# BÖLÜM 36— TOPRAK`IN İTİRAFI: İÇİMİZDEKİ YANIK
BÖLÜM 36 — TOPRAK'IN İTİRAFI: GEÇMİŞİN YÜKÜ
Londra — Söylenemeyen Sözler
Yaşamsü, Londra'daki evinin çalışma odasında oturmuş, bilgisayarındaki raporları inceliyordu. Masasının üzerinde Gwen AI Systems'ın güvenlik belgeleri ve Karen Holding'e ait dosyalar vardı.
Son günlerde yaşananlar birbirine karışmış gibiydi. Şirket kayıtlarındaki tutarsızlıklar, bilinmeyen numaralardan gelen mesajlar ve Karahan ailesinin geçmişiyle ilgili ortaya çıkan sorular…
Üstelik İstanbul'daki malikanede çıkan yangının nedeni de henüz kesinleşmemişti.
Telefonu çaldığında ekranda Toprak'ın adını gördü.
Bir süre aramaya baktı. Ardından telefonu açtı.
“Efendim?”
Toprak'ın sesi yorgun geliyordu.
“Uygun musun? Seninle konuşmak istiyorum.”
“Dinliyorum.”
Toprak bir süre sustu. Söyleyeceklerini önceden düşünmüş olmasına rağmen kelimeleri toparlamakta zorlanıyordu.
“Son zamanlarda ailemizi çok düşündüm,” diye başladı. “Hayal eve geldikten sonra her şeyin kendiliğinden düzeleceğini sandık. Senin yokluğuna alışmaya çalıştık. Sonra da hayatımıza devam ettiğimizi söyleyip durduk.”
Yaşamsü bilgisayarının ekranını kapattı.
“E devam ettiniz.”
“Evet. Ama birbirimizden ne kadar uzaklaştığımızı fark etmedik. Herkes kendi bildiğini yaptı. Aras her şeyi kontrol etmeye çalıştı, Çınar tartışmalardan uzak durdu, Ezra çoğu zaman araya girmedi. Ben de aileyi bir arada tuttuğumu sanıyordum.”
“Bunları şimdi fark etmen güzel.”
Yaşamsü'nün sesinde ne öfke ne de teselli vardı. Bu sakinlik, Toprak'ın işini kolaylaştırmıyordu.
“Bir şeyi daha anladım,” diye devam etti Toprak. “Senin yokluğunda bazen senin yerini doldurmaya çalıştık. Belki bunu açıkça hiç söylemedik ama böyle davrandığımız zamanlar oldu.”
Yaşamsü kaşlarını hafifçe çattı.
“Benim yerimi doldurmaya çalışmanız, birbirinize yaptıklarınızı açıklamıyor.”
“Biliyorum. Bunların sorumlusu sen değilsin. Biz kendi kararlarımızı kendimiz verdik.”
“En azından bu konuda anlaşabiliyoruz.”
Toprak derin bir nefes aldı.
“İrfan Dede'nin Urfa'daki sofralarını hatırlıyor musun? Hep birlikte oturduğumuz yemekleri…”
“Hatırlıyorum.”
“Şimdi geriye dönüp bakınca dedemizin bizi sürekli kıyasladığını fark ediyorum. Kimin daha başarılı olduğu, kimin daha çok takdir edildiği… Her şey yarış gibiydi. Biz de buna alışmışız.”
“Hiçbiriniz itiraz etmediniz mi?”
“Ettik belki ama yeterince değil. Ben de sesimi çıkarmadım. Bazen aileyi korumakla herkesi kontrol etmeyi birbirine karıştırdım. Senin adına karar verdiğim zamanlar da oldu.”
Yaşamsü sandalyesine yaslandı.
“Beni dinlemediğiniz tek konu bu değildi, Toprak.”
“Biliyorum.”
“Hayır. Benim neler yaşadığımı bilmiyorsun. Bilmediğin şeyler hakkında da artık tahmin yürütmeni istemiyorum.”
Toprak hemen cevap vermedi.
“Haklısın. Ne yaşadığını tam olarak bilmiyorum. Ama anlatmak istersen dinlemek isterim.”
“Şimdi anlatmayacağım.”
“Peki.”
Toprak bu kez konuyu uzatmadı. Yaşamsü'nün kendisine bir açıklama borçlu olmadığını anlamaya çalışıyordu.
Bir süre sessizlik oldu.
“Martin ve Edvard'a da kızdım,” dedi Toprak. “Hayal'e nasıl bu kadar güvendiklerini anlayamadım. Sonra kendi yaptıklarımızı düşündüm. Biz de sorgulamadan inandık. Bu, onların yaptıklarını haklı çıkarmıyor ama kendimizi de hatasız gösteremeyiz.”
Yaşamsü bakışlarını penceresine çevirdi.
“İnsanların başkasının etkisinde kalması, verdikleri kararların sorumluluğunu ortadan kaldırmaz.”
“Biliyorum.”
“Bunu gerçekten anlamanızı istiyorum. Hayal ne söylediyse ona göre hareket ettiniz. Beni dinlemeden karar verdiniz. Sonra da kendi kararlarınızın sonuçlarıyla yüzleşmek yerine beni suçladınız.”
Toprak'ın sesi alçaldı.
“Evet. Bunu yaptık.”
Yaşamsü cevap vermedi.
Toprak konuşmaya devam etti.
“Senden özür dilemem gerekiyordu. Bunu daha önce yapmalıydım. Ama özür dileyince her şey düzelecekmiş gibi davranmayacağım.”
Yaşamsü gözlerini kapatıp kısa bir nefes aldı.
“Peki, benden ne bekliyorsun?”
“Hiçbir şey. Beni affetmeni istemeye hakkım varmış gibi davranmayacağım. Sadece bundan sonra aynı hataları tekrarlamamaya çalışacağım.”
“Çalışmak başka, gerçekten değiştirmek başka.”
“Biliyorum.”
“Bir daha benim adıma karar vermeyin. Birbirinizle sorun yaşadığınızda suçu başkasına atmayın. Aile olduğumuzu yalnızca işinize geldiğinde hatırlamayın.”
Toprak'ın verecek bir cevabı yoktu.
“Bunu benim için yapmayın sadece,” diye ekledi Yaşamsü. “Kendiniz için de yapın. Yoksa yarın yine aynı şeyler yaşanır.”
“Anladım.”
“Göreceğiz.”
Toprak, konuşmanın sonunda beklediği yakınlığı bulamamıştı. Fakat Yaşamsü'nün kendisine bir yakınlık göstermek zorunda olmadığını biliyordu.
“Bir şey daha söyleyebilir miyim?” diye sordu.
“Söyle.”
“İyi misin?”
Yaşamsü soruyu duyunca bir an sustu.
“İyiyim demek kolay. Ama yaşadıklarımın hepsini geride bıraktığımı söyleyemem.”
“Anlıyorum.”
“Hayır, Toprak. Henüz anlamıyorsun. Ama belki bir gün anlarsın. Bunun için beni ikna etmeye çalışmana gerek yok.”
Toprak başını eğdi. Yaşamsü onu göremese de ne söyleyeceğini düşünüyordu.
“Peki,” dedi sonunda. “Seni zorlamayacağım.”
“Bundan sonra yapman gereken de bu zaten. Önce dinlemek.”
“Tamam.”
Telefon görüşmesi sona erdiğinde Yaşamsü bir süre ekrana baktı. Toprak'ın söyledikleri aklında kalmıştı. Belki ilk defa bazı şeyleri gerçekten sorguluyordu.
Ama bir insanın hatasını fark etmesi, o hatanın başkasında bıraktığı izleri silmiyordu.
Yaşamsü yeniden bilgisayarını açtı.
Hayatına devam etmek için ailesinin değişmesini bekleyemezdi.
İstanbul — Kardeşlerin Hesaplaşması
Karahan Konağı'nın önünde gergin bir bekleyiş vardı. Malikanede çıkan yangın kontrol altına alınmıştı ancak itfaiye ekipleri binadaki incelemelerini henüz tamamlamamıştı. Güvenlik onayı verilmeden kimsenin içeri girmesine izin verilmiyordu.
Toprak telefonunu cebine koyup kardeşlerinin yanına döndü.
Aras, Çınar ve Ezra bahçenin kenarında bekliyordu. Martin ile Edvard ise biraz ileride konuşuyordu.
Aras, Toprak'ın yüzüne baktı.
“Yaşamsü'yle mi konuştun?”
“Evet.”
“Ne dedi?”
Toprak kısa bir süre düşündü.
“Dinlememiz gerektiğini söyledi. Bu kez gerçekten dinlememiz gerektiğini…”
Aras başını öne eğdi.
“Bunu daha önce de söylemişti.”
“Evet. Biz de daha önce duymuştuk ama dinlememiştik.”
Çınar ellerini cebine soktu.
“Bazen aynı evde yaşayıp birbirimizi hiç dinlememişiz gibi geliyor.”
Ezra ona baktı.
“Çünkü sorun çıkmasından korktuk. Konuşmayınca sorunların ortadan kalkacağını sandık.”
“Ortadan kalkmadılar,” dedi Toprak. “Sadece büyüdüler.”
Aras bir süre sessiz kaldıktan sonra konuştu.
“Ben her şeyi kontrol etmeye çalıştım. İnsanların ne yapması gerektiğini bildiğimi sandım. Bir sorun çıktığında hemen çözüm üretmeye uğraştım ama bazen kimsenin ne istediğini sormadım bile.”
“Ben de tartışmalardan uzak durdum,” dedi Çınar. “Taraf olmazsam kimseye zarar vermeyeceğimi düşündüm. Ama sessiz kalmak da bir tercihti. O sırada Yaşamsü'nün yalnız bırakıldığını görmezden geldim.”
Ezra derin bir nefes aldı.
“Ben de araya girmem gereken zamanlarda sustum. Herkes kendi kararını versin diye düşündüm. Oysa bazı şeylerde sessiz kalmak, haksızlığın devam etmesine izin vermek anlamına geliyormuş.”
Toprak kardeşlerine baktı.
“Peki, şimdi ne yapacağız?”
Aras hemen cevap vermedi.
“Önce kendi aramızdaki sorunları çözeceğiz. Şirket kayıtlarını bağımsız şekilde inceleteceğiz. Hayal'in söylediklerini de başka belgeleri de doğrulamadan karar vermeyeceğiz.”
“Peki Yaşamsü?” diye sordu Ezra.
Toprak'ın yüzü ciddileşti.
“Yaşamsü'nün ne yapacağına kendisi karar verecek. Bizim için geri dönmek, bizi affetmek ya da her şeyi anlatmak zorunda değil.”
Çınar başını salladı.
“Bu kez onu karar vermeye zorlamayacağız.”
Aras gözlerini malikaneye çevirdi.
“Peki, ya yangın? Bunun diğer olaylarla bağlantısı olabilir mi?”
“Henüz bilmiyoruz,” dedi Toprak. “İnceleme tamamlanmadı. Bir bağlantı varmış gibi davranmayacağız.”
Ezra, itfaiye ekiplerinin bulunduğu tarafa baktı.
“Öyleyse sonuçları bekleyeceğiz.”
Kimse itiraz etmedi.
Tam o sırada Toprak'ın telefonu yeniden titredi. Bilinmeyen bir numaradan mesaj gelmişti.
Mesaj: Bazı bel