Keşfet

3

Kör Düğüm

Burak ile yemek için güzel bir restorana gelmiştik ama sürekli telefonuna mesaj gelip durmuştu. Kim olduğunu sorduğumda iş ile ilgili olduğunu söyledi, ama benim sinirim bozulmuştu çünkü sonunda sessize almış ve titreşim sesi duyuluyordu, yani sessize alması duymadığımı sanıyordu muhtemelen.

İşle ilgili olabilirdi ama telefona sürekli bakıp kızarıp bozarıyordu. Ama neden? İş ile konu olsa sinirlenir söylenirdi en fazla.

En sonunda telefonu ters çevirmekten vazgeçmiş, sessize alıp iç cebine koymuştu.

İştahım kapanmıştı, "gidelim mi Burak? annem aradı eve gel diyor".

Şaşkınca bakmıştı, "haberi vardı neden çağırıyor ki şimdi seni?"

"Bilmiyorum ki beli düğün için bir şeyler konuşması gerektir, düğünü yakın zamanda biliyorsun".

"Peki hadi kalkalım sevgilim". Yalandan tebessüm ettim, kafamı salladım ve ayağa kalktım. Hesabı normalde ödemeyi teklif ederdim ama ödesindi artık kendi.

"Ben arabanın oraya geçiyorum gelirsin" diye yüzüne baktım.

"tamam hayatım" dedi.

Arabaya doğru yürürken adımlarım normalden daha hızlı, zihnim ise karmakarışıktı

İş meselesi... Öyle olsaydı söylenir, sıkıntıyla nefes verir ya da "Yine ne çıktı?" diye homurdanırdı. Burak işiyle ilgili sorunları asla bu kadar gizleme gereği duymazdı. Aksine, hırslı yapısı nedeniyle bunu benimle paylaşmaktan çekinmezdi. Ama bu kez durum farklıydı. O bildik, kendinden emin duruşunun yerini tuhaf bir telaş almıştı. Telefonu titredikçe yüzüne yayılan o gergin ifade, zihnime bir kıymık gibi batmıştı.

Burak gelmiş arabayı açmıştı, bana baktı ve tebessüm etti.

Kapıyı açıp ön koltuğa oturduğumda, sonra Burak kapıyı açıp sürücü koltuğuna yerleşti.

​"İyi misin Mihra?" diye sordu, arabayı çalıştırırken göz ucuyla bana bakarak. "Annen birden bire çağırınca keyfin kaçtı sanki."

"Keyfim kaçmadı, sadece yoruldum okulda Burak," dedim sesimi olabildiğince düz tutmaya çalışarak. "Atölye, tasarımlar falan..

Burak hafifçe güldü, direksiyondaki elleri biraz olsun gevşer gibi oldu. "Haklısın sevgilim, çok yoruluyorsun. Ama az kaldı okulun bitiyor.

​Cevap vermedim. Başımı cama yaslayıp dışarıdaki karanlık sokak lambalarının akıp gidişini izledim. İç cebindeki o telefonun sessiz titreşimi sanki hâlâ kulaklarımdaydı.

​Eve vardığımızda araba apartmanın önünde durdu. Emniyet kemerimi çözerken Burak uzanıp yanağımdan öpmek istedi ama kendimi hafifçe geriye çektim.

​"Yorulduğumu söylemiştim, başım da biraz ağrıyor Burak," dedim gözlerinin içine bakarak. "Yarın görüşürüz."

​Burak’ın gözlerinde anlık bir şaşkınlık ve ardından geçiştiren bir anlayış belirdi. "Peki güzelim, dinlen lütfen. Eve girince beni haberdar et."

​"ederim," dedim kapıyı açıp arabadan inerken.

​Arkasını dönüp uzaklaşmasını bekledim, ardından binaya girdim. Eve girer girmez odama geçip çantamı masaya bıraktım. Kalbim hâlâ göğsümde hızla çarpıyordu.

​Dayanamadım. Çantamdan telefonumu çıkardım. Pelin’e mesaj atmakla atmamak arasında bir saniye tereddüt ettim ama parmaklarım çoktan ekranında hareket etmeye başlamıştı.

​“Pelin, uyuyor musun? Sana bir şey sormam lazım.”

Telefonu yatağın üzerine fırlatıp masanın önündeki sandalyeye çöktüm. Gözüm odadaki taslak kâğıtlarına, çizimlerime takıldı. Masanın üzerinde, nişan için tasarladığım elbisenin detayları duruyordu. Kalemi elime aldım; kumaşın etek kısmına eklemek istediğim o zarif dantel detayını çizecektim.

​Fakat kalemi kağıda bastırdığım anda, ucu kırıldı.

​Elim havada kaldı. Derin bir nefes alıp kırık uca baktım. Yanlış giden bir şeyler vardı sanki..

Kırık kaleme ve masadaki yarım kalmış çizime öylece bakakaldım. İçimdeki o huzursuzluk dalgası, artık görmezden gelinemeyecek kadar büyümüştü.

​Tam o sırada telefonum, sessiz odanın içinde ani bir titreşimle sarsıldı. Yatağın üzerine fırlattığım telefona doğru bir hamle yaptım; ekrana baktığımda kalbim hızla çarpmaya başladı. Pelin’dendi.

​“Uyuymuyorum, buyur hayatım.”

​Derin bir nefes alıp hemen parmaklarımı tuşlara götürdüm. Pelin’e içimdeki bütün bu tuhaflığı, Burak’ın hallerini anlatmak istedim ama bir an duraksadım. Pelin de son zamanlarda fazlasıyla garipti. Gün boyu elinden düşürmediği o telefon, benimle konuşurken yaptığı kaçamak bakışlar… Acaba sadece benim kuruntum müydü, yoksa ortada benim dışımda dönen bir şeyler mi vardı?

​Hızlıca yazıp gönderdim:

“Pelin… Yarın okuldan sonra müsait misin? Seninle biraz dertleşmem lazım. Burak’la ilgili… İçimde çok tuhaf bir his var.”

​Mesajı ilettiğim an, soluk sarı masa lambasının ışığı altında odadaki sessizlik yeniden üzerime çöktü. Pelin’den gelecek cevabı beklerken, gözüm yeniden masadaki nişan elbisesi taslağına kaydı. O kusursuz durmasını istediğim dikiş hatlarına…

​Telefonum yeniden titredi. Pelin’in mesajı ekrana düştü:

​“Yarın tabii ki buluşuruz, seve seve dinlerim seni. Ama… Mihra, yanlış bir şey mi oldu? Korkutuyorsun beni.”

​Cevap vermeden önce pencereye doğru adımladım. Aşağıda, sokağın karanlığında Burak’ın çoktan uzaklaşmış olduğunu bildiğim o boş caddeye baktım. Camdaki yansımama bakarken kendi kendime fısıldadım: Yanlış bir şey olup olmadığını yarın öğrenecektim.

​Pelin’e yarın konuşuruz diye mesajı atıp telefonu masaya bıraktım.

Annem odama gelip iyi olup olmadığımı sormuştu, iyi olduğumu sadece başımın ağrıdığını söylemiştim.

O gece gözüme neredeyse hiç uyku girmedi. Zihnimdeki sorularla sabahı nasıl ettiğimi bile anlamadım.