Keşfet

4

Kör Düğüm

Sabahın altı buçuğu... Şehrin henüz uyanmadığı, sokakların sessizliğe büründüğü o saatte gözlerimi açmıştım. Yatakta doğrulup tavana bakarken zihnim dün akşamdan kalma o tuhaf bulutla doluydu. Acaba ben mi abartıyordum?

Burak’ın iş hayatındaki yoğunluğunu, stresli günlerini biliyordum. Kendi şirketindeki işler, projeler, toplantılar derken adamın kafasının dolu olması çok normaldi. Ama telefonunu sürekli masaya ters çevirip koyması, gelen bildirimlerde ekranı benden kaçırırcasına kapatması, İşte bunun mantıklı bir bahaneye sığdıramadığım şeylerdi sadece.

Yataktan kalkıp elimi yüzümü yıkadım ama zihnimdeki o kemirgen düşüncelerdan kurtulamadım. Sabahın altı buçuğu olmasına rağmen uykum tamamen kaçmıştı. Dün akşam arabadayken, o bana gülümserken içimdeki huzurun ne kadar kırılgan olduğunu şimdi daha iyi anlıyordum. Kendi kendime, "Yok artık Mihra, adama haksızlık ediyorsun bence" diye geçirdim içimden.

Hazırlanıp evden erken çıktım. Doğruca atölyeye geldim. İçerideki o kumaş kokusu ve sessizlik her zaman bana iyi gelirdi ama bugün o sessizlik üzerime üzerime geliyordu. Masanın üzerine oturup telefonumu elime aldım. Ekranı açıp Burak'ın adına baktım. Ona sabah mesajı atmakla atmamak arasında birkaç saniye tereddüt ettim.

​Acaba yazsam mi? diye geçirdim içimden. Ama içimden gelmedi açıkçası.

​Tam o sırada atölyenin kapısı hafifçe aralandı. İçeri giren kişi Pelin'di. Onu gördüğüme sevinmiştim, ona anlatıp. Fikrini soracaktım.

Beni masanın başında görün adımları hafifçe yavaşladı, sonra derin bir nefes alıp yanıma doğru yürüdü.

​— "Günaydın tasarımcı hanım, dünkü olay ne? çok merak ettim" dedi heyecanla. Dedikoduyu seven bir arkadaşım vardı..

Gülümsedim ama elimdeki kalemi masaya bırakıp ona döndüm. "Günaydın. Aslında tam da seninle konuşmak istiyordum. Dün kafama takılan bir şeyler var ve senden başka kimseye içimi dökemem."

— "Ne oldu ki? Sen kolay kolay endişe etmezsin," dedi Pelin merakla, masaya biraz daha yaklaşırken.

​Gözlerimi masanın üzerindeki kumaş parçalarından ayırıp ona çevirdim. İçimdeki o ağırlığı daha fazla taşıyamayacağımı biliyordum.

​— "Dün akşam yemekteydik ya Burak ile," diye başladım söze, sesimdeki o hafif titremeyi bastırmaya çalışarak. "Burak'ın yaptığı hareket biraz tuhaftı Pelin. Yani, evet, işleri yoğun, biliyorum ama... Telefonu elinden düşürmedi hiç ve telefona bir şey gelince hemen ekranı kapattı. Ya da masaya ters çevirip koyması normal mi sizce? Yani, adama haksızlık etmek istemiyorum".

— "Yani..." dedi, sesini normalden biraz daha yüksek ve neşeli çıkarmaya çalışarak. Ama o ses tonundaki zorlama tını o kadar netti ki, sağır sultan bile duyabilirdi. "Yani ne bileyim Mihra... Erkekler işte! Belki işle ilgili önemli bir şeydir, neyin kime yazdığını senden saklamak istemiyordur ama iş stresi falandır ya... Şirkette bir şeyler çıkmıştır, nişana az kaldı malum, belki sürpriz falandır?"

​Kaşlarım istemsizce çatıldı. Pelin normalde böyle durumlarda hemen atılır, "Kesin bir işler dönüyordur, dikkat et!" der ya da Burak'ı çekiştirmeye başlardı. Şimdi ise adeta onu savunmak için çırpınıyordu.

​— "Sürpriz mi?" dedim hafifçe gülerek, ama içimdeki o kemirgen düşünce büyümeye devam ediyordu. "Bir ay kala nişan sürprizi telefonla mı saklanır Pelin? Bilemiyorum".

​​— "Abartıyorsun bence," dedi. "Sen hep böyle detaylara takılırsın, biliyorsun. Tasarımcı gözü işte, her şeyin kusursuz olmasını istiyorsun. İlişkilerte de her şey simetrik olsun istiyorsun ama hayat öyle değil ki..."

"Haklısın sanırım, ben abartıyorum". İçim rahatlamıştı. "Teşekkür ederim canım, içim rahatladı seninle konuşunca" dedim ve gülümsedim. Gece boyunca boşuna uykusuz kalmıştım.

O an telefonuma mesaj geldi, baktığımda Burak olduğunu gördüm.

Burkim✨: Hayatım günaydın, dün işle ilgili çok mesaj geldi lütfen kusra bakma. Kızdın bana belkide, en son sessize aldım sinirden.

Haksızlık etmiştim ona, mesajı Pelin'e gösterdim.

"Bak ne dedim sana işle ilgilimiş işte, boşuna kuruntu ettin".

"Öyle oldu..".

Siz: Günaydın, birazcık kızmış olabilirim. Ama işle ilgili yapacak bir şey yok hayatım, ders başladı iyi çalışmalar sana.

Telefonumu masanın üzerine bıraktım. İçimdeki huzursuzluğun yerini yavaş yavaş bir rahatlama almıştı. Demek ki gerçekten işle ilgiliydi. Burak’ın benden bir şey sakladığını düşünmek bile kendimi kötü hissetmeme yetmişti.

Pelin yanıma oturup kumaş parçalarından birini eline aldı.

“Ee, tasarımcı hanım, nişan elbisesinde son durum ne?” diye sordu, konuyu değiştirmeye çalışarak.

Gülümsedim. “Daha bitmedi. Etek kısmına biraz daha dantel eklemeyi düşünüyorum ama nasıl duracağından emin değilim.”

“Sen yaparsın, merak etme. Senin elinden kötü bir şey çıkmaz zaten.”

“Abartma,” diyerek güldüm.