Keşfet

# BÖLÜM 27 LONDRA DÖNÜŞÜ VE PALO ALTO’DA BİR AKŞAM

KÖKLER VE ALGORİTMALAR

# BÖLÜM LONDRA DÖNÜŞÜ VE PALO ALTO’DA BİR AKŞAM

Londra’dan döneli iki gün olmuştu.

Yaşamsü, Palo Alto’daki şirket merkezine geldiğinde çantasını masasına bırakıp bilgisayarını açtı. Londra ofisinin yönetim devriyle ilgili işlemler henüz tamamlanmamıştı. Bir yandan hukuk ekibinden gelecek belgeleri bekliyor, diğer yandan yeni siber güvenlik sisteminin testlerini takip ediyordu.

Gelen e-postalara göz atarken Aras’tan bir mesaj gördü.

*Toprak bugün daha iyi. Doktorlar kontrol altında tutuyor. Bir gelişme olursa haber veririm.*

Yaşamsü mesajı okudu. Toprak’ın durumunun iyiye gitmesine sevinmişti. Yine de onu aramak için telefonu eline almadı.

Hastaneye gittiğinde de kendini açıklamak zorunda hissetmemişti. Toprak’ın başına gelenlere üzülmesi başka, ailesiyle arasındaki meseleleri geride bırakması başkaydı.

Kardeşleri yıllarca onu dinlememiş, Hayal’in söylediklerine inanmıştı. Şimdi pişman olduklarını söylemeleri, yaşadığı kırgınlığı ortadan kaldırmıyordu.

Telefonunu masaya bıraktı.

Toplantıya on dakika kalmıştı.

## Şirket Merkezinde

Yaşamsü toplantı odasına girdiğinde yazılım ekibi çoktan yerini almıştı. Ekranda yeni siber güvenlik sisteminin test sonuçları açıktı.

Proje yöneticisi sunumunu tamamladı.

“Testlerin çoğu başarılı. İki küçük sorun kaldı. Onları da çözersek gelecek hafta sistemi kullanıma açabiliriz.”

Yaşamsü rapora baktı.

“Bu sorunlar tam olarak ne?”

Güvenlik ekibinden bir çalışan açıklama yaptı.

“Bazı bağlantılarda gecikme var. Şu ana kadar ciddi bir sorun oluşturmadı ama ek test yapmamız gerekiyor.”

“Ne kadar sürer?”

“İki gün.”

“Tamam. Testler bitmeden sistemi açmıyoruz.”

Proje yöneticisi başını salladı.

Yaşamsü devam etti:

“Takvime yetişmek için acele etmeyelim. Bu sistemi kullanan insanların bilgileri bize emanet olacak. Önce güvenli olduğundan emin olalım.”

Toplantıda başka bir sorun çıkmadı. Ardından Londra ofisinin yönetim devri konuşuldu.

“Belgelerin çoğu hazır,” dedi proje yöneticisi. “Son onayları bekliyoruz.”

“Sonuçlanınca bana bildirin. Hukuk ekibi bütün belgeleri kontrol etsin. İşlem tamamlanmadan kesin bir açıklama yapmayalım.”

“Anlaşıldı.”

Toplantı sona erdiğinde Yaşamsü dosyalarını topladı.

“İki gün sonra test sonuçlarını tekrar değerlendireceğiz. Bir sorun çıkarsa beklemeden haber verin.”

Odadan çıkıp ofisine döndü. İşine devam etmek üzere bilgisayarının başına geçtiğinde Martin’den bir mesaj geldi.

*Abla, Toprak’ın durumunu öğrendin mi? Seninle konuşmak istiyorum ama hazır değilsen seni zorlamayacağım.*

Yaşamsü mesajı sessizce okudu.

Martin’in kendisine ulaşmaya çalışmasını anlıyordu. Ama daha önce sistemine izinsiz girmiş, kendisini ve şirketini zor durumda bırakmıştı. Şimdi özür dilemesi önemliydi; yine de güvenini yeniden kazanması zaman alacaktı.

Bir de ona *abla* diye hitap etmesi vardı.

Bu kelimeyi okumak Yaşamsü’nün içindeki öfkeyi hafifletmedi. Bir insanın kendisine yakınlık duyması, geçmişte yaptıklarını ortadan kaldırmıyordu.

Cevap yazmadı. Mesajı da silmedi.

Şimdilik Martin’le konuşmaya hazır değildi.

## Eve Dönüş

Akşam eve geldiğinde Umut ile Deniz onu kapıda karşıladı.

“Anne, bugün resim yaptık!”

İkisi de kâğıtlarını uzattı. Yaşamsü gülümseyerek eğildi.

“Durun bakalım, ikinizi de dinleyeceğim. Önce Umut anlatsın.”

Umut resmindeki evi, ağaçları ve güneşi göstererek okulda yaşadıklarını anlattı. Sonra Deniz kendi resmini uzattı.

“Bu sensin, bu Umut, bu da ben.”

Yaşamsü resme dikkatlice baktı.

“Güzel olmuş. Odana asalım mı?”

Deniz başını salladı. Biraz bekledikten sonra aklına takılan soruyu sordu.

“Anne, İstanbul’daki amcalarımız yine aradı mı?”

Yaşamsü oğlunun saçlarını düzeltti.

“Arayanlar oldu.”

“Sen konuştun mu?”

“Hayır, henüz konuşmadım.”

“Bizi görmek istemiyorlar mı?”

Yaşamsü bir an düşündü. Çocuklarına vereceği cevabı dikkatle seçmesi gerekiyordu.

“Bunu kesin olarak bilmiyorum. Ama aramızda çözülmesi gereken meseleler var.”

Umut annesinin yanına geldi.

“Peki, bir gün buraya gelirler mi?”

“Bilmiyorum canım. Böyle bir şey olursa sizinle konuşuruz.”

Çocuklar daha fazla soru sormadan resimlerini mutfağa götürdüler. Yaşamsü de ikisinin resmini buzdolabına astı.

Bir süre resimlere baktı. Çocuklarının merakını anlıyordu ama onlara henüz yaşanmamış şeylerin sözünü vermeyecekti. Ailesiyle arasındaki meseleler çözülmeden her şeyin eskisi gibi olacağını söyleyemezdi.

Üstelik kendisi de böyle bir şey isteyip istemediğinden emin değildi.

Ailesinin pişman olması, Yaşamsü’nün yeniden onların hayatına girmek zorunda olduğu anlamına gelmiyordu. Bir gün konuşmayı kabul etse bile bu, geçmişi unuttuğu anlamına gelmeyecekti.

Akşam yemeğinde çocuklarla okuldan konuştular. Umut sınıfında yaşanan komik bir olayı anlatırken Deniz de araya girip kendi yorumunu yaptı. Yaşamsü ikisini dinleyerek güldü.

Bir süreliğine aklındaki meselelerden uzaklaştı.

Bu akşam çocuklarıyla vakit geçirmek istiyordu. Başka hiçbir şeyi çözmek zorunda değildi.

## Şömine Başında

Çocukları yatırdıktan sonra Yaşamsü bahçeye çıktı. Liam şöminenin yanında oturuyordu. Onu görünce yanındaki kupayı uzattı.

“Çay ister misin?”

“İyi olur.”

Yaşamsü yanına oturdu. Önce işten konuştular. Londra ofisinin işlemlerinin sürdüğünü, yazılım testleri için iki gün daha gerektiğini anlattı.

Liam onu dinledikten sonra sordu:

“İstanbul’dan beri aklın dolu. Nasıl hissediyorsun?”

Yaşamsü kupasından bir yudum aldı.

“Bilmiyorum. İşlerimi yapıyorum, çocuklarla ilgileniyorum. Ama bazen hastanede yaşananlar aklıma geliyor.”

“Toprak’ı mı düşünüyorsun?”

“Onun durumunu merak ediyorum. İyiye gitmesine sevindim.”

Bir süre sustu, sonra Liam’a döndü.

“Ama bu, ailemi affettiğim anlamına gelmiyor.”

Liam başını salladı.

“Bunu biliyorum.”

“Bunca yıl beni dinlemediler. Hayal ne söylediyse ona inandılar. Ben kendimi anlatmaya çalışırken bile beni anlamak istemediler. Şimdi pişman olduklarını söylüyorlar. Peki, ben yaşadıklarımı ne yapacağım?”

“Yapmak zorunda olduğun bir şey yok. Ne hissediyorsan onu yaşamak için kendine zaman verebilirsin.”

Yaşamsü acı bir gülümsemeyle başını salladı.

“Bazen herkes benden bir karar vermemi bekliyormuş gibi geliyor. Konuşayım mı, affedeyim mi, yeniden hayatıma alayım mı… Sanki bunları yapmak zorundaymışım gibi.”

“Değilsin.”

“Biliyorum. Ama insanın kendi bildiğini uygulaması her zaman kolay olmuyor.”

Liam cevap vermeden onu dinledi.

Yaşamsü bir süre sonra devam etti:

“Martin de mesaj attı. Benimle konuşmak istiyormuş. Ona cevap bile vermedim.”

“Konuşmak istemiyorsan vermek zorunda değilsin.”

“Bir yanım ne söyleyeceğini merak ediyor. Diğer yanım da ona güvenmiyor. Daha önce sistemime izinsiz girdiğini unutmadım.”

“Merak etmen, ona güvenmen gerektiği anlamına gelmiyor.”

Yaşamsü ona baktı.

“Bazen her şeyi hemen çözmek istiyorum. Sonra da hiçbir şeyle uğraşmak istemiyorum.”

“Bu akşam uğraşmak zorunda değilsin.”

Yaşamsü güldü.

“Keşke iş yerinde de bütün sorunlar böyle çözülebilseydi.”

“Orada da bilgisayarı kapatabilirsin.”

“Senin çözümün hep bu mu?”

“İşe yaradığı zamanlarda.”

İkisi de güldü. Ardından kısa bir sessizlik oldu.

Yaşamsü başını Liam’ın omzuna yasladı. Liam onu kendine çekmedi; yalnızca yanında oturmaya devam etti. Aralarındaki yakınlık hâlâ vardı ama geçmişte yaşadıkları sorunlar ortadan kalkmış değildi.

Bir süre sonra Yaşamsü yeniden konuştu.

“Toprak’ın başına gelenlere üzülüyorum. Ama bunu aileme geri dönmek istediğim şeklinde yorumlamalarını istemiyorum.”

“Bunu onlara açıklamak zorunda kalırsan söylersin.”

“Beni anlamalarını istiyorum, Liam. Ama artık kendimi kabul ettirmek için uğraşmak istemiyorum.”

Liam başını salladı.

“Bu senin kararın.”

Yaşamsü kupasını iki eliyle tuttu.

“Şimdilik çocuklarıma ve işime odaklanmak istiyorum. Diğer meselelerle ne zaman ilgileneceğime de ben karar vereceğim.”

“Nasıl istersen.”

Bir süre daha şöminenin yanında oturdular. Yaşamsü o gece bütün sorularına cevap bulamadı. Toprak’ı aramadı, Martin’e mesaj yazmadı. Ailesiyle ilgili bir karar da vermedi.

Buna rağmen kendini suçlu hissetmedi.

Toprak’ın iyileşmesini istey