# BÖLÜM 32— SORULAR
32. BÖLÜM: SORULAR
1. Geçmişin Gölgesi
Martin, çalışma masasının üzerindeki belgeleri incelerken kaşlarını çattı. Her sayfa, geçmişte verdikleri kararları yeniden sorgulamasına neden oluyordu. Bir zamanlar Hayal’in anlattıklarını yeterli görmüş, Yaşamsü’nün sözlerini dinlemeye bile gerek duymamışlardı.
Şimdi ise ellerindeki gerçekler, inandıkları her şeyi yeniden gözden geçirmelerini gerektiriyordu.
Edvard kapıyı açıp içeri girdiğinde Martin başını kaldırdı.
“Bütün bunların nasıl bu noktaya geldiğini hâlâ anlayamıyorum,” dedi Martin. “Yaşamsü’yü dinlemeden karar verdik. Hayal ne söylediyse ona inandık.”
Edvard karşısındaki koltuğa oturdu.
“Çünkü gerçeği araştırmak yerine işimize gelen açıklamayı kabul ettik. Şimdi bunun sonuçlarıyla yüzleşiyoruz.”
Martin elindeki dosyayı kapattı.
“Hayal’le yeniden konuşmalıyız. Bize anlatmadığı şeyler olabilir.”
“Olabilir,” diye karşılık verdi Edvard. “Ama bu kez yalnızca sözlerine güvenmeyeceğiz. Belgeleri inceleyeceğiz, tarihleri karşılaştıracağız ve her iddiayı kanıtlarla değerlendireceğiz.”
Martin bir süre düşündü.
“Yaşamsü’yü de dinlememiz gerekiyor.”
“Eğer konuşmak isterse,” dedi Edvard. “Onu bir kez daha kendisini savunmak zorunda bırakamayız. Geçmişte yaptığımız hatayı düzeltmek istiyorsak önce kararlarına saygı göstermeliyiz.”
Martin başını salladı. İçinde büyüyen suçluluk, geçmişi değiştirmeye yetmiyordu. Yaşamsü’nün güvenini kaybetmişlerdi ve artık bunun sorumluluğunu kabul etmek zorundaydılar.
“Yarın Hayal’le görüşelim,” dedi. “Ne bildiğini, hangi belgeleri elinde tuttuğunu öğrenelim.”
Edvard ayağa kalktı.
“Fakat bir şeyi unutma, Martin. Onun anlattıklarıyla yetinmeyeceğiz. Gerçeği bulacağız, hoşumuza gitse de gitmese de.”
Martin cevap vermedi.
Çünkü artık en çok korktuğu şey, bir kez daha yanlış kişiye inanmak değildi.
Asıl korkusu, gerçeğin ortaya çıktığında kendilerinin de bu hikâyenin suçluları arasında yer almasıydı.
2. Hayal’in Gerçek Yüzü
Londra’daki lüks dairesinde Hayal, bilgisayar ekranındaki haberi dikkatle okuyordu.
Yaşamsü Gwen Karen’ın adı yine gündemdeydi. Şirketinin başarısı, yeni projeleri ve ailesiyle arasındaki ilişkilerin yeniden şekillenmesi hakkında haberler yayımlanıyordu.
Hayal’in parmakları masanın üzerinde sabırsızca hareket etti.
Yine Yaşamsü.
Nereye baksa onun adını görüyordu. İnsanlar başarılarından söz ediyor, geçmişte yaşadığı acılara rağmen ayakta kalmasını takdir ediyordu.
Hayal’in yüzünde soğuk bir ifade belirdi.
“Ne kadar da kolay,” diye mırıldandı. “Herkes onun yanında. Herkes onu anlamaya çalışıyor.”
Bilgisayarını kapatmak istedi ama vazgeçti. Haberi yeniden açıp Yaşamsü’nün fotoğrafına baktı.
Onun sahip olduğu başarıyı istiyordu. Ailesinin sevgisini, çocuklarıyla kurduğu bağı ve insanların ona duyduğu güveni…
Ama Hayal, bütün bunları elde etmek için kendi hayatını değiştirmeyi düşünmüyordu.
O, Yaşamsü’nün sahip olduklarını kazanmak istemiyordu yalnızca. Yaşamsü’nün bunlara sahip olmamasını da istiyordu.
Bu düşünce zihninden geçerken yüzünde belli belirsiz bir gülümseme oluştu.
Telefonu çaldığında gülümsemesi kayboldu.
Arayan Martin’di.
“Yarın seninle görüşmek istiyoruz,” dedi Martin. “Edvard da olacak. Elindeki belgeleri ve Yaşamsü hakkında anlattıklarını konuşacağız.”
Hayal’in gözleri daraldı.
“Bana inanmıyor musunuz?”
“Bu, inanıp inanmama meselesi değil. Bazı şeyleri doğrulamamız gerekiyor.”
Hayal birkaç saniye sustu.
Demek artık şüpheleniyorlardı.
Yıllardır kendisini dinleyen insanların birdenbire soru sormaya başlaması hoşuna gitmemişti. Martin’in sesindeki değişikliği fark etmişti. Edvard’ın da artık eskisi kadar kolay ikna olmayacağını biliyordu.
Ama bunu belli etmeyecekti.
“Tabii ki görüşebiliriz,” dedi sakin bir sesle. “Benim saklayacak hiçbir şeyim yok.”
Telefonun diğer ucunda kısa bir sessizlik oldu.
“Yarın saat on birde,” dedi Martin.
“Orada olacağım.”
Telefon kapandığında Hayal’in yüzündeki sakin ifade bir anda silindi.
“Demek bana şüpheyle yaklaşmaya başladınız…”
Ayağa kalkıp pencerenin önüne yürüdü. Londra’nın ışıkları ayaklarının altında uzanıyordu. Sahip olduğu ev, kıyafetler ve para ona istediği güveni vermiyordu. Çünkü bunların hiçbirinin, Yaşamsü’nün hayatındaki yerini doldurmadığını biliyordu.
Masasına döndü ve bilgisayarını açtı.
Belgeleri tek tek incelemeye başladı.
Bazı kayıtların tarihleri birbiriyle uyuşmuyordu. Bazı belgeler gerçekti ama içerdikleri bilgiler eksikti. Bazı sonuçlarsa belgelerin kendisinden değil, Hayal’in yaptığı yorumlardan kaynaklanıyordu.
Hayal bunları fark ettiğinde telaşlanmadı.
Bunun yerine hangi belgelerin görüşmede işine yarayacağını, hangilerinin yeni sorular doğurabileceğini düşünmeye başladı.
Martin ve Edvard’ın önüne her şeyi koymayacaktı.
Onların bilmesi gerekenleri kendisi belirleyecekti.
En azından planı buydu.
Tam o sırada gelen kutusunda daha önce aldığı e-postayı gördü.
KAYIT_17
Hayal’in yüzü ciddileşti.
Gönderenin kim olduğunu hâlâ bilmiyordu. Dosyanın neyi içerdiği kesinleşmemişti. E-postadaki iddialar doğrulanmış değildi.
Ancak Hayal, bu kaydın ne anlama gelebileceğini öğrenmek istiyordu.
Belki de elindeki soruların bazılarını cevaplayacak, belki de kendisini çok daha zor bir durumun içine sürükleyecekti.
E-postayı açtı, mesajı bir kez daha okudu ve ekran görüntüsünü ayrı bir klasöre kaydetti.
Ardından bilgisayarını kapattı.
“Önce ne bildiklerini öğreneceğim,” diye fısıldadı. “Sonra ne söyleyeceğime karar veririm.”
Hayal’in aklında pişmanlık yoktu.
Yalnızca bir sonraki hamlesini doğru yapma isteği vardı.
3. Kim, Neyi Biliyor?
Ertesi günün hazırlıkları sürerken Martin ve Edvard belgeleri yeniden gözden geçirdi.
Masada farklı tarihler taşıyan kayıtlar, eski yazışmalar ve doğrulanması gereken iddialar vardı. Hiçbiri tek başına kesin bir sonuca ulaşmaları için yeterli değildi.
Martin dosyaları sıraladı.
“Her şeyden önce belgelerin kaynağını öğrenmeliyiz. Bir kaydın gerçek olması, o kayıt hakkında yapılan her yorumun doğru olduğu anlamına gelmez.”
Edvard başını salladı.
“Hayal’in söylediklerini de Yaşamsü’nün geçmişte yaşadıklarını da ayrı ayrı değerlendirmeliyiz. Kimseyi peşinen suçlamayacağız.”
“Peki ya Hayal bize bilerek yanlış bilgi veriyorsa?”
“Bunu ancak araştırarak anlayabiliriz.”
Martin arkasına yaslandı.
“Yaşamsü’ye ulaşmamız gerekebilir.”
Edvard’ın yüzü ciddileşti.
“Ancak bunu onun istemesi hâlinde yapmalıyız. Bizim hatalarımızı düzeltmek için ona yeniden baskı kurmaya hakkımız yok.”
Martin bu kez itiraz etmedi.
İkisi de artık tek bir gerçeğin farkındaydı: Yaşamsü’nün güvenini geri kazanmak istiyorlarsa bunun bir konuşmayla ya da birkaç özürle gerçekleşmeyeceğini kabul etmeleri gerekiyordu.
Aynı saatlerde Hayal, görüşmeye götüreceği belgeleri çantasına yerleştiriyordu.
Aynanın karşısında durup kendisine baktı. Yüzünde en küçük bir endişe belirtisi görünmesini istemiyordu.
Martin ve Edvard’ın karşısında sakin kalacaktı. Sorulara cevap verecek, gerektiğinde konuyu değiştirecek ve kendisini köşeye sıkıştırmalarına izin vermeyecekti.
Onların şüphelenmesi, bütün planlarının sona erdiği anlamına gelmiyordu.
Henüz hiçbir şey kesinleşmemişti.
Hayal çantasını kapattı ve telefonunu eline aldı. KAYIT_17 hakkında yeni bir mesaj gelip gelmediğini kontrol etti.
Hiçbir şey yoktu.
Bir süre ekrana baktıktan sonra telefonu cebine koydu.
Yarınki görüşmede neler olacağını bilmiyordu. Fakat bir konuda kararlıydı: Kendi çıkarlarını tehlikeye atacak hiçbir şeyi kolayca anlatmayacaktı.
Çünkü Hayal için mesele, geçmişte yaptığı yanlışlarla yüzleşmek değildi.
Mesele, başkalarının o yanlışları öğrenmesini engellemekti.
Martin ve Edvard gerçeği arıyordu.
Hayal ise gerçeğin ne kadarının ortaya çıkacağına hâlâ kendisinin karar verebileceğini düşünüyordu.
Üçü de ertesi güne hazırlanıyordu.
Ama hiçbiri, karşısındaki kişinin gerçekte ne kadarını bildiğinden emin değildi.
Bazen en tehlikeli soruların cevabı bilinmediği için değil, cevap bilerek saklandığı için bulunamazdı.