“Biliyorum. Sadece onunla konuşmayı gerçekten istiyorum.”
Aras bir süre sustuktan sonra konuştu.
“Biz istiyoruz diye o da hazır olmak zorunda değil. Yıllarca yanında olmadık. Şimdi bir mesaj gönderince her şeyin değişmesini bekleyemeyiz.”
Çınar başını salladı.
“Önce kendi hatalarımızı kabul etmeliyiz. Gerisini ona bırakacağız.”
Genç Deniz, konuşulanları dinledikten sonra sordu:
“Peki, Hayal’in anlattıklarının hepsi doğru değilse?”
Toprak ona döndü.
“Bilmiyoruz. O yüzden kimseyi peşinen suçlamayacağız. Ama Yaşamsü’nün yaşadıklarını da küçümsemeyeceğiz.”
“Yaşamsü bizimle konuşmak istemezse?” diye sordu Ezra.
“İstemiyorsa zorlamayacağız,” dedi Toprak. “Kapıyı açık bırakırız. Gerisi onun kararı.”
Aras telefonunu cebine koydu.
“Şimdilik yapabileceğimiz başka bir şey yok.”
Bu kez kimse itiraz etmedi.
Aralarındaki sorunlar çözülmüş değildi. Hayal konusunda da fikir birliğine varmış sayılmazlardı. Ancak Yaşamsü’ye baskı yapmanın hiçbir şeyi düzeltmeyeceğini anlamaya başlamışlardı.
Toprak yeniden masasına döndü.
“Haydi, işimize bakalım.”
Konuşma orada bitti. Kimse Yaşamsü’ye yeniden mesaj göndermedi.
***
Londra’da Hayal’in gelen kutusuna ikinci bir e-posta düştü.
Aynı gönderen.
Bu kez mesaj daha da kısaydı.
*Arşivden neden çıkarıldığını araştır.*
Hayal’in kaşları çatıldı.
İlk mesajda olmayan yeni bir ayrıntıydı bu.
Hastane kayıtları gerçekten bir arşivden çıkarılmış mıydı? Çıkarıldıysa kim yapmıştı? Ve gönderen bunu nereden biliyordu?
Hayal, dosyayı açmak yerine bilgisayarındaki notlarını düzenledi. Bildiklerini ve henüz doğrulayamadıklarını ayrı başlıklar altında topladı.
**Hastane kayıtları**
**Arşiv geçmişi**
**KAYIT_17**
Şimdilik elinde yalnızca e-postalar vardı. Herhangi bir belgeye veya doğrulanmış kayda ulaşmamıştı.
Telefonuna Alex’ten mesaj geldi.
*Bir gelişme var mı?*
Hayal cevap yazdı.
*Biri eski hastane kayıtlarından söz ediyor. İki e-posta geldi. Henüz hiçbir şeyi doğrulayamadım.*
Alex hemen yanıtladı.
*O zaman acele etme. Sana bilgi veren kişinin neden şimdi ortaya çıktığını da düşün.*
Hayal mesajı okudu. Alex’in uyarıları hoşuna gitmiyordu ama bu kez haklı olabilirdi.
Birisi onu yönlendirmeye çalışıyor olabilirdi. Hatta gerçek bir bilgi veriyor olsa bile, bunu kendi çıkarı için yapıyor olabilirdi.
Hayal bilgisayarındaki dosyanın adını değiştirdi:
**GÜÇ — KAYIT_17**
Altına bir not ekledi:
*Gönderen bilinmiyor. İddialar doğrulanmadı. Belge henüz yok.*
Sonra ekranı kapattı.
Yıllardır cevap arıyordu. Şimdi önüne yeni bir soru çıkmıştı. Bu sorunun peşinden gidecekti ama kimin oyununa geldiğini bilmeden hareket etmeyecekti.
En azından şimdilik.
***
İstanbul’da Yaşamsü, çocuklarıyla birlikte kahvaltıya indi.
Umut tabağına peynir koyarken annesine baktı.
“Bugün de konferansa gidecek misin?”
“Evet. Son oturumum var.”
“Sonra eve dönecek miyiz?”
“Evet. Programı tamamlayınca döneceğiz.”
Deniz sevinerek ekmeğinden bir parça aldı.
“Güzel. Ben kendi yatağımı özledim.”
Yaşamsü güldü.
“Ben de.”
Bir süre kahvaltıdan ve eve döndüklerinde yapmak istediklerinden konuştular. Umut, annesinin telefonuna uzanıp durduğunu fark etti.
“İşle ilgili bir şey mi var?”
Yaşamsü kısa bir an düşündü.
“Bilinmeyen birinden mesaj geldi.”
“Kötü bir şey mi?”
“Henüz bilmiyorum. Öğrenmeden karar vermeyeceğim.”
Umut başını salladı. Daha fazla soru sormadı.
Yaşamsü çocuklarını okula ve eve dönüş planlarına göre hazırlarken mesaj aklının bir köşesinde duruyordu. Kim göndermişti? Hastanede yaşananlarla ilgili ne biliyordu? Hayal’in paylaşımıyla bir ilgisi var mıydı?
Hiçbirinin cevabını bilmiyordu.
Kahvaltıdan sonra telefonunu çantasına koydu. Önce konferanstaki işini tamamlayacaktı. Ardından mesajı, gerekirse güvenilir bir uzmanla değerlendirecekti.
Geçmişi öğrenmek istiyordu ama bir yabancının yönlendirmesiyle hareket etmeyecekti.
***
O günün ilerleyen saatlerinde Yaşamsü, konferans merkezindeki son oturumuna katıldı. Sunumunu tamamladıktan sonra birkaç kişiyle kısa görüşmeler yaptı. Ardından otel odasına dönüp eve dönüş hazırlıklarına başladı.
Telefonunu kontrol ettiğinde bilinmeyen numaradan yeni mesaj gelmemişti.
Londra’da Hayal de e-postaları tekrar tekrar okumayı bırakmış, hastane kayıtlarına ilişkin ulaşabileceği eski kaynakları araştırmaya başlamıştı. Ancak henüz KAYIT_17’nin ne olduğunu öğrenememişti.
İki kadın da aynı geçmişe işaret eden mesajlarla karşı karşıyaydı.
Ama aralarında bir bağlantı olup olmadığını bilmiyorlardı.
Hayal, bilgisayarını kapatmadan önce dosyasındaki son notu okudu:
*İddia, kanıt değildir.*
İstanbul’da Yaşamsü de telefonunu çantasına koyarken aynı kararı vermişti: Önce gerçekleri öğrenecek, sonra ne yapacağına kendisi karar verecekti.
Geçmişten gelen iz artık görmezden gelemeyecekleri bir soruydu.
Fakat henüz cevap değildi.