# BÖLÜM 23— KAREN AİLESİNİN HESAPLAŞMASI
BÖLÜM 23 — KARAHAN AİLESİNİN HESAPLAŞMASI
Karahan Konağı — Sabah
Karahan Konağı’nda sabah sessizliği hâkimdi. Herkes kahvaltı masasının etrafında oturuyordu ama kimsenin iştahı yoktu. Bir önceki geceden kalan konuşmalar, söylenemeyen sözler ve Yaşamsü’nün yüzündeki kırgınlık hâlâ akıllarındaydı.
Toprak, elindeki çay bardağını masaya bıraktı.
“Böyle devam edemeyiz,” dedi. “Yaşamsü bizim kardeşimiz olabilir ama bu, onun bizi hemen kabul etmek zorunda olduğu anlamına gelmiyor. Onu dinlemeden karar verdik. Kendi doğrularımızı ona kabul ettirmeye çalıştık.”
Aras başını önüne eğdi.
“Bunu en başından beri anlamamız gerekiyordu. Kızın hayatı boyunca yaşadığı şeyleri bilmiyoruz. Bir anda karşısına çıkıp ‘Biz senin aileniz,’ demekle her şey düzelecek sanmışız.”
Çınar sandalyesine yaslandı.
“Üstelik onun hayatında kurduğu bir düzen var. Çocukları, şirketi, sorumlulukları… Biz geldik ve bütün dengelerini altüst ettik.”
Ezra içini çekti.
“Peki ya Hayal? Onu da kaybetmek istemiyorum. Ama Yaşamsü’ye yapılanları görmezden gelerek Hayal’i koruyamayız.”
Deniz sessizce dinliyordu. Sonunda dayanamadı.
“Ben ikisini de kaybetmek istemiyorum. Hayal bizimle büyüdü. Yaşamsü ise öz kardeşimiz. Ama ikisini birden korumak istiyorsak önce gerçekleri öğrenmemiz gerekiyor.”
Toprak kardeşlerine baktı.
“İşte bu yüzden hastane kayıtlarını yeniden inceleyeceğiz. Kim ne biliyorsa ortaya çıkacak. Ama Yaşamsü’nün izni olmadan onun hayatına müdahale etmeyeceğiz. Bunu artık öğrenmemiz gerekiyor.”
Aras başını salladı.
“Haklısın.”
Toprak cevap vermek üzereydi ki bir anda yüzü değişti.
Önce göğsüne elini götürdü. Ardından nefesi daraldı. Sandalyenin kenarına tutunmaya çalıştı ama parmakları masanın üzerinde kaydı.
“Toprak?” dedi Çınar.
Toprak cevap veremedi. Yüzündeki ifade bir anda korkuya dönüştü. Göğsündeki ağrı şiddetlenirken diğer eliyle göğsünü tuttu.
“Abi?” Deniz ayağa fırladı.
Toprak ayağa kalkmaya çalıştı ama dizlerinin bağı çözüldü. Sandalyesi geriye devrilirken kendisi de yere yığıldı.
“TOPRAK!”
Aras bir anda kardeşinin yanına çöktü.
“Toprak, beni duyuyor musun?”
Toprak gözlerini aralamaya çalıştı ama konuşamıyordu. Aras’ın yüzündeki renk çekildi. Doktor olmasına rağmen karşısında yatan kişi bir hastası değildi. Çocukluğunu bildiği, aynı sofrada büyüdüğü, hayatı boyunca yanında olan ağabeyiydi.
“Ezra, hemen ambulansı ara!” diye bağırdı.
Ezra titreyen elleriyle telefonunu çıkardı.
“Ambulans mı? Tamam, arıyorum!”
Çınar diğer kardeşlerini geri çekerek Toprak’ın çevresinde yer açtı. Deniz ise ağabeyinin elini tutmaya çalışıyordu.
“Abi, ne olur gözlerini aç. Bize bir şey söyle!”
Aras, acil yardım görevlisinin telefondaki talimatlarını dinleyerek Toprak’ın durumunu kontrol etti. Onu gereksiz yere hareket ettirmemeleri gerektiğini söyleyen görevlinin yönlendirmelerini uyguladı.
“Toprak, duyuyorsan beni dinle,” dedi Aras. Sesi titriyordu. “Ambulans geliyor. Dayan, abi. Ne olur dayan.”
Toprak’tan cevap gelmedi.
Deniz’in gözleri doldu.
“Aras abi, bir şey yapsana! Sen doktorsun!”
Aras başını kaldırdı. Gözleri dolmuştu ama kendini toparlamaya çalışıyordu.
“Her şeyi yapıyorum, Deniz. Elimden geleni yapıyorum.”
Ezra telefonu kapatıp yanlarına geldi.
“Ambulans yolda.”
Çınar, Toprak’ın yüzüne baktı. Yıllardır en zor anlarda bile soğukkanlılığını koruyan ağabeyini ilk kez bu kadar çaresiz görüyordu.
“Abi, daha konuşacak çok şeyimiz var,” diye fısıldadı. “Bizi böyle bırakıp gidemezsin.”
Aras, kardeşinin elini tuttu.
“Toprak… Yaşamsü’yle aramızdaki meseleleri daha çözemedik. Bize yine yol göstermen gerekiyor. Bunu da sensiz yapamam.”
Bir süre sonra dışarıdan ambulansın sireni duyuldu.
Sağlık görevlileri hızla içeri girdi. Toprak’a müdahale ederek onu sedyeye aldılar. Aras, sağlık görevlilerine bildikleri bilgileri aktarırken diğer kardeşler de peşlerinden dışarı çıktı.
Deniz ambulansa binmek istedi ama görevli, içeride yeterli alan olmadığını söyledi.
“Ben de gelmeliyim! O benim ağabeyim!”
Çınar kardeşinin omzuna elini koydu.
“Deniz, sakin ol. Biz de arabayla geleceğiz. Onu yalnız bırakmayacağız.”
Ambulans kapıları kapandı. Siren sesi konağın bahçesinde yankılanırken araç hızla uzaklaştı.
Beş kardeş, birkaç saniye boyunca oldukları yerde kaldılar.
Sonra Aras kendine geldi.
“Hastaneye gidiyoruz,” dedi.
Bu kez kimse tek kelime etmedi.
Hastane — Acil Servis
Hastaneye vardıklarında Toprak doğrudan müdahale odasına alındı. Aras da sağlık ekibine yardımcı olmak için içeri girmek istedi ancak görevli doktorlar müdahaleyi kendi başlarına sürdürmeleri gerektiğini belirttiler.
Aras koridorda kaldı.
Hayatı boyunca birçok hastaya müdahale etmişti. Hastalarına sakin olmalarını söyler, yakınlarına umut vermeye çalışırdı. Ama şimdi bekleme salonunda duran bir doktor değil, ağabeyinin hayatından endişe eden bir kardeşti.
Deniz koridorda ileri geri yürüyordu.
“Niye hâlâ haber vermiyorlar? Neden kimse bir şey söylemiyor?”
Ezra oturması için onu kolundan tuttu.
“Biraz beklememiz gerekiyor.”
“Nasıl bekleyeyim?” Deniz’in sesi kırıldı. “Sabah kahvaltı ediyorduk. Bir anda yere düştü. Ya ona bir şey olursa?”
Çınar gözlerini kapattı. Bu sorunun cevabını hiçbirinin bilmediğini kabul etmek bile zordu.
Aras duvara yaslandı. Elleri hâlâ titriyordu.
Deniz yanına yaklaştı.
“Abi…”
Aras başını kaldırdı.
“Sen de mi korkuyorsun?”
Aras bir süre cevap veremedi. Ardından gözlerini kardeşinden kaçırmadan konuştu.
“Evet. Çok korkuyorum.”
Deniz, Aras’ın böyle bir itirafta bulunmasını beklemiyordu.
“Ama sen doktorsun.”
“Doktor olmak korkmamak demek değil, Deniz.” Aras’ın sesi kısıldı. “Bir hastanın başında durduğumda ne yapmam gerektiğini bilirim. Ama söz konusu kendi ağabeyim olunca… Bildiğim hiçbir şey beni bu korkudan kurtarmıyor.”
Ezra gözyaşlarını sildi.
“Toprak hepimizin en zor anında yanımızda oldu. Şimdi sıra bizde. Onun için güçlü duracağız.”
Çınar başını salladı.
“Güçlü durmaya çalışırız. Ama ben de korkuyorum.”
Bir süre sonra müdahale odasının kapısı açıldı.
Üçü birden ayağa kalktı. Aras, kapıdan çıkan doktora doğru yürüdü.
“Doktor bey, ağabeyim nasıl? Toprak Karahan. Göğüs ağrısıyla getirildi.”
Doktor ciddi bir ifadeyle hepsine baktı.
“Toprak Bey’e kalp krizi nedeniyle müdahale ettik. Şu anda gerekli tedaviyi uyguluyoruz. Durumunu yakından takip etmemiz gerekiyor.”
Deniz’in yüzü bembeyaz oldu.
“Kalp krizi mi?”
Ezra elini ağzına götürdü. Çınar olduğu yerde donup kaldı.
Aras ise birkaç saniye konuşamadı.
Sonunda güçlükle sordu:
“Şu anda hayati tehlikesi var mı?”
Doktor dikkatli bir ifadeyle cevap verdi.
“Şu an için kesin bir şey söylemek istemiyorum. İlk müdahale önemliydi. Bundan sonraki süreçte tedaviye nasıl yanıt vereceğini görmemiz gerekiyor. Sizi gelişmeler hakkında bilgilendireceğiz.”
Aras başını eğdi.
“Onu görebilir miyiz?”
“Şimdilik kısa bir süre beklemeniz gerekiyor.”
Doktor uzaklaştığında koridorda yeniden sessizlik oluştu.
Deniz duvara yaslandı. Gözlerinden yaşlar süzülüyordu.
“Daha sabah bizimleydi,” diye fısıldadı. “Bize Yaşamsü’yü bulmamız gerektiğini söylüyordu. Şimdi kendisi…”
Cümlesini tamamlayamadı.
Çınar onu kendine çekti. Ezra da yanlarına geldi.
Aras ise oturup başını ellerinin arasına aldı.
“Onunla konuşmam gerekiyordu,” dedi kısık bir sesle. “Yaşamsü konusunda ne yapacağımızı, ailemizi nasıl toparlayacağımızı… Her şeyi sonra konuşuruz sandım.”
Çınar yanına oturdu.
“Abi, bunu kendine yükleme. Hiçbirimiz böyle olacağını bilmiyorduk.”
Aras gözlerini kaldırdı.
“Biliyorum. Ama insan bazen en önemli sözleri söylemek için hep yarını bekliyor.”
Deniz ağabeylerine baktı.
“Ya Toprak abi uyanmazsa?”
Kimse cevap veremedi.
Çünkü o an hepsi aynı şeyi düşünüyordu: Yaşamsü’yü yeniden kazanmak için daha önlerinde uzun bir yol vardı. Fakat şimdi tek istedikleri, Toprak’ın gözlerini açması ve o yolda onlarla birlikte yürümeye devam etmesiydi.
Koridorun sonunda bir hemşire göründü.
“Toprak Karahan’ın yakınları siz misiniz?”
Beş kardeşin bakışları aynı anda ona çevrildi.
Aras hemen ayağa kalktı.
“Evet. Ağabeyim nasıl