# BÖLÜM 33 — GÖLGELERİN SESSİZ İTİRAFI
BÖLÜM 33 — GÖLGELERİN SESSİZ İTİRAFI
1. Kapının Ardındaki Gerçek
Martin ve Edvard, odanın kapısının önünde sessizce duruyordu.
İçeriden duydukları son sözler, ikisinin de zihninde yankılanmaya devam ediyordu. Hayal'in anlattıkları, yıllardır tanıdıklarını düşündükleri insanla örtüşmüyordu. Fakat duyduklarının tamamını doğru kabul etmek de istemiyorlardı.
Martin elindeki kayıt cihazına baktı.
Edvard sesini alçalttı.
“Bütün bunları gerçekten düşünüyor olabilir mi?”
Martin bir süre cevap vermedi.
“Hayal'i uzun zamandır tanıyoruz. Ama birini uzun zamandır tanımak, onun bütün gerçeklerini bildiğimiz anlamına gelmiyor.”
“Yaşamsü hakkında anlattıkları peki? Bize söylediklerinin ne kadarı doğruydu?”
“Bilmiyorum. Artık hiçbir şeyi sorgulamadan kabul etmek istemiyorum.”
Edvard başını öne eğdi. Geçmişte yaptıkları hatalar birer birer aklına geliyordu. Yaşamsü konuşmaya çalıştığında onu dinlememiş, Hayal'in anlattıklarını sorgulamadan kabul etmişlerdi.
“Biz de suçsuz değiliz, Martin. Yaşamsü kendini anlatmaya çalışırken ona fırsat vermedik.”
Martin'in çenesi gerildi.
“Çünkü gerçeği araştırmak yerine inanmak istediğimiz şeyi seçtik.”
Bir süre ikisi de konuşmadı.
Martin kayıt cihazını cebine koyduğunda Edvard yeniden söze girdi.
“Bu kaydı Yaşamsü'ye götürmeyi mi düşünüyorsun?”
“Evet. Ama önce bir şeyi kabul etmemiz gerekiyor. Bunu Hayal'in haberi olmadan kaydettik. Duyduklarımız önemli olabilir ama bu, yaptığımızı kendiliğinden doğru hâle getirmiyor.”
Edvard başını salladı.
“Üstelik bir konuşma, yaşananların tamamını kanıtlamaz.”
“Biliyorum. Kaydı bir itiraf gibi kullanmayacağız. Önce neyin doğrulanabileceğini anlamamız gerekiyor.”
Martin kapıya son kez baktı.
Hayal'in sözleri hâlâ kulaklarındaydı. Fakat asıl rahatsız edici olan, onun hakkında yeni şeyler öğrenmeleri değildi.
Asıl rahatsız edici olan, geçmişte Yaşamsü'ye yaptıklarının ne kadarını kendi elleriyle gerçekleştirdiklerini artık daha açık görebilmeleriydi.
“Yaşamsü'ye her şeyi anlatacağız,” dedi Martin. “Kararını kendisi verecek.”
Edvard kapıya arkasını döndü.
“Ve bizden uzak durmayı seçerse buna da saygı duyacağız.”
Koridordan ayrıldılar.
Ancak bilmedikleri bir şey vardı.
Hayal, insanların kendisi hakkında ne düşünebileceğini her zaman hesaba katardı. Söylediği her kelimeyi önceden planlamamış olsa bile, karşısındakilerin hangi cümleye tutunacağını, hangisini yanlış anlayacağını ve hangisini kendi lehine kullanabileceğini iyi biliyordu.
Bazen bir insan, gerçeğin tamamını saklamak için yalan söylemek zorunda değildi. Yalnızca başkalarının yanlış sonuca ulaşmasına izin vermesi yeterliydi.
2. Londra'daki Hesaplaşma
Londra'daki evinde Yaşamsü, çalışma masasının başında oturuyordu.
Önünde Karen Holding'e ait belgeler, incelenmesi gereken kayıtlar ve tarihleri birbirini tutmayan sözleşmeler vardı. Bir süredir aynı ayrıntıların etrafında dönüp duruyordu. Bazı bilgiler doğrulanabiliyor, bazılarıysa açıklanmaya muhtaç çelişkiler taşıyordu.
Telefonuna gelen mesajı gördü.
Martin'dendi.
Seninle önemli bir konu hakkında konuşmamız gerekiyor. Müsait olduğunda bizi arayabilir misin?
Yaşamsü mesaja birkaç saniye baktıktan sonra telefonu masaya bıraktı.
Martin ve Edvard'ın birdenbire konuşmak istemesi tesadüf değildi. Yine de onların ne öğrendiğini bilmeden bir sonuca varmayacaktı.
Telefonu yeniden eline alıp kısa bir cevap yazdı.
Şu an konuşabilirim. Konu neyse açıkça anlatın.
Martin hemen aradı.
“Yaşamsü, Hayal'le ilgili bir konuşmaya denk geldik.”
Yaşamsü'nün yüzü ciddileşti.
“Nasıl bir konuşma?”
“Bazı şeyleri kabul ediyor gibi görünen ifadeler kullandı. Ancak duyduklarımızı tek başına kanıt saymıyoruz.”
“Peki, bana neden anlatıyorsunuz?”
“Çünkü geçmişte onun sözlerine sorgulamadan inandık. Bu kez aynı hatayı yapmak istemiyoruz.”
Yaşamsü arkasına yaslandı.
“Bir konuşmaya denk geldiniz ve şimdi gerçeği öğrendiğinizi mi düşünüyorsunuz?”
“Hayır,” dedi Martin. “Tam tersine. Ne kadar az şey bildiğimizi fark ettik.”
Bu cevap Yaşamsü'nün beklediği türden bir cevap değildi. Yine de onu rahatlatmadı.
“Konuşmayı kaydettiniz mi?”
Martin'in sesi bir an duraksadı.
“Evet.”
Yaşamsü'nün bakışları sertleşti.
“Hayal'in haberi var mıydı?”
“Hayır.”
“Peki, bunun doğru bir davranış olduğunu düşünüyor musunuz?”
“Hayır. Bunu da saklamak istemiyorum.”
Yaşamsü gözlerini kapatıp derin bir nefes aldı.
Yıllardır aynı şeyi yaşıyordu. İnsanlar önce kendi kararlarını veriyor, sonra sonuçlar beklediklerinden farklı çıkınca ondan anlayış göstermesini istiyordu.
“Martin, benim hakkımda verilen kararların nasıl sonuçlandığını biliyorsunuz. Şimdi Hayal hakkında şüpheye düşmüş olmanız, geçmişte yaptıklarınızı ortadan kaldırmıyor.”
“Biliyorum.”
“Bilmeyi değil, anlamayı öğrenmeniz gerekiyor.”
Telefonun diğer ucunda sessizlik oldu.
Edvard konuşmaya katıldı.
“Yaşamsü, senden bizi affetmeni istemiyoruz. Yalnızca duyduklarımızı bilmeni istedik. Ne yapacağına sen karar vereceksin.”
Yaşamsü pencereye doğru baktı. Londra'nın gri gökyüzü şehrin üzerine çökmüştü.
“Kaydı bana göndermeyin. Önce ne içerdiğini, nasıl elde edildiğini ve doğrulanabilecek herhangi bir bilgi bulunup bulunmadığını değerlendirelim. Bu kaydı başkalarına yaymayın.”
“Tamam,” dedi Martin.
“Bir de şunu unutmayın: Hayal'in söyledikleri doğru da olabilir, eksik de olabilir, yanıltıcı da. Bir insanın konuşmasını dinleyerek bütün geçmişini çözdüğünüzü düşünmeyin.”
Edvard cevap verdi.
“Haklısın.”
“Bunun haklılıkla ilgisi yok. Gerçekleri birbirinden ayırmak zorundayız.”
Yaşamsü konuşmayı bitirmeden önce son bir şey söyledi.
“Benimle yeniden iletişim kurmanız, güvenimi yeniden kazandığınız anlamına gelmiyor. Bundan sonra ne yapacağınızı davranışlarınız gösterecek.”
Telefon kapandığında Yaşamsü bir süre hareketsiz kaldı.
Martin ve Edvard'ın pişmanlığı gerçek olabilirdi. Ancak pişmanlık, değişimin kendisi değildi. Üstelik Hayal'in geçmişteki davranışlarının ortaya çıkması, Yaşamsü'nün kendi yaşadıklarını unutmasını gerektirmiyordu.
Telefonunu masaya bıraktı ve belgelerine geri döndü.
Onların geçmişle hesaplaşması kendilerine aitti.
Yaşamsü'nün hayatıysa artık kendi kararlarıyla ilerleyecekti.
3. İtiraf mı, Yeni Bir Oyun mu?
Londra'nın başka bir köşesinde Hayal, görüşme için hazırladığı belgeleri inceliyordu.
Martin'in telefonundan sonra bir şeylerin değiştiğini hissediyordu. Henüz elinde kesin bir bilgi yoktu ama insanların kendisine eskisi gibi yaklaşmadığını fark etmek için fazla dikkatli olmaya gerek yoktu.
Bilgisayar ekranındaki belgeler arasında geçiş yaptı.
Bazı kayıtlar gerçekti. Bazıları eksikti. Bazı sonuçlar ise belgelerin kendisinden çok, o belgeleri yorumlama biçimine dayanıyordu.
Hayal bunların hepsini biliyordu.
Ve tam da bu yüzden hangi ayrıntıları öne çıkaracağını dikkatle seçiyordu.
“İnsanlar bütün gerçeği istemez,” diye mırıldandı. “İnanabilecekleri bir açıklama isterler.”
Bu düşünce ona güven veriyordu.
Martin ve Edvard geçmişte onun sözlerine inanmışlardı. Çünkü Hayal, onların görmek istediği şeyi göstermeyi başarmıştı. Şimdi şüphelenmeye başlamaları canını sıkıyordu ama henüz oyunun bittiği anlamına gelmiyordu.
Telefonunu eline aldı ve Martin'e mesaj yazdı.
Yarınki görüşmede bütün belgeleri konuşabiliriz. Benim de size sorularım var.
Mesajı gönderdi.
Ardından ekranda açık duran KAYIT_17 e-postasına baktı.
Gönderenin kim olduğunu hâlâ bilmiyordu. Dosyanın gerçekten var olup olmadığı, hangi arşive ait olduğu ve kendisiyle bağlantısının bulunup bulunmadığı kesinleşmemişti.
Hayal, e-postayı kapatmak yerine ayrıntılarını yeniden inceledi.
Bu dosyanın ortaya çıkarabileceği şeylerden korkuyor muydu?
Belki.
Ama korkusu onu geri adım atmaya yöneltmiyordu. Tam tersine, daha dikkatli davranmaya zorluyordu.
KAYIT_17'nin ne anlama geldiğini öğrenmeden hiçbir karar vermeyecekti. Eğer kendi çıkarına hizmet edebilecek bir bilgi içeriyorsa bunu değerlendirecekti. Eğer kendisini tehlikeye atabilecek bir şey ortaya çıkarsa da hazırlıksız yakalanmak istemiyordu.
Hayal'in aklında özür dilemek ya da geçmiş