# BÖLÜM 26— DAMARLARDAKİ KAN VE CEVAPSIZ SORULAR
BÖLÜM 26 — DAMARLARDAKİ KAN VE CEVAPSIZ SORULAR
Hastane Koridoru — Söylenemeyenler
Hastanenin koridorunda zaman ilerliyor ama bekleyiş bir türlü bitmiyordu.
Aras, Çınar ve Ezra, Toprak'tan gelecek yeni haberi bekliyordu. Biraz ileride Deniz'in durumuyla ilgili bilgi almayı umuyorlardı. Yaşamsü ise pencereden dışarı bakıyordu. Liam yanındaydı ama sessizliğini bozmuyordu.
Yaşamsü, camdaki yansımasına baktı.
Dışarıdan bakıldığında sakin görünüyordu. Omuzları dikti, yüzü ifadesizdi. İnsanlar onu böyle tanırdı. Bir sorun çıktığında çözüm bulan, baskı altında soğukkanlılığını koruyan, kimseye kolay kolay boyun eğmeyen bir kadındı.
Fakat kimse onun zihninin içinde neler olup bittiğini bilmiyordu.
Ne tuhaf, diye düşündü. Hayatım boyunca kendi ayaklarımın üzerinde durdum. Kimseye ihtiyacım olmadığını kendime defalarca kanıtladım. Şimdi ise hiç tanımadığım bir geçmişin ortasında, bir adamın odasından gelecek haberi bekliyorum.
Bakışları kapıya kaydı.
Toprak onun ağabeyiydi.
Bu gerçeği kabullenmek, düşündüğünden daha kolay olmuştu. Asıl zor olan, bu gerçeğin beraberinde getirdiği duygulardı.
Bir insana kan bağıyla bağlı olmak, ona güvenmek anlamına gelmiyordu. Birini merak etmek, onu affetmek değildi. Onun başına kötü bir şey gelmesini istememek de geçmişte yaşananları unuttuğu anlamına gelmiyordu.
Bunların hepsini biliyordu.
Peki, öyleyse neden içindeki sıkıntı bir türlü geçmiyordu?
Belki de insan, kendisine haksızlık eden kişilere karşı bile bir şeyler hissedebiliyordu. Belki öfke ile merak, kırgınlık ile şefkat aynı kalpte yan yana durabiliyordu.
Yaşamsü bundan hoşlanmıyordu. Duygularının birbirine karışması, kontrol edemediği bir durumun içinde kalmak demekti.
Oysa kontrol, yıllardır kendisini ayakta tutan şeylerden biriydi.
“Yaşamsü?”
Aras'ın sesiyle düşüncelerinden sıyrıldı.
Başını ona çevirdi.
“Ne oldu?”
Aras birkaç saniye tereddüt etti.
“Seninle konuşabilir miyiz?”
Yaşamsü'nün yüzündeki ifade değişti.
“Ne hakkında?”
“Geçmişte yaşananlar hakkında.”
Yaşamsü acı bir gülümsemeyle başını salladı.
“Yine mi?”
Aras bakışlarını kaçırdı.
“Sadece söylemek istediklerim var.”
“Benim de var, Aras. Ama bugüne kadar beni dinlemek istediğinizde hep çok geç kaldınız.”
Aras başını eğdi.
“Biliyorum. Sana haksızlık ettik.”
Yaşamsü'nün içinde bir şey koptu sanki. Bu cümleyi duymayı uzun zamandır beklemişti. Bir zamanlar karşısına geçip kendisini dinlemelerini, en azından ne yaşadığını anlamaya çalışmalarını istemişti.
Şimdi özür diliyorlardı.
Peki, neden bu sözler içindeki hiçbir şeyi hafifletmiyordu?
Çünkü insan bazen beklediği özrü aldığında bile geçmişteki yalnızlığından kurtulamıyordu.
“Hayır, Aras. Siz sadece bir hata yapmadınız.”
Sesini yükselttiğinde koridordaki birkaç kişi başını çevirdi. Yaşamsü bunu fark etti ama artık umurunda değildi.
“Hayal ne söylediyse ona inandınız. Ben konuşmaya çalıştığımda beni dinlemediniz. Kendimi anlatmama bile fırsat vermediniz.”
Aras araya girmek istedi ama Yaşamsü devam etti.
“Biriniz çıkıp da ‘Yaşamsü, sen ne diyorsun?’ diye sordu mu? Biriniz benim tarafımı dinlemeyi düşündü mü? Hayır. Çünkü Hayal'e inanmak sizin için daha kolaydı.”
Aras'ın dudakları aralandı ama bir şey söylemedi.
Yaşamsü gözlerini ondan ayırmadı.
“Beni hiç tanımadan hakkımda karar verdiniz. Kim olduğumu, neler yaşadığımı, neden öyle davrandığımı öğrenmeye bile çalışmadınız. Sonra da hayatıma girip benden sizi ailem olarak kabul etmemi beklediniz.”
Sesi titremeye başlamıştı.
Bunu fark ettiği anda kendine kızdı.
Ağlamayacaktı.
Onların karşısında değil. Onlara yaşattıkları şeyin kendisini ne kadar incittiğini yeniden göstermek zorunda değildi.
Ama gözyaşlarını tutmak, içindeki acıyı susturmuyordu.
“Şimdi hepiniz pişmansınız. Özür diliyorsunuz. Peki, ben o gün ne yaşadım? Beni reddettiğinizde, hakkımda karar verirken, kendimi savunmaya çalıştığımda yanımda kim vardı?”
Aras'ın cevabı çok alçak bir sesle geldi.
“Kimse.”
Yaşamsü birkaç saniye sustu.
“İşte sorun da bu.”
İçinden, Ben sizi aramadım. Beni buldunuz. Hayatıma siz girdiniz. Sonra da beni en kolay siz gözden çıkardınız, diye geçirdi.
Bu düşünce canını yakıyordu. Çünkü kendisine hiçbir zaman itiraf etmese de içinde küçük bir umut taşımıştı.
Belki bir gün ailesini tanıyabilirdi.
Belki geçmişinde eksik kalan parçaları onların yardımıyla tamamlayabilirdi.
Belki bir sofrada oturup kendisini hiç tanımadan önce nasıl insanlar olduklarını öğrenebilirdi.
Ama bütün bu ihtimaller, Hayal'in söylediklerinin gölgesinde kalmıştı.
Yaşamsü, bir kez daha aynı hayal kırıklığını yaşamak istemiyordu.
“Bana yaptıklarınızı unutmadım,” dedi. “Şimdi burada sizinle aynı koridorda bekliyor olmam da hiçbir şeyi değiştirmiyor.”
Aras başını salladı.
“Senden bizi affetmeni istemiyorum.”
“Güzel. Çünkü şu an bunu yapmayacağım.”
Sözleri sertti. Ancak sesindeki yorgunluk, öfkesinden daha belirgindi.
“Toprak için buradayım. Onun başına bir şey gelmesini istemiyorum. Ama bunu sizin için geldiğim, sizi affettiğim ya da yeniden aile olmaya karar verdiğim şeklinde yorumlamayın.”
Aras uzun bir süre sessiz kaldı.
“Bunu yapmayacağım.”
“Umarım.”
Yaşamsü arkasını dönüp Liam'ın yanına gitti.
Aras olduğu yerde kaldı. Bu kez kendisini savunmadı, açıklama yapmadı. Çünkü bazı yaraların karşısında doğru kelimeleri bulmak bile yeterli değildi.
Önce yarayı açtığını kabul etmek gerekiyordu.
Karahan Kardeşleri — Geç Kalan Pişmanlık
Aras kardeşlerinin yanına döndüğünde Ezra hemen ayağa kalktı.
“Ne dedi?”
Aras yorgun gözlerle ona baktı.
“Gerçeği söyledi.”
Çınar kaşlarını çattı.
“Yani?”
“Bizi affetmeye hazır değil. Zaten hazır olmak zorunda da değil.”
Ezra ellerini birbirine kenetledi.
“Hayal'e neden bu kadar kolay inandık?”
Bu soru koridorda asılı kaldı.
Çünkü üçünün de cevabını bildiği hâlde kabul etmekte zorlandığı bir gerçek vardı.
Hayal'i uzun zamandır tanıyorlardı. Onunla anıları, alışkanlıkları, birlikte büyüdükleri yıllar vardı. Yaşamsü ise hayatlarına aniden girmişti. Onu tanımıyorlardı ve tanımak için yeterince çaba göstermemişlerdi.
Tanıdık olana inanmak, yabancıyı dinlemekten daha kolay gelmişti.
Ama kolay olanın doğru olduğu söylenemezdi.
Çınar ellerini cebine soktu.
“Onu tanımadığımız için dinlemedik. Sonra da tanımadığımız hâlde onun hakkında karar verdik.”
“Evet,” dedi Aras. “Ve şimdi özür dilemekle her şeyi düzeltebileceğimizi sanamayız.”
Ezra başını eğdi.
“Peki, ne yapacağız?”
Aras cevap vermeden önce bir süre düşündü.
“Önce onun sınırlarına saygı göstereceğiz. Bize güvenmesini istiyorsak bunu sözle değil, davranışlarımızla göstermeliyiz.”
Çınar'ın yüzünde acı bir ifade belirdi.
“Ya bize hiçbir zaman güvenmezse?”
Aras kardeşine baktı.
“O da onun kararı.”
Bu sözleri söylemek kolay değildi. Hiçbiri Yaşamsü'yü kaybetmek istemiyordu. Fakat onu hayatlarında tutabilmek uğruna bir kez daha kendi isteklerini onun önüne koyarlarsa hiçbir şeyi öğrenmemiş olacaklardı.
Ezra koridorun diğer ucuna baktı.
“Biliyor musunuz, en çok neye üzülüyorum?”
Aras ve Çınar ona döndü.
“Yaşamsü'nün bize yabancı olması değil. Bizim ona yabancı kalmayı kendi ellerimizle seçmiş olmamız.”
Kimse cevap vermedi.
Bazen bir insanı kaybetmek için onun hayatından gitmesi gerekmiyordu. Yanında dururken de onu kaybedebilirdin.
Karahan kardeşleri bunu çok geç anlamıştı.
Yaşamsü ve Liam — İçinde Sakladığı Çocuk
Yaşamsü pencerenin önünde duruyordu.
Çantasından İzel ve Murat'ın fotoğrafını çıkardı. Başparmağını fotoğrafın kenarında gezdirdi.
Fotoğraftaki iki insanı hiç tanımamıştı.
Seslerini bilmiyordu. Nasıl güldüklerini, bir şeye kızdıklarında nasıl davrandıklarını, kendilerine benzeyen bir çocuk gördüklerinde ne hissettiklerini bilmiyordu.
Onların kendisine nasıl anne ve baba olacaklarını da hiçbir zaman öğrenemeyecekti.
Bazen geçmişini düşünürken kendisine kızıyordu. Neden hiç tanımadığı iki insanı merak ediyordu? Neden onların yüzlerine baktığında içinde tarif edemediği bir boşluk hissediyordu?
Sonra kendine hatırlatıyordu: İnsan, tanımadığı bir şeyi bile özleyebilirdi. Bazen özle