Keşfet

# BÖLÜM 31 ZAYIFLIĞI KABUL ETMEK

KÖKLER VE ALGORİTMALAR

BÖLÜM 31 — ZAYIFLIĞI KABUL ETMEK

Londra — İçinde Kalanlar

Londra’nın gri sabahı, Yaşamsü’nün evinin geniş pencerelerinden içeri süzülüyordu. Dışarıda hafif bir yağmur vardı. Yaşamsü, çalışma odasında bilgisayarının karşısında oturmuş, Karen Holding’le ilgili belgeleri inceliyordu.

Ancak aklı sürekli başka bir yere kayıyordu.

Toprak’ın son durumu…

Dün yaşananları düşündükçe içinde tarif edemediği bir huzursuzluk hissediyordu. Ona hâlâ kızgındı. Geçmişte yaşananları, kendisini dinlemeden verilen kararları ve uğradığı hayal kırıklıklarını unutmamıştı.

Yine de Toprak’ın sağlık durumunun kötüleştiğini öğrenmek onu endişelendirmişti.

Telefonunu eline aldı. Aras’ın numarasını buldu ve aradı.

Telefon birkaç kez çaldıktan sonra açıldı.

“Yaşamsü?”

“Toprak nasıl? Durumunda bir değişiklik var mı?”

Aras kısa bir süre sustu.

“Biraz toparladı. Doktorun önerdiği şekilde dinleniyor. Şimdilik gözlem altında tutulması gerekiyor.”

Yaşamsü derin bir nefes aldı.

“İyi olduğuna emin misiniz?”

“Doktorlar ilgileniyor. Bir değişiklik olursa sana haber veririm.”

“Tamam. Teşekkür ederim.”

Telefonu kapatacakken Aras yeniden konuştu.

“Yaşamsü, Toprak dün seni sordu.”

Yaşamsü’nün parmakları telefonun kenarında durdu.

“Ne demiş?”

“Burada kalıp kalmayacağını merak etmiş.”

Yaşamsü gözlerini kapattı. Toprak’ın kendisinden bunu istemesi, beklemediği bir duyguyu harekete geçirmişti.

“Aras, ben Londra’dayım. Yanında olamam. Ama durumunu öğrenmek istiyorum.”

“Biliyorum.”

“Bir de lütfen bunu yanlış anlama. Onun için endişelenmem, geçmişte yaşananları unuttuğum anlamına gelmiyor.”

Aras’ın sesi ciddileşti.

“Bunu anlıyorum. Senden hiçbir şeyi hemen düzeltmeni beklemiyoruz.”

Yaşamsü bu sözün gerçekten ne kadar anlaşıldığını zamanın göstereceğini biliyordu.

“Umarım öyledir.”

Telefonu kapattıktan sonra bir süre ekrana baktı.

İçinde hâlâ cevaplayamadığı bir soru vardı.

Neden hâlâ önemsiyordu?

Belki de mesele, birini önemsemekten vazgeçememesi değildi. Belki de yaşadığı bütün kırgınlıklara rağmen kendi vicdanını kaybetmek istemiyordu.

Yaşamsü telefonu masaya bıraktı ve yeniden bilgisayarına döndü.

Şimdi düşüncelerini toparlaması gerekiyordu.

KARAR

Karen Holding’le ilgili belgeler ekranda açıktı. Bazı sözleşmelerin tarihleri birbiriyle uyuşmuyor, bazı kayıtların kaynağı henüz doğrulanamıyordu.

Yaşamsü dosyaları dikkatle inceledi.

Bu meselede duygularıyla hareket etmeyecekti. Karahan ailesiyle arasındaki sorunlar ayrıydı; şirketle ilgili gerçeklerin ortaya çıkarılması ayrı.

Liam’ı aradı.

“Belgelerle ilgili kararımı verdim,” dedi.

Liam’ın sesi telefondan duyuldu.

“Dinliyorum.”

“Hepsini bağımsız bir ekibe inceleteceğim. Önce hangi belgelerin gerçek olduğunu, hangilerinde değişiklik yapıldığını öğrenelim. Sonra sonuçlara göre hareket edeceğiz.”

“Bazı iddialar doğru çıkarsa?”

“Gizlemeyeceğiz.”

Cevabı netti.

“Ailem olmaları, yapılan yanlışları görmezden geleceğim anlamına gelmez. Gerçek neyse ortaya çıkmalı.”

Liam kısa bir süre sustu.

“Bu karar onları kızdırabilir.”

“Beni ilgilendirmiyor. Doğru olan neyse o yapılacak.”

“Peki, ya bütün bunlar seni yeniden üzerse?”

Yaşamsü sandalyesinde geriye yaslandı.

“Zaten üzüldüm, Liam. Beni dinlemeden karar verdiler. Başkalarının söylediklerine inandılar. Benim ne yaşadığımı anlamaya çalışmadılar.”

“Biliyorum.”

“Bazen herkes zaman geçince her şeyin düzeleceğini sanıyor. Sanki birkaç konuşmayla yaşananlar silinecekmiş gibi.”

“Ben öyle düşünmüyorum. Sadece bütün bunların seni daha fazla yıpratmasını istemiyorum.”

Yaşamsü bir süre sustu.

“Ben de ne yapacağımı bilmiyorum. Onlara yardım etmek istiyorum ama yeniden aynı şeyleri yaşamak istemiyorum.”

“İkisini birden hissedebilirsin.”

Yaşamsü gözlerini ekrandaki belgelere çevirdi.

“Bu yüzden kendi sınırlarımı koruyacağım. Belgeleri bağımsız bir ekip inceleyecek. Sonuç ne çıkarsa çıksın saklanmayacak. Ama herkesin sorumluluğunu ben üstlenmeyeceğim.”

“Bence doğru karar.”

“Umarım.”

Telefonu kapattığında Yaşamsü bir süre hareketsiz kaldı.

Ailesine yardım edebilirdi. Fakat onların geçmişte yaptığı hataların sorumluluğunu üstlenmeyecekti. Gerçekleri ortaya çıkarmak için elinden geleni yapacak, sonrasında herkesin kendi payına düşen sorumlulukla yüzleşmesini bekleyecekti.

Bu kez kendisini unutmayacaktı.

KENDİNE İTİRAF EDEMEDİKLERİ

Yaşamsü çalışma odasından çıkıp oturma odasına geçti. Masanın üzerindeki çerçeveli fotoğraf gözüne ilişti.

Fotoğrafta annesi İzel gülümsüyordu.

Yaşamsü fotoğrafı eline aldı ve uzun süre baktı.

“Keşke burada olsaydın,” diye fısıldadı. “Sana danışabilseydim.”

İzel hayatta olsaydı belki her şeyi anlatabilirdi. Ailesine duyduğu öfkeyi, Toprak’ın sağlık durumunu öğrendiğinde hissettiği endişeyi ve bütün bunların arasında nasıl karar vereceğini bilemediğini…

Belki annesi ona bir çözüm sunmazdı. Belki yalnızca dinlerdi.

Bazen insanın ihtiyacı olan şey, birinin kendisi adına karar vermesi değil, onu gerçekten anlamasıydı.

Yaşamsü fotoğrafı dikkatlice yerine koydu.

Toprak’ın kendisinden kalmasını istemesi hâlâ aklındaydı.

Bir zamanlar böyle bir söz onu mutlu ederdi. Şimdi ise içinde hem özlem hem de kırgınlık uyandırıyordu.

Toprak’a kızgındı. Aras’a, Çınar’a, Ezra’ya ve geçmişte kendisini dinlemeyen diğerlerine de söylemek istediği çok şey vardı.

Yaşananları unutamazdı.

Ama Toprak’ın kötüleşmesini de istemiyordu.

İşte onu zorlayan buydu.

Birine kızgın olmak, onun başına kötü bir şey geldiğinde kayıtsız kalmak zorunda olmak demek değildi. Birini önemsemek de ona yeniden güvenmeye hazır olmak anlamına gelmiyordu.

Yaşamsü pencerenin önüne yürüdü.

Belki de ilk kez kendi duygularını değiştirmeye çalışmak yerine oldukları gibi kabul etmesi gerekiyordu.

Kırgındı.

Endişeliydi.

Ve henüz affetmeye hazır değildi.

Bunların hepsi aynı anda doğru olabilirdi.

Kendi kendine bir karar vermek için acele etmeyecekti. Ne sırf öfkeli olduğu için vicdanına aykırı davranacak ne de başkaları mutlu olsun diye kendi sınırlarından vazgeçecekti.

Şimdilik bu kadarı yeterliydi.

LIAM'LA KONUŞMA

Telefonu yeniden çaldığında arayan Liam’dı.

Yaşamsü çağrıyı yanıtladı.

“Bir şey mi oldu?”

“Hayır. Sadece seni merak ettim. Biraz önce konuşurken sesin iyi gelmiyordu.”

“İyiyim demek isterdim ama ne hissettiğimi ben de bilmiyorum.”

“Anlatmak istersen dinliyorum.”

Yaşamsü pencereye doğru yürüdü.

“Toprak benden kalmamı istedi. Bunu Aras söyledi. Duyunca garip hissettim. Bir yanım hâlâ ona kızgın. Diğer yanım da onun kötüleşmesini istemiyor.”

Liam hemen cevap vermedi.

Sonra sakin bir sesle konuştu.

“İkisini birden hissedebilirsin. Birbirlerine engel değiller.”

“Biliyorum ama yine de kendimi sorguluyorum. Sanki hâlâ önemsiyorsam geçmişte yaşananları unutmuşum gibi.”

“Yardım etmekle affetmek aynı şey değil, Yaşamsü.”

Yaşamsü dışarıdaki yağmuru izledi.

“Ben henüz onları affetmedim.”

“Biliyorum.”

“Bazen bunu herkese tekrar tekrar söylemem gerekiyormuş gibi hissediyorum. Biraz yumuşak davransam her şeyi unuttuğumu düşünecekler diye korkuyorum.”

“Başkalarının ne düşüneceğini kontrol edemezsin. Ama neye hazır olduğunu söyleyebilirsin. Onların bunu anlaması zaman alabilir.”

Yaşamsü derin bir nefes aldı.

“Toprak’ın yanında kalıp kalmayacağıma bile karar veremiyorum.”

“Şu an Londra’dasın. Onun durumunu öğrenebilirsin, Aras’la konuşabilirsin. Bunun için kendi hayatını bir kenara bırakman gerekmiyor.”

“Bazen kendimi her şeyi düzeltmek zorundaymışım gibi hissediyorum.”

“Her şeyi sen düzeltmek zorunda değilsin. Sen kendi payına düşeni yapabilirsin. Gerisi onların sorumluluğu.”

Yaşamsü bir süre sessiz kaldı.

Liam’ın söyledikleri bütün sorunlarını çözmüyordu ama düşüncelerini daha net görmesine yardımcı oluyordu.

“Beni affetmeye zorlamadığın için teşekkür ederim,” dedi.

“Bunun için teşekkür etmene gerek yok. Ne hissettiğine sen karar verirsin.”

Yaşamsü hafifçe gülümsedi.

“Keşke herkes bunu anlayabilse.”

“Anlamaları için onlara zaman tanıyabilirsin. Ama kendinden vazgeçmek zorunda değilsin.”

Bir süre daha konuştular. Sonra Yaşamsü telefonu kapattı.

Liam’la