# BÖLÜM 37— PALO ALTO`DAN GELEN GERÇEK BİR GÜLÜMSEME
37. Bölüm — Londra'dan Gelen Gerçek Bir Gülümseme
Yaşamsü, son birkaç gündür kendisini hiç olmadığı kadar yorgun hissediyordu. Güven AI Systems'taki yoğun çalışma temposu, devam eden güvenlik incelemeleri, Karahan ailesiyle arasında çözülmeyi bekleyen meseleler ve Hayal'in gölgesinde kalan sorular zihnini sürekli meşgul ediyordu.
Ancak bütün bunların arasında değişmeyen bir şey vardı: Umut ve Deniz.
Ne kadar yorulursa yorulsun, çocuklarının kendisine ihtiyaç duyduğunu bildiği sürece ayakta kalmayı başarıyordu. Onların yanında yalnızca başarılı bir iş kadını ya da geçmişiyle mücadele eden bir kadın değildi. O, iki çocuğun annesiydi.
Ve Yaşamsü için annelik, hiçbir zaman ertelenebilecek bir sorumluluk olmamıştı.
Sabahın Küçük Mutlulukları
O sabah Yaşamsü, alarmı çalmadan birkaç dakika önce uyandı. Her zamanki gibi aklına ilk gelen şey yapılacak işler, incelenecek raporlar ve cevaplanması gereken mesajlar oldu.
Elini telefonuna uzattı, fakat durdu.
Bir günlüğüne bile olsa kendisine nefes alacak alan bırakmaya karar vermişti.
Telefonunu komodinin üzerine bıraktı ve yataktan kalktı. Çocukların odasına uğradığında Umut'un yorganı üzerine kadar çektiğini, Deniz'in ise yatağında çapraz bir şekilde yattığını gördü.
Gülümsemesini engelleyemedi.
Deniz'in üzerini düzeltti, ardından Umut'un saçlarını nazikçe okşadı.
— Hadi bakalım, benim küçük kuşlarım. Sabah oldu.
Umut gözlerini araladı.
— Anne, bugün işe gitmeyecek misin?
Yaşamsü yatağın kenarına oturdu.
— Bugün biraz daha fazla sizinle vakit geçireceğim.
Deniz bir anda doğruldu.
— Gerçekten mi?
— Gerçekten.
— Ama toplantıların var!
Yaşamsü kaşlarını kaldırdı.
— Benim yedi yaşındaki oğlum neden benim toplantı programımı benden daha iyi biliyor?
Deniz gururla omuzlarını dikleştirdi.
— Çünkü sen sürekli toplantı yapıyorsun.
Umut kardeşine döndü.
— Belki bugün annem bizimle oyun oynar.
Yaşamsü iki çocuğunun arasına oturup kollarını açtı.
— Bugün ne yapacağımıza birlikte karar vereceğiz. Ama önce kahvaltı.
Deniz hemen yataktan kalktı.
— Ben pankek istiyorum!
— Ben de çilek istiyorum! diye ekledi Umut.
Yaşamsü gülerek ayağa kalktı.
— Anlaşıldı. Bugün mutfakta iki küçük patronum var.
Bir Annenin Mutfağı
Kahvaltı hazırlamak, Yaşamsü'nün yoğun günlerinde çoğu zaman kısa bir sabah rutininden ibaretti. Ancak o gün acele etmedi.
Pankek hamurunu hazırlarken Deniz unu yanlışlıkla tezgâha döktü. Umut ise çilekleri yıkamak isterken mutfağın lavabosunun önünü su içinde bıraktı.
İki çocuk da annelerinin kendilerine kızacağını düşünerek birbirine baktı.
Yaşamsü önce tezgâha, sonra çocuklarına göz gezdirdi.
— Bana bir şey söyleyin. Biz kahvaltı mı hazırlıyoruz, yoksa mutfağı yeniden mi tasarlıyoruz?
Deniz kıkırdadı.
— Bence ikisini de yapıyoruz.
Yaşamsü kahkaha attı.
— O zaman tasarım ekibi, önce dökülen unu temizliyor.
Çocuklar hemen işe koyuldu.
Bir süre sonra üçü masanın etrafında oturmuş, hazırladıkları kahvaltıyı yiyordu. Deniz yaptığı pankekin şeklinin bir uçak olduğunu iddia ediyor, Umut ise kendi pankekinin kalbe benzediğini savunuyordu.
Yaşamsü onları dinlerken yüzlerindeki mutluluğa baktı.
Bazen dünyanın bütün sorunlarını çözmek zorunda olmadığını kendisine hatırlatması gerekiyordu. Şirketindeki her dosyanın cevabını aynı gün bulamayabilirdi. Karahan ailesiyle arasındaki geçmişi bir konuşmayla düzeltemezdi. Hayal'in ne planladığını da henüz bilmiyordu.
Ama çocuklarının yanında olabilirdi.
Onları dinleyebilir, sorularını cevaplayabilir, korktuklarında yanlarında durabilir ve kendilerini güvende hissetmelerini sağlayabilirdi.
Bunun için kusursuz olması gerekmiyordu.
Yalnızca onların annesi olması yeterliydi.
Bahçedeki Sır
Kahvaltıdan sonra Umut ile Deniz annelerinin ellerinden tutup onu bahçeye çıkardılar.
— Anne, şimdi gözlerini kapat! dedi Umut.
Yaşamsü şüpheyle baktı.
— Neden?
— Çünkü sürpriz!
— Peki, ama beni havuza atmayacağınıza söz verin.
Deniz hemen itiraz etti.
— Biz öyle bir şey yapmayız!
Umut kardeşine dönüp fısıldadı:
— Zaten annem yüzmeyi biliyor.
— Sizi duyuyorum, dedi Yaşamsü gülerek.
Gözlerini kapattı ve çocukların yönlendirmesiyle birkaç adım ilerledi.
— Tamam, açabilirsin!
Yaşamsü gözlerini açtığında bahçedeki küçük masanın üzerine yerleştirilmiş renkli kâğıtları, birkaç çiçeği ve üç kişiyi gösteren bir resmi gördü.
Resimde bir kadın, iki çocuğun elini tutuyordu. Kadının üzerinde kocaman bir taç vardı. Çocukların yanına da iki küçük kalp çizilmişti.
Yaşamsü resme dikkatle baktı.
— Bu kim?
Deniz, sorunun cevabı çok açıkmış gibi konuştu.
— Sensin anne!
Umut resimdeki tacı gösterdi.
— Çünkü sen bizim kraliçemizsin.
Yaşamsü'nün yüzündeki gülümseme yumuşadı. Dizlerinin üzerine çökerek iki çocuğuna sarıldı.
— Benim güzel çocuklarım…
Deniz annesinin boynuna sarıldı.
— Beğendin mi?
— Çok beğendim.
— O zaman bunu ofisine asabilirsin.
Yaşamsü başını iki yana salladı.
— Hayır. Bunu ofisime değil, odamın en güzel yerine asacağım. Böylece her sabah gördüğümde dünyanın en güzel şeyini hatırlayacağım.
Umut merakla sordu:
— Neyi?
Yaşamsü iki çocuğunun yüzüne baktı.
— Sizi.
O an telefonunun çaldığını duydu. Ekranda iş ekibinden gelen bir bildirim vardı. Birkaç dakika önce olsa hemen açıp okumak isteyebilirdi.
Bu kez telefonu sessize aldı.
Çünkü Umut ona resmin nasıl yapıldığını anlatmaya başlamıştı. Deniz de kendi katkısının daha büyük olduğunu kanıtlamaya çalışıyordu.
Yaşamsü ikisini de dikkatle dinledi.
Onlar konuşurken başka bir yerde olmayı istemiyordu.
Londra'dan Bir Telefon
Öğleden sonra çocuklar odalarında oyun oynarken Yaşamsü bahçedeki banka oturdu. Birkaç gündür kendisini dinleyen, kararlarını sorgulamadan anlamaya çalışan tek insanlardan biri olan Liam'ı aramak istedi.
Telefon birkaç kez çaldıktan sonra Liam cevap verdi.
— Merhaba. Her şey yolunda mı?
— Evet. Neden, sesim endişeli mi geliyor?
— Biraz. Genellikle beni aradığında ya bir sorun vardır ya da bana bir iş raporu sunacaksındır.
Yaşamsü güldü.
— Seninle konuşmak için üçüncü bir seçenek de olabilir.
— Dinliyorum. Bu önemli gelişmeyi kaçırmak istemem.
— Bugün çocuklarla bütün günü geçirdim. Kahvaltı hazırladık, bahçede oyun oynadık. Bana bir resim yaptılar.
Liam'ın sesi yumuşadı.
— Eminim çok mutlu olmuşlardır.
— Ben de mutlu oldum. Uzun zamandır ilk defa bütün günümü bir şeyleri yetiştirmeye çalışmadan geçirdim.
— Buna ihtiyacın vardı.
Yaşamsü bir süre sessiz kaldı.
— Liam, bazen her şeyi kontrol altında tutmam gerekiyormuş gibi hissediyorum. Şirketi, güvenlik sorunlarını, ailemle yaşadıklarımı… Bir de çocukların hiçbir şeyden etkilenmemesini istiyorum.
Liam hemen cevap vermedi. Onu dinlediğinden emin olmak ister gibi bekledi.
— Yaşamsü, iyi bir anne olmak her şeyi tek başına çözmek demek değil.
Yaşamsü gözlerini kapatıp derin bir nefes aldı.
— Biliyorum. Ama onların üzülmesini istemiyorum.
— Üzülmelerini tamamen engelleyemezsin. Fakat üzüldüklerinde yanlarında olabilirsin. Onları dinleyebilir, ne hissettiklerini anlamaya çalışabilir ve sana ihtiyaç duyduklarında yanında olduğunu gösterebilirsin. Bugün yaptığın gibi.
Yaşamsü bahçedeki resme baktı.
— Bugün çok güldük.
— O zaman bugün güzel bir gündü.
— Senin tavsiyelerin neden bazen bu kadar basit geliyor?
Liam güldü.
— Çünkü bazen sen her şeyi fazla karmaşık hâle getiriyorsun.
— Bu konuşmayı kaydediyorum. Bir sonraki toplantıda aleyhine kullanabilirim.
— Yeter ki kahvemi eleştirme.
Yaşamsü yeniden güldü.
Liam'ın sesi bir süre sonra ciddileşti.
— Kardeşlerinle ilgili karar vermek zorunda değilsin. Onların değişmeye çalışması, hemen güvenmen gerektiği anlamına gelmiyor. Ama onların davranışlarını gözlemlemek için kendine zaman tanıyabilirsin.
— Ya bir daha onlara güvenemezsem?
— O zaman da bunu düşünmek için zamanın olur. Kendini bugün bir karar vermeye zorlama.
Yaşamsü bu cevabı düşündü.
Liam'dan artık büyük sözler beklemiyordu. Geçmişte aralarında yaşananları da unutmuş değildi. Fakat onun son zamanlarda çocuklarıyla ilgilenmeye, söylediklerini davranışlarıyla desteklemeye çalıştığı