Keşfet

# BÖLÜM 28 — HAYAL SU: GERİ DÖNÜŞ YOK

KÖKLER VE ALGORİTMALAR

BÖLÜM 28 — HAYAL SU: LÜKSÜN İÇİNDEKİ KISKANÇLIK

Londra’nın kalbinde, şehrin ışıklarını tepeden gören lüks bir rezidansın kırkıncı katında gece sessizce ilerliyordu.

Geniş camların ardında Thames Nehri uzanıyor, köprülerin ışıkları suyun üzerinde parlıyordu. Mermer zeminler, altın ayrıntılarla süslenmiş mobilyalar, pahalı tablolar ve salonun ortasındaki büyük kristal avize… Her şey kusursuz görünüyordu.

Hayal Su, siyah saten sabahlığıyla salonun ortasında duruyordu. Elindeki kristal kadehteki içeceğe dokunmamıştı. Önündeki masada son model telefonu, açık bilgisayarı ve birkaç moda dergisi vardı.

Bu daireyi seçerken özellikle manzarasına dikkat etmişti. Londra’nın en pahalı bölgelerinden birinde yaşıyor, tasarım kıyafetler giyiyor, özel davetlere katılıyor ve kimsenin kendisini küçümsemesine izin vermiyordu.

Dışarıdan bakıldığında hayatı oldukça etkileyiciydi.

Fakat Hayal’in gözleri bilgisayar ekranındaki habere takılmıştı.

YAŞAMSÜ GÜVEN, YENİ TEKNOLOJİ PROJESİYLE GÜNDEMDE!

Haberde Yaşamsü’nün Palo Alto’daki şirket merkezinde çekilmiş bir fotoğrafı vardı. Üzerinde sade ama şık bir takım elbise bulunuyordu. Yüzünde gösterişsiz bir gülümseme, bakışlarında ise kendinden emin bir ifade vardı.

Hayal’in parmakları bilgisayarın kenarına sıkıca tutundu.

“Yine sen…”

Haberi aşağı kaydırdı.

Güven AI Systems’ın yeni projesinden, şirketin uluslararası büyümesinden ve Londra ofisindeki yönetim devrinden söz ediliyordu. Yaşamsü’nün iş dünyasındaki başarısı, çocuklarıyla kurduğu hayat ve geleceğe yönelik planları övgüyle anlatılmıştı.

Hayal’in dudakları gerildi.

“Ne kadar güzel, değil mi? Herkes seni konuşuyor. Herkes seni başarılı buluyor. Herkes senin ne kadar güçlü olduğunu anlatıyor.”

Bilgisayar ekranındaki fotoğrafa yaklaştı.

“Peki, benim hakkımda kim konuşuyor?”

Sorunun cevabını biliyordu.

Kimse.

En azından onun istediği şekilde kimse.

Hayal başını kaldırıp camdan dışarı baktı. Şehrin ışıkları göz kamaştırıyordu. Bu daireyi gören biri, onun hiçbir eksiği olmadığını düşünebilirdi. İstediği zaman alışveriş yapabilir, pahalı restoranlarda yemek yiyebilir, dünyanın herhangi bir yerine seyahat edebilirdi.

Ama Yaşamsü’nün sahip olduğu şeylerin bir kısmı parayla satın alınamıyordu.

Bir şirket kurmuş, kendi adını dünyaya duyurmuştu. İki çocuğu vardı. Onların sevgisini ve güvenini taşıyordu. Üstelik kendisini yıllarca dinlemeyen Karahan ailesi bile artık onunla yeniden konuşmak istiyordu.

Hayal’in asıl canını yakan buydu.

Yaşamsü, kendisine sırt çevirdiğini düşündüğü insanların karşısında bile kendi ayakları üzerinde durmayı başarmıştı. Hayal ise kendisini bir zamanlar ait hissettiği insanların gözünde giderek daha fazla sorgulanan biri hâline gelmişti.

“Senin neyin var da benim yok?” diye fısıldadı.

Bir an durdu.

Ardından yüzündeki ifade sertleşti.

“Hayır… Benim de her şeyim var.”

Elini salonu gösterir gibi kaldırdı.

“Bu ev, bu hayat, bu imkânlar… Hepsi burada. Ben kimsenin acımasına muhtaç değilim.”

Ama sözleri kendi içindeki huzursuzluğu susturamadı.

Çünkü mesele sahip olduklarının miktarı değildi. Yaşamsü’nün hayatına baktığında kendisini onunla karşılaştırmadan duramıyordu.

Yaşamsü bir haberle gündeme geldiğinde Hayal kendi adının neden unutulduğunu düşünüyordu. Karahan ailesinin Yaşamsü’ye ulaşmaya çalıştığını öğrendiğinde, kendisinin neden aynı ilgiyi göremediğini sorguluyordu.

Ve ne kadar inkâr etse de, Yaşamsü’nün yeniden bir ailenin parçası olma ihtimali onu rahatsız ediyordu.

Bir zamanlar kendisinin de o ailede özel bir yeri olduğuna inanmıştı.

Şimdi o yerin sorgulandığını hissediyordu.

Telefonunu eline aldı. Martin’in adına baktı. Son konuşmalarından beri ona yazmamıştı. Martin’in hatasını kabul etmesi, Hayal’in gözünde her şeyi daha da karmaşık hâle getirmişti.

Bir zamanlar Martin’in kendisini savunmasını beklerdi. Şimdi ise onun bile Yaşamsü’nün sınırlarını kabul ettiğini, geçmişte yapılanların sonuçları olduğunu söylediğini hatırlıyordu.

Hayal telefonu masaya bıraktı.

“Biriniz bile benim tarafımda duramaz mı?”

Bu defa sesinde öfkeden çok kırgınlık vardı.

Ancak kırgınlığının içinde kendi payını görmeye henüz hazır değildi. İnsanların neden kendisinden uzaklaştığını düşünürken onların davranışlarını hatırlıyor, kendi seçimlerinin sonuçlarını ise zihninin gerisine itiyordu.

Tam bilgisayarını kapatmak üzereyken yeni bir e-posta bildirimi belirdi.

Gönderenin adı tanıdık değildi.

Konu başlığı ise dikkatini hemen çekti.

HASTANE KAYITLARI HAKKINDA

Hayal’in eli havada kaldı.

Bir süre ekrana baktı. Son günlerde geçmişiyle ilgili duyduğu her şey onu yeni sorulara sürüklüyordu. Hastane kayıtları, aile bağları, eski belgeler… Bir türlü kapanmayan bir dosyanın parçaları gibi karşısına çıkıyorlardı.

Mesajı açtı.

İçinde tek bir cümle vardı:

Bütün kayıtları gördüğünü sanıyorsun. KAYIT_17 dosyasını araştır.

Hayal kaşlarını çattı.

“KAYIT_17 mi?”

Mesajın altında ek yoktu. Gönderenin kimliğini açıklayan bir imza da bulunmuyordu.

Ekranı dikkatlice inceledi. Ardından mesajın ekran görüntüsünü aldı ve e-postayı sakladı.

İlk düşüncesi hemen bir cevap yazmaktı. Fakat parmaklarını klavyeye koyduğunda durdu.

Ya bu bir tuzaksa?

Son yaşananlardan sonra aceleyle hareket etmenin kendisini yeniden zor durumda bırakabileceğini biliyordu. Martin’in sistemine izinsiz eriştiğini kabul ettiği olay hâlâ hafızasındaydı. Artık bir iddianın peşinden gitmekle bir şeyi kanıtlamak arasındaki farkı görmezden gelemezdi.

“Önce ne olduğunu anlayacağım,” dedi kendi kendine.

Bilgisayarın ekranını küçülttü ve telefonunu eline aldı. Yaşamsü’nün haberi hâlâ açıktı.

Fotoğrafa bir kez daha baktı.

Yaşamsü’nün yüzündeki o sakin ifade Hayal’i yeniden öfkelendirdi. Sanki bütün bu karmaşanın dışında kalmayı başarmış, hayatının kontrolünü hiç kaybetmemiş gibiydi.

Hayal ise kendi geçmişinin içinde sıkışıp kalmıştı.

“Senin için her şey yoluna giriyor,” diye mırıldandı. “Ailen sana ulaşmaya çalışıyor. Şirketin büyüyor. Çocukların yanında. İnsanlar seni takdir ediyor.”

Bir an sustu.

“Benimse hâlâ cevaplamam gereken sorularım var.”

Bilgisayarını yeniden açıp KAYIT_17 hakkında kendi notlarının arasından arama yaptı. Daha önce kaydettiği belgeleri kontrol etti. Hastane kayıtlarına ilişkin eski notlarını gözden geçirdi.

Fakat bu dosyanın ne olduğunu açıklayan bir bilgi bulamadı.

Hayal sandalyesine yaslandı.

Bir yanıyla bu mesajın geçmişte yaşananları aydınlatabileceğini düşünüyordu. Diğer yanıyla bilinmeyen birinin onu yönlendirmesinden korkuyordu.

Yaşamsü’ye duyduğu kıskançlık ise bütün bu düşüncelerin arasında varlığını koruyordu.

Hayal, onun başarılarını gördükçe kendisini geride kalmış hissediyordu. Yaşamsü’nün sahip olduğu şirketi, çocuklarını, bağımsızlığını ve yeniden kurabileceği aile bağlarını düşünüyordu.

Kendi hayatının lüks olması, bu karşılaştırmayı engellemiyordu.

Hatta bazen her şeyin bu kadar kusursuz görünmesi, içindeki eksiklik hissini daha da belirginleştiriyordu.

Ayağa kalkıp yatak odasına geçti. Dolabının kapağını açtı. İçeride özenle sıralanmış tasarım elbiseler, pahalı çantalar ve özel davetler için aldığı ayakkabılar vardı.

Hepsine baktı.

Bir zamanlar bunların kendisini güçlü hissettirmeye yeteceğini düşünmüştü.

Şimdi ise kendisine başka bir soru soruyordu:

İnsan, sahip olduğu her şeye rağmen neden başkasının hayatına bakıp kendisini eksik hissederdi?

Hayal bu soruya cevap vermek istemedi.

Çünkü cevabı bulmak, yalnızca Yaşamsü’yü kıskandığını kabul etmekten daha fazlasını gerektiriyordu. Kendi seçimlerini, kırdığı güveni ve başkalarından beklediği şeyleri de sorgulaması gerekiyordu.

Bunu yapmaya hazır değildi.

Henüz değil.

Yeniden salona döndü. Telefonunu alıp Martin’in mesaj ekranını açtı. Birkaç kelime yazdı, sonra hepsini sildi.

Ona KAYIT_17’den söz etmek istiyordu. Fakat Martin’in kendisine inanıp inanmayacağını bilmiyordu. Dahası, bu mesajın gerçekten güvenilir olup olmadığından bile emin değildi.

Telefonu kilitledi.

“Yarın düşünürüm.”

Bu gece karar vermeyecekti. Bilinmeyen bir e-postaya dayanarak kimseyi suç