# BÖLÜM 17— İSTANBUL SOKAKLARINDA BİR BABA
# BÖLÜM 17 — İSTANBUL SOKAKLARINDA BİR BABA
Konferans sona erdiğinde Yaşamsü, Umut ve Deniz’le birlikte binadan çıktı. İkizler, sunum boyunca akıllarına gelen fikirleri konuşup durmuştu. Dışarı çıktıklarında bile anlatacakları bitmemişti.
Otoparka yaklaştıkları sırada Deniz aniden durdu.
— Anne, babam!
Yaşamsü başını kaldırdı. Liam, arabasının yanında bekliyordu. Çocukları görünce yüzü aydınlandı.
— Baba!
İkizler koşarak ona sarıldı. Liam ikisini de kollarının arasına aldı; birini bıraksa diğeri daha sıkı sarılıyordu.
— Sizi çok özledim, dedi.
— Biz de seni! Umut hemen anlatmaya başladı. — Baba, annemin sunumunu görmeliydin. Herkes onu dikkatle dinledi. Sonra bizim fikirlerimizden de bahsetti!
Liam, Yaşamsü’ye kısa bir bakış attı.
— Ondan şüphem yok. Anneniz bir işe karar verdiyse hakkını verir.
Yaşamsü hafifçe gülümsedi ama bir şey söylemedi.
Deniz babasının kolunu çekti.
— Benim de yeni bir fikrim var. Ama daha anneme anlatmadım.
— Öyle mi? O zaman bugün senden de dinleyeceğim.
— Bugün mü? Hemen anlatabilirim!
— Önce bir nefes al, oğlum. Daha arabaya bile binmedik.
Umut güldü. Deniz ise söyleyeceklerini unutmamak için kendi kendine mırıldanmaya başladı.
Yaşamsü onları izlerken içindeki gerginliğin bir miktar hafiflediğini hissetti. Çocuklarının babalarına duyduğu özlem ortadaydı. Bu bağı korumak istiyordu; Liam'la arasındaki sorunların çocuklara yük olmasına izin vermeyecekti.
Bir süre sonra ona döndü.
— Ne zaman geldin?
— Bu sabah. Seni aramayı düşündüm ama konferansın yoğun geçeceğini tahmin ettim. Yine de gelmeden önce haber vermeliydim.
— Evet, vermeliydin.
Liam itiraz etmedi.
— Haklısın. Bir dahaki sefere önce seni ararım.
Yaşamsü başını salladı. Bu kez tartışmayı uzatmadı. Liam’ın hatasını kabul etmesi önemliydi ama tek bir cümle, aralarında biriken her şeyi çözmeye yetmezdi.
İkizler çoktan İstanbul’da nereye gideceklerini konuşmaya başlamıştı.
Liam çocuklara baktıktan sonra yeniden Yaşamsü’ye döndü.
— Bugünü onlarla geçirebilir miyim? Şehri gezmek istiyorlar. Akşam da otele bırakırım.
Umut’la Deniz annelerine umutla baktı.
— Akşama kadar olur, dedi Yaşamsü. — Ama telefonun açık kalacak. Planınız değişirse bana haber vereceksin.
— Tamam.
— Çocukları da fazla yormayın. Yarın sabah bütün günün yorgunluğunu çıkarmakla uğraşmayalım.
Liam gülümsedi.
— İkisini idare edebilirim sanırım.
— Sanırım mı? İkisi aynı anda konuşmaya başladığında bazen ben bile hangisini dinleyeceğimi şaşırıyorum.
— Anne! diye itiraz etti Umut.
Deniz, kardeşine dönüp gayet ciddi bir ifadeyle konuştu:
— Ama bazen gerçekten öyle oluyor.
Liam kahkaha attı. Yaşamsü de kendini tutamadı.
— Güzel. Demek ki bugün üçünüzün de bana karşı birleşmesini izlemeyeceğim.
— Merak etme, dedi Liam. — Bugün takımımızda sen yoksun.
— Ne büyük kayıp!
Bu kez çocuklar da güldü.
Yaşamsü eğilip ikisine sarıldı. Deniz annesinin yanağına bir öpücük kondururken Umut kulağına eğildi.
— Akşam sana her şeyi anlatacağım.
— Anlaştık.
Çocuklar birkaç adım uzaklaşmıştı ki Deniz geri döndü.
— Anne, akşam ne yiyeceğiz?
Yaşamsü kaşlarını kaldırdı.
— Daha yola çıkmadan akşam yemeğini mi düşünüyorsun?
— İnsan önceden hazırlıklı olmalı.
— O zaman önce babanla gez. Menüye sonra karar veririz.
Deniz bu cevabı yeterli bulmuş olacak ki Liam’ın yanına koştu.
Liam arabaya binmeden önce Yaşamsü’ye döndü.
— Akşam seni ararım.
— Bekliyorum.
Kısa bir sessizliğin ardından Liam ekledi:
— Sunumun için de tebrik ederim. Gerçekten.
Yaşamsü’nün yüzündeki ifade yumuşadı.
— Teşekkür ederim.
Liam çocuklarla arabaya bindi. Birkaç saniye sonra araç otoparktan çıkıp caddenin kalabalığına karıştı.
Yaşamsü arkalarından baktı.
Çocuklarının mutlu olması ona iyi gelmişti. Liam’la aralarındaki meseleler hâlâ çözülmemişti; geçmişte yaşananlar da bir anda silinmeyecekti. Ama en azından bugün, çocukları babalarıyla vakit geçirebilecekti.
Bazen bir günün iyi geçmesi için her şeyin düzelmesi gerekmiyordu.
Yaşamsü arabasına yöneldi.
Tam kapıyı açacakken telefonu titredi.
Bilinmeyen bir numara.
Mesajı açtı.
*Hastane kayıtlarıyla ilgili soruların varsa, yanlış kişiye güvenmediğinden emin ol.*
Yaşamsü’nün yüzündeki gülümseme silindi.
Mesajı bir kez daha okudu. Son günlerde hastaneyle ilgili aldığı ilk uyarı değildi bu. Fakat önceki mesajlarla bunun aynı kaynaktan geldiğini gösteren hiçbir şey yoktu.
Birinin kendisini uyarmaya çalışması da mümkündü. Kendisini yönlendirmek, yanlış bir yola sürüklemek istemesi de.
Henüz bilmiyordu.
Ama mesajın özellikle *güven* kelimesini seçmesi dikkatinden kaçmamıştı.
Ekran görüntüsünü aldı. Mesajın saatini kaydetti, numarayı da ayrı bir yere not etti. Ardından sohbeti kapattı.
İlk tepkisi cevap yazmak olmuştu.
Vazgeçti.
Kim olduğunu bilmediği birine sorularını açmak, elindeki tek avantajı kaybetmek demekti. Karşısındaki kişi gerçekten bir şey biliyorsa bile bunu kendi istediği şekilde anlatmasını bekleyemezdi.
Arabaya bindi, emniyet kemerini taktı. Motoru çalıştırmadan önce telefonunu yeniden eline aldı ve mesajı bir kez daha inceledi.
Hastane kayıtları…
O gece…
Kendisine anlatılmayanlar…
Parçalar vardı ama henüz bir bütün oluşturmuyorlardı. Üstelik her yeni mesaj, gerçeğe biraz daha yaklaştığı anlamına gelmiyordu. Bazen insanlar gerçeği göstermek yerine, insanı kendi istedikleri yere yönlendirirdi.
Yaşamsü telefonu bıraktı.
Önce kayıtların kendisine ulaşacaktı. Tarihleri, erişim bilgilerini ve belgelerin nereden geldiğini kontrol edecekti. İddialarla kanıtları birbirine karıştırmayacaktı.
Kimseye sırf kendisini uyardığı için güvenmeyecekti. Ama sırf bilinmeyen bir numaradan yazdı diye olası bir ipucunu da görmezden gelmeyecekti.
Arabayı çalıştırıp otoparktan çıktı.
Hastanede ne yaşandığını öğrenecekti. Kimin ne sakladığını da…
Fakat bu kez araştırmanın yönünü başkaları belirlemeyecekti.
**Gerçeği bulacaktı. Ama kendi şartlarıyla.**