Keşfet

KUYTU

KÜÇÜK PERİ

Yüzüme su çarpılınca kendime geldim ellerim yukarıdan bağlanmış ayaklarım yere demir ile sabitlenmişti. Gözlerimi açtığımda karşımda yine alaylı gülümsemesi ile Liam vardı.

"Adi, pislik herif bırak beni ne istiyorsun benden? Ne istiyorsun?"

Sadece gözlerimin en derinine bakar gibi baktı. "Demiri verin" dedi sadece.

Demirin ucunda ateş kalmıştı demir alev alıyordu. "Bu seni susturmaya yetecek mi bakalım ateşin ışığına ne kadar dayanacaksın." Arkamı geçti ve sıyırdığı sırtımı tam yaranın üstüne ilk olarak boşta olan eli ile deşti. Öyle bir çığlık atıyordum ki boğazımın yırtıldığına emindim. Belimde ısı hissedince ne yapacağını anlamıştım.

"Yapma yalvarırım yapma ne istiyorsun benden?" Tabii ki de yalvarmıyordum sadece oyalıyordum eğer onlar görmeden elimden ipe doğru ışık ile ısı gönderirsem bu iş biterdi.

"Hayır hayır ilk başta seni yeterince halsiz bırakmalıyız."

Belime değen ateşle ciğerim sökülene kadar bağırdım. Ama hiç durmadı devam etti. Gözlerim kapanıp bilincim gidince su döktürüyor yeniden yapıyordu. Artık boğazımdan ses çıkmıyordu. Sesim tükenmişti. Lanet olsun sana Liam.

"Bugünlük bu kadar yeter yarın da adamlara güzel bir şekilde tekme tokat yumruk dövdürtün uyumasına da asla izin vermeyin" son kez halime bakıp çıktı odadan.

Ben artık bilincimi temelli kaybedecek gibi hissediyordum.

                           ☀️☀️☀️

Kaburgalarımın kırıldığını hissediyordum bu kaçıncı tekmeydi. Haddi hesabı yoktu yediğim tokatların. Karnım acıkmıştı. Kaçıncı guruldama sesiydi bu. Derin bir nefes aldım. Her şey mahvolmuştu. Derin bir nefes aldım. En azından çalıştım yani. Aldığım ufacık nefes bile kaburgalarımı titretti. Hıçkırıklarımu susturmaya çalışıyordum. Bitmiştim. Ben bu sefer kesinlikle çürümüştüm.

Kapı açıldı aniden. Gözlerimi açamıyordum bile. Sanki birkaç gün önce yediğim yemekler boğazıma tekrardan tırmanmıştı.

Bir anda yüzüme bir tokat indi. Kollarım demirle bağlanmamış olsa yeri boylardım. Bu kaçıncı gündü? Gün yüzünü gören bir pencere olmadığından bilemiyordum. Her şeyi darmadağın etmişlerdi. Yüzüme inen ikinci darbeyle bilincim kapandı.

                          ☀️☀️☀️

Bu günler içinde hayatımı cehenneme döndürtmüşlerdi. Asla uyumamış, yememiş ve içmemiştim. Ellerim yukarıda olmaktan kangren olmuştu. Arkamdan kırbaç gelince acı içinde haykırdım. Bu kaçıncı kırbaçtı.

Kapı bir anda açıldı ve içeri bir sürü adam ile Liam girdi. Bu sefer yüzünde alaylı sırıtış yerine kederli bir hâl vardı. Ne olmuştu da böyle olmuştu acaba.

Bir kırbaç daha indiğinde inledim.

Bir adam gelip ellerimi çözdüğünde hayretler içerisinde kaldım. Ayaklarımı da demirliklerden kurtardığmda derin bir nefes almıştım. Tam da o sırada kollarımdan tutan iki adam ile sonumun geldiğini düşünmüştüm.

"Söyle bakalım küçük peri kuytu ne biliyor musun?" Gözlerindeki kederi saklayıp masmavi olan deniz ile yarışır gibi baktı.

"Tabii ki de biliyorum çocuk muyum ben" (kuytu devlet işlerinin yani tüm Krallık sırlarının saklandığı küçücük bir alet ona tıklanınca tüm sırlar gözler önüne seriliyor.)

"Peki size özel olan kuytu'yu?" Hayatım ömrüm boyunca sadece bir defa görmüştüm. Annem göstermişti. Nasıl ve neden çalıştığını da anlatmıştı.

"Evet biliyorum. Ne istiyorsan açıkça söyle su maymunu." Su maymunlarını eskiden çok severdim fakat şimdi nefret ediyordum.

Liam'ın bakışlarına nefret ve kin eklenince ufak bir baş hareketi ile iri yarı yanında duran adamı yönlendirdi.

Adam yanıma gelerek elini yumruk yapıp karnıma geçirmişti. Kaburgamın çatladığını hissediyordum.

"Son kez soruyorum yerini biliyor musun?" Cevap vermedim bunu söylersem babam beni asla affetmezdi.

"Ne-Neden?" Dediğimde karnıma bir yumruğun daha inmesiyle midem kalkıp oturmuş öğürmüştüm.

"Onu bana getirecek ve teslim edeceksin." Bunu yapamazdım ki.

"Kulakların duymuyor sanırım? Yerini bilmiyorum diyorum." Yalan değildi gerçektende yerini bilmiyordum.

Bir tekme daha geldi karnıma.

"Bulacaksın. Ha ama bulamadım ya da bulamam diyorsan sana o lafları tekrardan tıkabilirim." Bokumu ye Liam.

"Peki o zaman nasıl bulacağımı sen söyle bana. Hadi durma söyle." O kadar sakin bir şekilde söylemiştim ki ben bile şaşırmıştım.

"Küçük peri şansını zorlama istersen. Hugo bu görev senin Stella'yı benim odama götür." Ben yine sürüklenecektim desenize. İyi ama neden onun odası?

Hugo dediği çocuk yanıma geldi sarışın kısa ve düz saçlıydı gözleri kahverengiydi. İlk önce ayaklarımı ardından da ellerimi çözdü. Beni ayağa kaldırmaya çalıştı ancak ayaklarımda o yükü bulamıyordum. Ne de olsa dün tüm gün ayakta kalmıştım ve üstüne üstlük de dövülmüştüm.

"Hadi seni mi bekliyeceğiz ya kalk artık ayağa" sesi o kadar yüksek çıkmıştı ki sanki prens Liam değil de oydu. Liam'a baktığımda kaşlarını çatmış bizi izliyordu.

"Hey Hugo sözlerine ve sesinin tınısına dikkat et bir de sana ayar vermeyeyim. Bırak küçük periyi ben alacağım sen git de bana yardım çantası getir." Yanıma geldi ve benim boyuma göre alçaldı. Dizlerinin üstüne çökmüş masmavi gözleriyle bana bakıyordu.

"Hadi gidelim küçük peri." Bir anda sağ elini belimin altından diğer elini de bacaklarımın altından geçirdi. O kadar çok yakındık ki nefes dahi alamıyordum.

Gözlerimden akan yaşların haddi hesabı yoktu. Çok susamış ve çok ağrım vardı.

"Neden?" Neden bana bunu yaptın?

"Ne dediğini anlamıyorum küçük peri?"

"Neden bana bunu yaptın? Benim sana ne zararım dokundu ya?" Yalnız olduğumuzdan rahatça konuşabiliyordum. Oysa ki küçükken beni o kurtarmıştı. Peki şimdi neden böyle yapıyordu?

"Stella biz düşmanız ve-"

"Eskiden düşman değil miydik?"

"Sende biliyorsun o zamanlar küçüktük. Kalbim ile hareket etmiştim. Ama şimdi beynim çalışıyor."

"Senin beynin yüzünden ben neden bu kadar acı çekip duruyorum. Bende insanım ya bende. Tamam belki düşmanız ama bu ne biçim bir esir tutma şekli öleceğim lan öleceğim." dedikten sonra daha fazla kendimi tutamayarak ağlamaya başladım.

Liam dişlerini sıkmış sert bir şekilde beni izliyordu.

"Ağlama" sesi o kadar çok sertti ki benim boğazım bir kez daha kurumuştu. Onu dinlemeyerek ağlamaya devam ettim. Beni bir anda yere ayaklarımın üzerine bıraktı. Yani öyle sanıyordu. Ama benim ayaklarım ciddi anlamda zarar görmüştü. Yere yığılırken ağlamam daha fazla arttı.

"Bu kadarı yeter küçük peri odam sağda kalıyor kalk ve oraya yürü, sürün nasıl gidersen git 5 dakikan var 5 dakika içerisinde orada olmazsan asıl o zaman yaşatacaklarımdan kork." Hızlıca önümden geçerek gitti.

Ellerimle gözyaşlarımı sildim bunun için ağlayacak değildim sadece belki de çocukluğuna ve vicdanına dokunarak serbest kalabilirdim. Ama bu da ile yaramamıştı.

Gerçektende ayaklarım tutmuyordu bu yüzden odaya kadar sürünerek gitmiştim. Dediğini yapacağını biliyordum. Kapıyı tıktıkladım. Kapı anında açıldı.

"1 dakika geç kaldın bunun da bir cezası olacak merak etme." Bana eğilip kucağına aldı. Yatağının üstüne yavaşça bırakınca kahve ve okyanus kokusunun karışımı burnuma doluyordu. Liam çocukkenki kokusunu kaybetmemişti. Bu kokunun parfümü var mıdır acaba?

Bir yere gittiğinde bende odayı incelemeye koyuldum. Çoğunlukla gri tonları kullanılmış deklarasyon sade tutulmuştu. Işık olarak loş ışıklar tercih edilmiş. Uykuya uygun tutulmuştu. Tam uyumalık bir oda ve yumuşacık yatak olduğundan uykum gelmişti. Hafiften kestirsem bir şey demezdi herhalde. Güçlerini toplamam için uykuya ihtiyacım vardı. Dün de hiç uyuyamamıştım. Yatağa uzandım. Gözlerim yavaş yavaş kapanıyordu.

                            ☀️☀️☀️

Kapı sesi duyulduğunda gözlerim aniden açıldı. Karanlık bir odadaydım. Neresiydi burası. Aklıma olanlar teker teker düştüğünde yüzümü ekşitmiştim ki dudağımımdaki patlağın acısından inlemiştim. Liam orayı da deşmişti. Dün belimdeki yarayı eliyle deştiği gibi. Işıklar aniden açılınca yavaşça diklendim.

"Sonunda uyandın küçük peri hiç uyanmayacaksın sandım. İlk başta cezanı çekecek sonrasında buradan kurtulacaksın. En azından birkaç günlüğüne"

Ona sahte bir gülümseme gönderdikten sonra gözlerimi ovuşturdum gücüm toplanmış gibi hissediyordum. Liam