Keşfet

# BÖLÜM 25 — DAĞILAN PARÇALAR VE AİLENİN KIRIK DİREĞİ

KÖKLER VE ALGORİTMALAR

BÖLÜM 25 — DAĞILAN PARÇALAR VE AİLENİN KIRIK DİREĞİ

Hastane — Bekleyiş

Doktor, elindeki dosyayı inceleyerek koridorda bekleyen aileye döndü.

“Toprak Bey'in ilk müdahalesi tamamlandı. Şu anda bilinci açık ve durumu kontrol altında. Ancak kalp krizi geçirdiği için bir süre daha gözetim altında kalması gerekiyor. Bazı tetkiklerin sonuçlarını da bekliyoruz.”

Aras'ın omuzları biraz olsun gevşedi. Saatlerdir kendini güçlü tutmaya çalışıyordu ama ağabeyinin durumuyla ilgili duyduğu her cümle onu yeniden endişelendiriyordu.

“Peki, şu an hayati tehlikesi var mı?” diye sordu.

Doktor dikkatli bir ifadeyle cevap verdi.

“Şu anki durumu önceye göre daha iyi. Ancak kesin konuşmak için erken. Tedaviye nasıl yanıt vereceğini takip edeceğiz.”

Çınar hemen araya girdi.

“Yanına girebilir miyiz?”

“Birazdan kısa süreliğine izin vereceğiz. Şimdilik dinlenmesi önemli.”

Aras başını salladı.

“Anladım. Teşekkür ederiz, doktor bey.”

Doktor, Deniz'in kontrollerinin de devam ettiğini belirttikten sonra uzaklaştı.

Kardeşler bir süre sessiz kaldı. Toprak'ın bilincinin açık olduğunu öğrenmek içlerine biraz su serpmişti. Yine de belirsizlik, üzerlerine çöken ağır bir bulut gibi duruyordu.

Ezra ellerini cebine soktu.

“Bir insanın iyi olup olmadığını öğrenmek için bu kadar beklemek zorunda kalmak ne zormuş.”

Aras yorgun gözlerle kardeşine baktı.

“Doktorlar da emin olmadan bir şey söyleyemez. Keşke elimizde daha kesin bir cevap olsaydı.”

“Biliyorum,” dedi Ezra. “Ama insan beklerken aklına bin türlü şey geliyor.”

Aras cevap vermedi. Çünkü aynı düşünceler onun da zihninde dönüp duruyordu.

Tam o sırada Ezra'nın telefonu çaldı.

Ekranda dedesinin adı yazıyordu.

Ezra bir an tereddüt etti. Ailesinde olup bitenleri herkesin konuştuğunu biliyordu. Ancak şu anda ne açıklama yapacak ne de uzun uzun konuşacak gücü vardı.

Yine de çağrıyı açtı.

“Efendim, dede?”

Karşı taraftan gelen sözleri kimse duyamıyordu. Fakat Ezra'nın yüzündeki ifade giderek değişiyordu.

“Evet, haberleri gördüm.”

Kısa bir sessizliğin ardından devam etti.

“Hayır, şu anda açıklayabileceğim bir şey yok. Toprak hastanede. Deniz'in de kontrolleri sürüyor.”

Dedesi yeniden bir şey sorduğunda Ezra gözlerini kapattı.

“Dede, lütfen. Karahan ailesinde neler olup bittiğini herkes merak ediyor, biliyorum. Ama şu anda benim düşünebildiğim tek şey ağabeylerimin iyi olması.”

Bir süre daha dinledi, ardından telefonu kapattı.

Ekrana bakarken derin bir nefes aldı.

“Dedem de haberleri görmüş. Herkes bir açıklama bekliyor. Sanki şu an oturup bütün aile meselelerini çözebilecek durumdayız.”

Aras kardeşinin omzuna dokundu.

“Şu anda kimseye hesap vermek zorunda değilsin. Önce Toprak ve Deniz'den haber alalım. Gerisini sonra düşünürüz.”

Ezra başını salladı.

“Umarım ikisi de iyi olur.”

Çisem'in Telefonu

Çınar'ın telefonu titredi.

Ekranda Çisem'in adı belirmişti.

Toprak'ın eşi arıyordu.

Çınar çağrıyı açmak üzereyken duraksadı. Çisem'in hamile olduğunu biliyordu. Toprak'ın hastanede olduğunu duyduğunda yaşayacağı korkuyu düşünmek bile içini sıkıştırmıştı.

Aras yanına geldi.

“Çisem mi?”

Çınar başını salladı.

“Evet. Ne diyeceğimi bilmiyorum. Hamile olduğu için zaten hassas bir dönemden geçiyor. Bir de bu haberi alacak.”

Aras kardeşinin gözlerine baktı.

“Gerçeği saklayarak onu koruyamazsın. Ama bilmediğimiz şeyleri de olmuş gibi anlatma. Sakin ol ve ne bildiğimizi söyle.”

Çınar derin bir nefes alıp telefonu açtı.

“Çisem yenge?”

“Çınar, Toprak'a ulaşamıyorum. Arıyorum, açmıyor. Bir şey mi oldu? Sesin de garip geliyor.”

Çınar gözlerini kapattı. Söyleyeceklerini toparlamak için birkaç saniye bekledi.

“Toprak abi hastanede, yenge.”

Telefonun diğer ucunda sessizlik oldu.

“Ne demek hastanede? Ne oldu ona?”

“Kalp krizi geçirdi. Doktorlar müdahale etti. Şu an bilinci açık ama bir süre daha gözetim altında kalması gerekiyor.”

Çisem'in nefesi kesilir gibi oldu.

“Kalp krizi mi?”

“Evet. Ama doktorlar şu anda durumunu takip ediyor. Sana bilmediğimiz bir şeyi söyleyip daha fazla korkutmak istemiyorum.”

Çisem'in sesi titremeye başladı.

“Ben geliyorum.”

“Yenge, istersen yanında biri olsun. Yalnız yola çıkma.”

“Çınar, o benim eşim. Onun yanında olmam gerekiyor.”

Çınar daha fazla itiraz etmedi.

“Haklısın. Hastaneye gelince beni ara. Seni girişte karşılarım.”

“Tamam.”

Telefon kapandığında Çınar bir süre olduğu yerde kaldı.

Aras yanına geldi.

“İyi yaptın. Bilmesi gerekiyordu.”

Çınar yutkundu.

“Ya kötü bir haber alırsak, Aras?”

Aras hemen cevap vermedi. Sonra kardeşinin omzuna elini koydu.

“Ben de korkuyorum. Ama korkuyoruz diye en kötüsünü olmuş kabul edemeyiz. Şimdilik yapabileceğimiz tek şey beklemek.”

Çınar başını salladı. Yine de içindeki endişe dinmiyordu.

Yaşamsü'nün Sessizliği

Yaşamsü bütün konuşmaları sessizce dinlemişti.

Çantasından İzel ve Murat'ın fotoğrafını çıkardı. Bir süre anne ve babasının yüzlerine baktı. Onları hiç tanımamıştı. Şimdi haklarında daha fazla şey öğrenmeye çalışırken hayatına hiç beklemediği kadar çok soru girmişti.

Fotoğrafı yeniden çantasına koydu.

Karşısındaki insanlar onun kardeşleriydi. Bunu artık inkâr etmiyordu. Ancak aralarındaki bağın varlığı, geçmişte yaşananları ortadan kaldırmıyordu.

Aras'ın yorgun yüzünü, Ezra'nın çaresizliğini ve Çınar'ın telefon konuşmasından sonra yaşadığı sıkıntıyı görüyordu. Onların da korktuğunu, kendileri için zor bir süreçten geçtiklerini biliyordu.

Ama kendi yaşadıklarını da unutamazdı.

Liam yanına yaklaştı.

“Biraz dışarı çıkmak ister misin? Hava alırsın.”

Yaşamsü başını iki yana salladı.

“Hayır. Toprak'tan haber bekleyeceğim.”

“Tamam.”

Liam başka bir şey sormadı.

Yaşamsü çantasını dizlerinin üzerine koydu ve müdahale odasının kapısına baktı.

Buraya gelmesi bir kararın başlangıcı değildi. Kimseyi affedeceğine, geçmişi unutacağına ya da yeniden bir aile olacaklarına söz vermemişti.

Toprak'ın hastaneye kaldırıldığını duymuştu. Nasıl olduğunu merak etmişti. Hepsi buydu.

Biraz ileride Aras, Ezra ve Çınar sessizce bekliyordu. Hiçbiri Yaşamsü'den yanlarına gelmesini istemiyordu. Belki de ilk kez, onun orada bulunmasının kendi istedikleri anlamı taşımayabileceğini kabul ediyorlardı.

Bir süre sonra bir hemşire yanlarına geldi.

“Toprak Bey'i kısa süreliğine görebilirsiniz. Ancak fazla yormamanız gerekiyor.”

Aras hemen ayağa kalktı.

“Ben önce gireyim. Sonra sırayla geçersiniz.”

Ezra başını salladı. Çınar ise telefonunu elinde tutuyordu. Çisem'in yola çıktığını bildiren mesajı bekliyordu.

Aras odanın kapısından içeri girdiğinde Toprak yatakta uzanıyordu. Yorgun görünüyordu ama gözleri açıktı.

“Nasıl hissediyorsun?” diye sordu Aras.

Toprak hafifçe doğrulmaya çalıştı.

“İyiyim desem inanacak mısın?”

Aras istemsizce gülümsedi.

“Şu an pek değil.”

Toprak'ın yüzünde belli belirsiz bir gülümseme oluştu. Ardından bakışları ciddileşti.

“Deniz nasıl?”

“Kontrolleri devam ediyor. Onunla ilgili henüz kesin bir şey bilmiyoruz.”

Toprak'ın yüzündeki ifade değişti.

“Önce ben, şimdi Deniz… Evde ne oluyor böyle?”

“Şimdi bunları düşünme. Senin dinlenmen gerekiyor.”

Toprak başını yastığa yasladı. Bir süre sessiz kaldıktan sonra yeniden konuştu.

“Yaşamsü geldi mi?”

Aras bu soruyu beklemiyordu.

“Evet. Koridorda bekliyor.”

Toprak gözlerini tavana çevirdi.

“Bizi affetti mi?”

Aras gerçeği saklamadı.

“Hayır. Böyle bir şey söylemedi. Sadece senin nasıl olduğunu öğrenmek için geldi.”

Toprak gözlerini kapattı.

“En azından gelmiş.”

Aras bir süre ağabeyini izledi. Sonra sakin ama kararlı bir sesle konuştu.

“Toprak, bunu bir fırsata çevirmeye çalışma. Yaşamsü'nün buraya gelmesi, bize yeniden güvenmeye hazır olduğu anlamına gelmiyor.”

“Biliyorum.”

“Onu kaybetmek istemiyorsak önce yaptığımız hataları kabul etmemiz gerekiyor. Üzerine gitmekle hiçbir şeyi düzeltemeyiz.”

Toprak gözlerini yeniden açtı.

“Haklısın. Ona söylememiz gereken çok şey var ama önce bizi dinlemek isteyip istemediğine saygı duymalıyız.”

Aras ağabeyinin elini kısa bir an sıktı.

“Şimdilik dinlen. Çisem de geliyor.”

Toprak'ın bakışları değişti.

“Çisem'e haber verdini