Keşfet

# BÖLÜM 18— OTEL ODASINDAKİ İTİRAF

KÖKLER VE ALGORİTMALAR

BÖLÜM 18 — OTEL ODASINDAKİ İTİRAF

Çocuklar Liam’la birlikte İstanbul’u gezmeye gittikten sonra Yaşamsü otel odasına döndü. Ayakkabılarını çıkarıp pencerenin önündeki koltuğa oturdu. Birkaç dakikalığına da olsa sessizliğe ihtiyacı vardı.

Telefonunu masaya bırakırken ekranda bir mesaj belirdi.

Toprak: Müsaitsen seninle konuşmak istiyorum. Uygun değilsen sorun değil.

Yaşamsü mesajı birkaç saniye boyunca okudu. Toprak’ın ne konuşacağını tahmin edebiliyordu ama bu, onu dinlemeye hazır olduğu anlamına gelmiyordu.

Yine de cevap yazdı.

Yaşamsü: Yarım saat sonra gelebilirsin.

Telefonu bıraktıktan sonra pencereye döndü. Toprak’la konuşmak istemediğinden emin değildi. Belki de asıl korktuğu şey, duyacaklarıydı.

Yarım saat sonra kapı çaldı.

Yaşamsü kapıyı açtığında Toprak’ın elinde eski bir fotoğraf albümü olduğunu gördü.

— Selam, dedi Toprak.

— Gel.

Toprak içeri girdi. Bir süre ayakta bekledi, sonra elindeki albümü masaya bıraktı.

— Uzun uzun konuşup seni daha fazla yormak istemiyorum. Sadece sana göstermek istediğim bir şey var.

Yaşamsü koltuğu işaret etti.

— Otur.

Toprak oturduktan sonra albümü açtı. İçinden iki eski fotoğraf çıkardı ve masanın üzerine koydu.

— Bunlar annemle babamın fotoğrafları.

Yaşamsü fotoğraflara uzandı.

İlk fotoğrafta genç bir kadın vardı. Yüzünde sakin bir ifade, gözlerinde insanın dikkatini çeken bir sıcaklık bulunuyordu. Yanındaki fotoğrafta ise ciddi bakışlı bir adam duruyordu.

Yaşamsü, kadının yüzüne biraz daha dikkatli baktı. Onu daha önce hiç görmemişti ama yine de gözlerini fotoğraftan ayırmakta zorlandı.

— İsimleri neydi? diye sordu.

Toprak’ın yüzü ciddileşti.

— İzel ve Murat Karahan.

Yaşamsü fotoğrafları masaya bıraktı.

— Yani benim de annemle babam.

— Evet.

— Bunu biliyorum, Toprak. Bana neden şimdi gösterdiğini soruyorum.

Toprak ellerini birbirine kenetledi.

— Çünkü sana bunları daha önce göstermeliydik. Belki de o gün hastanede bunlardan bahsetmek yerine seni dinlemeliydik.

Yaşamsü cevap vermedi.

Toprak derin bir nefes aldı.

— Sana karşı haksızlık ettik. Hayal’i korumaya çalışırken senin ne yaşadığını düşünmedik. Onun anlattıklarına odaklandık. Senin de anlatacakların olabileceğini unuttuk.

— Unutmadınız, Toprak. Sormadınız.

Toprak başını kaldırdı.

Yaşamsü'nün sesi sakindi ama parmakları fotoğrafın kenarını sıkıca tutuyordu.

— Benim ne hissettiğimi merak etseydiniz anlatırdım. Ama daha beni dinlemeden kararınızı vermiştiniz. Sonra da kendinizi haklı çıkarmaya çalıştınız.

— Haklısın.

Yaşamsü kısa bir kahkaha attı. İçinde neşe yoktu.

— Bunu duymak güzel. Ama insanın haklı olduğunu duyması, yaşadıklarını değiştirmiyor.

— Biliyorum.

— Gerçekten biliyor musun? O gün orada tek başımaydım. Siz birbirinizi korumaya çalışırken ben kendimi anlatmaya çalışıyordum. Biriniz bile durup bana ne olduğunu sormadı.

Toprak gözlerini yere indirdi. Bu kez kendini açıklamaya çalışmadı.

— Keşke sorsaydım, dedi yalnızca.

Yaşamsü bir süre onu izledi. Toprak’ın pişman olduğunu görebiliyordu ama pişmanlık, güvenin yeniden kurulması için yeterli değildi.

Fotoğraflardan birini eline aldı.

— Annem nasıl biriydi?

Toprak sorunun değişmesiyle hafifçe doğruldu.

— İzel mi?

— Başka annem mi var?

Toprak, Yaşamsü’nün sözlerindeki hafif iğnelemeyi fark etti. Gülümsemeye çalıştı ama vazgeçti.

— Haklısın. Annem sabırlı bir kadındı. Birimiz hata yaptığında hemen kızmazdı. Önce ne olduğunu anlamaya çalışırdı. Babam biraz daha sertti. Ama bizi severdi, bunu bilirdik.

Yaşamsü fotoğraftaki kadının yüzüne baktı.

— Peki, benim hakkımda konuşurlar mıydı?

Toprak'ın yüzündeki ifade değişti.

— Bazı şeyleri biliyorum ama her şeyi bildiğimi söyleyemem. Senin doğumunla ve o dönem yaşananlarla ilgili benim de cevaplayamadığım sorular var.

— Hiç mi bir şey anlatmadılar?

— Sana söyleyebileceğim kesin bir şey yok. Sana bilmediğim bir şeyi biliyormuşum gibi anlatmak istemiyorum.

Yaşamsü başını hafifçe salladı. En azından bu konuda dürüst davranıyordu.

— Annemle babamı erken kaybettik, diye devam etti Toprak. — O zaman aileyi bir arada tutmam gerektiğini düşündüm. Herkesin iyiliği için karar verdiğime inanıyordum. Bazen kimseyi kaybetmemek için her şeyi kontrol etmeye çalıştım.

— Ve herkesi kendin gibi düşünmeye zorladın.

Toprak itiraz etmedi.

— Evet. Sanırım öyle yaptım.

Yaşamsü fotoğrafı masaya bıraktı.

— İnsanları korumakla onlar adına karar vermek aynı şey değil.

— Artık bunu anlıyorum.

— Benim için geç kalmış olabilirsin.

Toprak’ın yüzüne bir gölge düştü. Yine de Yaşamsü’den hemen bir karşılık beklemedi.

— Olabilir, dedi. — Ama en azından hatamı kabul etmek istiyorum.

Odada kısa bir sessizlik oldu. Koridordan geçen insanların sesleri duyuluyordu. Dışarıda İstanbul, her zamanki gibi hareketliydi. Oysa bu odada iki yabancı, aynı geçmişin farklı parçalarını anlamaya çalışıyordu.

Toprak ayağa kalktı.

— Senden beni affetmeni istemeyeceğim. Buna hazır olmadığını biliyorum. Sadece özür dilemek istedim.

Yaşamsü de ayağa kalktı.

— Özrünü duydum.

Toprak başını salladı.

— Teşekkür ederim.

— Ama bu, seni affettiğim anlamına gelmiyor.

— Biliyorum.

Yaşamsü kapıya doğru yürüdü ama kapıyı açmadan önce durdu.

— Bir şey daha var. Bundan sonra benim adıma karar vermeyin. Beni tanımak istiyorsanız önce dinleyin. Benim ne düşündüğümü, ne hissettiğimi tahmin etmeye çalışmayın. Sorun.

— Tamam.

— Bir de her şeyin hemen düzelmesini beklemeyin. Benim için bu kadar kolay değil.

Toprak’ın gözleri fotoğraflara kaydı.

— Beklemeyeceğim.

Kapıya yöneldiğinde yeniden durdu.

— İstersen annenle baban hakkında bildiklerimi zamanla anlatabilirim. Ama yalnızca sen istersen.

Yaşamsü birkaç saniye düşündü.

— Şimdilik bu kadar yeterli.

— Anladım.

Toprak kapıdan çıktı. Yaşamsü arkasından bakıp kapıyı kapattı.

Bir süre kapının önünde kaldı. Ardından masaya dönerek fotoğrafları yeniden eline aldı.

İzel ve Murat Karahan.

Annesi ve babası.

Bu sözcükleri içinden tekrarlamak bile ona tuhaf geliyordu. Yıllardır kendi hayatını kurmuş, kendi ayakları üzerinde durmuştu. Şimdi ise hiç tanımadığı iki insanın yüzüne bakıyor ve kendisinden saklı kalan hayatı düşünüyordu.

İzel nasıl bir kadındı? Murat neden bu kadar ciddi bakıyordu? Onları tanıyan biri Yaşamsü hakkında ne biliyordu?

Daha da önemlisi, geçmişindeki hangi parçalar hâlâ eksikti?

Fotoğrafı çevirdiğinde arkasında silik bir tarih gördü. Hemen altında iki kelime yazılıydı:

Ailemiz, daima.

Yazının kime ait olduğunu bilmiyordu. Tarihin hangi olaya işaret ettiğini de anlayamamıştı.

Parmağını yazının üzerinde gezdirdi.

— Ailemiz, daima... diye fısıldadı.

Sözler odanın sessizliğinde kayboldu.

Fotoğrafları masaya bırakmak üzereyken vazgeçti. İkisini yan yana koydu, sonra cüzdanını açıp dikkatlice içine yerleştirdi.

Bu, Toprak’ı affettiği anlamına gelmiyordu. Diğerlerini hayatına kabul etmeye hazır olduğu anlamına da gelmiyordu.

Yalnızca geçmişini öğrenmek istiyordu.

Belki bir gün bu fotoğraflardaki insanları gerçekten tanıyacaktı. Belki de öğrendikleri, bugün bildiği her şeyi değiştirecekti. Ama artık cevapları başkalarının onun adına vermesini istemiyordu.

Karahan soyadı onun için artık yalnızca bir kayıt değildi.

Kendi geçmişine açılan bir kapıydı.

Ve o kapıdan ne zaman geçeceğine yalnızca Yaşamsü karar verecekti.