Keşfet

# BÖLÜM 22— MASKELERİN DÜŞTÜĞÜ GECE

KÖKLER VE ALGORİTMALAR

BÖLÜM 22 — MASKELERİN ARDINDA KALANLAR

Londra — Yayından Sonra

Hayal, stüdyodan çıkar çıkmaz telefonunu sessize aldı. Ekranı durmadan aydınlanıyordu. Canlı yayını izleyenler yorumlarını paylaşmaya başlamış, sosyal medyada onun hakkında konuşulanlar kısa sürede çoğalmıştı.

Bazıları onu haklı buluyor, bazılarıysa elindeki belgeler kesinleşmeden Yaşamsü Güven hakkında yorum yapmasını eleştiriyordu.

Hayal telefonu çantasına koydu.

İnsanların ne düşündüğünü şu an umursamak istemiyordu. O programa kendisini anlatmak için çıkmıştı. Fakat sonunda, en çok güvendiği insanların karşısında kendisini savunmak zorunda kalmıştı.

Arkasından gelen sesle durdu.

“Hayal.”

Martin, Edvard ve Kol birkaç adım gerisindeydi. Hiçbiri ona yaklaşmak için acele etmiyordu.

Hayal onlara döndü.

“Ne oldu? Söyleyecekleriniz bitmedi mi?”

Edvard sakin bir sesle konuştu.

“Konuşmak istiyoruz. Ama istemiyorsan gideriz.”

“Yayında yeterince konuştuk. Daha ne konuşacağız?”

Martin ellerini cebine soktu, sonra vazgeçip kollarını yanına bıraktı.

“Senden özür dilemek istiyorum.”

Hayal'in yüzünde acı bir gülümseme belirdi.

“Neden? Yaptığın şey için mi, yoksa artık herkes öğrendiği için mi?”

Martin hemen cevap vermedi. Eskiden olsa kendisini savunmak için bir sürü gerekçe sıralardı. Bu kez öyle yapmadı.

“Yaptığım şey için,” dedi. “Yaşamsü'nün sistemine izinsiz eriştim. Onunla konuşmak istiyordum ama bunu yapmaya hakkım yoktu.”

“Bunu yaparken hiç düşündün mü?” Hayal'in sesi sakindi. “Yaşamsü'nün ne hissedeceğini, şirketinin nasıl etkileneceğini düşündün mü?”

Martin başını eğdi.

“Hayır. O an kendi istediğime odaklandım. Sonrasını düşünmedim.”

“İşte sorun da bu.” Hayal derin bir nefes aldı. “Hepiniz kendi istediğinizi yapıyorsunuz. Sonra karşınızdaki insan kırılınca nedenini anlamaya çalışıyorsunuz.”

Martin'in verecek bir cevabı yoktu.

Edvard araya girdi.

“Yaşamsü konusunda biz de hata yaptık. Onu yeterince dinlemeden kendi kararımızı verdik. Şimdi bunun sonuçlarını görüyoruz.”

Hayal'in yüzü gerildi.

“Yine Yaşamsü…”

“Hayal, konu onunla senin aranda bir seçim yapmak değil.”

“Peki, ne? Yıllarca bana bu ailenin bir parçası olduğumu söylediniz. Ben de size güvendim. Şimdi işler değişince hepiniz benden uzaklaşıyorsunuz.”

Kol bir adım öne çıktı.

“Senden uzaklaşmak istemiyoruz. Ama bazı şeyleri anlamadan karar vermemiz de doğru olmaz.”

“Benim anlattıklarım size yetmiyor mu?”

Edvard dürüstçe cevap verdi.

“Bazı konularda yetmiyor. Çünkü elimizdeki bilgilerin hepsi birbiriyle örtüşmüyor. Bunu seni incitmek için söylemiyorum.”

Hayal başını iki yana salladı.

“Biliyorum. Artık herkes gerçeğin peşinde. Ama kimse bu süreçte benim neler yaşadığımı sormuyor.”

Martin bu kez gözlerini kaçırmadı.

“Bunu sormalıydık.”

“Evet, sormalıydınız.”

Hayal'in sesi yükselmemişti. Yine de söyledikleri, bağırmasından daha ağırdı.

“Şimdi yalnız kalmak istiyorum. Bir süre beni aramayın, olur mu?”

Edvard başını salladı.

“Olur. Seni zorlamayacağız.”

Hayal arkasını dönüp yürüdü. Bu kez üçü de olduğu yerde kaldı.

Martin, koridorun sonunda kaybolan Hayal'in ardından baktı.

“Onunla aramızı düzeltmek istedim. Ama yaptığım şey işleri daha da kötüleştirdi.”

Kol, Martin'in yanında durdu.

“Bunu fark etmen iyi. Yalnız, fark etmekle düzeltmek aynı şey değil.”

“Biliyorum.” Martin içini çekti. “Yaşamsü'den de özür dilemem gerekiyor.”

Edvard ona döndü.

“Dilemelisin. Ama özür dilediğinde seni affetmesini bekleme. Karar onun.”

Martin başını salladı. İlk kez, Yaşamsü'nün kendisiyle konuşmayı reddedebileceğini gerçekten düşündü.

Bu düşünce hoşuna gitmiyordu. Yine de bunun onun hakkı olduğunu biliyordu.

İstanbul — Otel Odası

Yaşamsü, Umut ve Deniz'i yatırdıktan sonra salona geçti. Ertesi günkü toplantının belgelerini kontrol etmeyi planlıyordu. Biraz çalıştıktan sonra dinlenmek istiyordu.

Televizyonu açtığında karşısına Londra'daki canlı yayından alınmış görüntüler çıktı.

Ekranda Martin vardı.

Yaşamsü kumandayı elinde tutarak durdu. Sunucunun sorularını, Martin'in açıklamalarını ve şirket sistemine izinsiz eriştiğini kabul ettiği bölümü izledi.

Bir süre sonra kumandayı masaya bıraktı.

Demek Martin, kendisiyle konuşabilmek için bu yolu seçmişti.

Yaşamsü'nün öfkesi yeniden yükseldi. Güven AI Systems'ın güvenliğini tehlikeye atmış, ekibinin haftalarca uğraşmasına neden olan sorunların üzerine yeni bir sorun eklemişti. Üstelik bütün bunları yaparken kendi isteğini onun sınırlarının önüne koymuştu.

Yine de Martin'i yalnızca yaptığı hatadan ibaret görmüyordu.

Birlikte çalıştıkları günler aklına geldi. Saatlerce aynı sorunun üzerinde uğraştıkları, birbirlerine itiraz ettikleri, bazen tartışıp sonra hiçbir şey olmamış gibi çalışmaya devam ettikleri zamanlar…

Bir zamanlar aralarında bu kadar mesafe olacağını düşünmemişti.

Ekranda Martin'in görüntüsü yeniden belirdi.

Yaşamsü televizyonu kapattı.

“Neden böyle yaptın, Martin?”

Sorunun cevabını aslında biliyordu. Martin onunla konuşmak, aralarındaki bağı yeniden kurmak istiyordu. Fakat birini özlemek, onun sınırlarını aşmak için yeterli bir gerekçe değildi.

Masadaki fotoğraflar gözüne ilişti.

Toprak'ın getirdiği fotoğrafları eline aldı. İzel ve Murat Karahan'ın yüzlerine uzun süre baktı.

Biyolojik anne ve babası…

Onları hiç tanımamıştı. Nasıl güldüklerini, seslerinin nasıl olduğunu, küçükken ona nasıl seslendiklerini bilmiyordu. Hatta onunla ilgili ne kadar şey bildiklerinden bile emin değildi.

“Keşke sizi tanıyabilseydim,” diye fısıldadı.

Gözleri doldu. Fotoğrafın kenarını başparmağıyla okşadıktan sonra onu dikkatlice yerine bıraktı.

İnsan bazen hiç yaşayamadığı bir geçmişi özleyebilirdi. Yaşamsü de yıllardır tanımadığı anne ve babasının nasıl insanlar olduğunu merak ediyordu. Şimdilik elinde iki fotoğraf ve cevabını bilmediği onlarca soru vardı.

Telefonunu aldı, Martin'in numarasını açtı.

Bir mesaj yazmaya başladı.

Yaptığın şeyin beni ne kadar zor durumda bıraktığını biliyor musun?

Bir süre cümleye baktı. Ardından mesajı sildi.

Şimdi yazarsa öfkeyle konuşacaktı. Henüz hazır değildi.

Telefonu masaya bıraktı ve bilgisayarını açtı. Ertesi günkü toplantının belgelerine döndü. İşinin başına geçmek, düşüncelerini biraz olsun toparlamasına yardımcı oluyordu. Şirket meselelerinde izlemesi gereken bir yol vardı: kayıtları incelemek, kanıtları değerlendirmek ve karar vermeden önce sonuçları görmek.

Ailesiyle ilgili soruların cevabıysa bu kadar kolay olmayacaktı.

Karen Malikanesi — Aynı Gece

Toprak, Aras, Çınar, Ezra ve Deniz televizyonu kapattıktan sonra salonda bir süre sessizce oturdu.

Hayal'in yayından ayrılırken yüzündeki ifade hepsinin aklında kalmıştı.

Deniz sessizliği bozdu.

“Bize gerçekten böyle mi bakıyor?”

Aras koltuğa yaslandı.

“Şu an çok kırgın. Bunu anlamak zor değil.”

“Bize güvenmiyor,” dedi Deniz. “Aslında neden güvenmediğini de biliyoruz.”

Çınar başını eğdi.

“Yaşamsü'ye de doğru düzgün bir şans vermedik.”

Toprak ellerini birleştirip önüne baktı. Hastanede yaşananları düşündü. O gün, Hayal'i koruduklarına inanarak hareket etmişlerdi. Fakat Yaşamsü'nün ne hissettiğini sormamış, kendi kararlarının onun hayatını nasıl etkileyebileceğini yeterince düşünmemişlerdi.

“Keşke o gün farklı davransaydık,” dedi.

Ezra ona baktı.

“Farklı davranmadık. Şimdi bunu kabul etmemiz gerekiyor.”

Sözleri sert değildi ama odadakileri susturdu.

Aras öne eğildi.

“Artık elimizdeki her şeyi yeniden incelemeliyiz. Hastane kayıtlarını, o dönemle ilgili yazışmaları, ulaşabildiğimiz resmî belgeleri…”

“Hayal'in anlattıklarını da,” diye ekledi Çınar.

Toprak başını salladı.

“Evet. Ama bunu Yaşamsü'nün bize yaklaşmasını sağlamak için yapmayacağız. Gerçeği öğrenmek için yapacağız.”

Deniz ona döndü.

“Peki ya bizi bir daha görmek istemezse?”

Toprak hemen cevap vermedi.

“Bu ihtimali de kabul etmemiz gerekiyor.”

“Onu kaybetmek istemiyorum,” dedi Deniz. “Daha yeni tanımaya başladık.”

“Onu tanımaya bile fırsat vermedik,” diye karşılık verdi Toprak. “Bizden hemen bir şey beklemesini isteyemeyiz.”

Çınar masanın üzerindeki dosyalara baktı.

“Nereden baş