PİYON
Krallıkta herkes hiçbir şey yokmuş gibi davranıyor sanki benim yaralarımı görmüyorlarmış veya normalmiş gibi dolaşıyorlardı. Tamam arada sırada babam tokat atarak dudağımı patlatırdı fakat bu kadar da olmazdı. Babam ile ilişkimiz en başından beri kötüydü. Hiçbir zaman anlaşamaz birbirimizle konuşamazdık. Ben konuştuğumda ise zararlı çıkar ya dudağım patlardı ya da gözüm morarırdı.
Odama geçtiğimde masama oturdum ve çekmecemden krallığın haritasını çıkardım. İlk başta kutunun bulunabileceği tahmin ettiğim yerleri sarı fosforlu kalem ile boyadım. Gece 23.00' da eski depoya gidecek ve orayı komple arayacaktım. Sabahta babamın oyaladıktan sonra onun odasını arayabilirdim.
Yatağıma geçtim ve yatağımı ayarladım. Yatakların üstünde alarm gibi bir şey bulunuyordu. Yatmak istediğin süreye kadar ayarlıyorsun ve saat o saate vardığında hafifçe seni zıplatıyordu. Bu gözlerim yavaş yavaş kapanıyordu.
☀️☀️☀️
Yatak beni hafifçe zıplattığında gözlerimi araladım. Her yer zifiri karanlıktı. Elimi uzatarak ışık yaptıktan sonra tüm gece elimi böyle tutamayacağımdan kafaya takılan fenerlerden takarak odamdan çıktım sessizce yürüyor asla ses çıkarmamaya çalışıyordum. Altın merdivenlerden inerken ayakkabım hafif topuklu olduğundan ses çıktığında duraksadım ve ayakkabılarını elime alarak yürümeye devam etti. Krallığın arkasından dolanarak gizli fayansa 2 kere hızlıca biraz bekledikten sonra da 1 kere de yavaşça vurdum. Hafifçe ses çıkartarak yukarı çıktı fayans. Aşağı doğru inen merdivenler açığa çıktı. Yavaşça merdivenlerden aşağı doğru indikten sonra yeri hafiften su bastığını fark ettim. Hızlı olup buradan hızlıca çıkmalıydım.
Biraz ilerledikten sonra şifreli kapı karşıma çıktı. Şifreyi biliyordum bundan dolayı strese girmedim. Şifreyi girdikten sonra yoluma devam ettim. İçeride iki duvar kitaplık ile doldurulmuş biri ise ailemizin fotoğrafları ile doluydu. Hiçbirinde ben yoktum.
Bu tür olayları kafama takmayarak aramaya başladım.
☀️☀️☀️
Saat sabah 6' ya geliyordu ve benim her yerim tutulmuştu. Hiç yemek yememiş su içmemiş olmamdan dolayı da gücüm azalmıştı. Gizli depodan çıktıktan sonra hemen odama çıkarak uyumuştum.
Uyandığımda saat 13.26' ydı yemek saati yine geçmiş olmasından dolayı ağlıyacaktım. Çok açtım. Açık büfe gibi bir yerde yoktu ve yemek saatleri dışında yemek yemek yasaktı.
Kafama 1 litrelik suyu dikerek bitirdikten sonra derin bir nefes aldım. Üstümü değiştirerek aşağı indim. Babam bana tip tip bakıyor ablam ise şüpheli bir şekilde vücudumu inceliyordu.
"Ne bu hâlin? Saat kaç haberin var mı? Hem 2 gündür neredesin sen?" Babam cırtlak sesi ile bağırınca yerimde irkildim.
"Karanlık ova'da bir geyik sardırdı orada bayılmışım uyandığımda da hemen buraya geldim."
"Öyle mi neyle geldin peki?" Öyle bir bağrıyordu ki kulaklarım kanayacaktı.
"Ne ile olacak baba mikrotonüsüm ile" dedikten hemen sonra aklıma mikrotonüsün karanlık ova da kaldığı aklıma düştü.
"Sen ne zamandır bana yalan söylüyorsun?" Eli havaya kalkıp yüzüme inince zaten patlamış olan dudağım kanamıştı. Bir anda hayatım tokatlar ile dolmuştu.
"Biz seni büyütelim, yedirelim, içtirelim sen bize kazık at diye mi? Bir boku beceremiyorsun en azından sus otur"
"Baba tehdit ettiler kaçırdı be-" yüzüme inen ikinci tokat ile yere doğru savruldum.
"Alın şu piç'i gözüm görmesin!" Açlıktan karnım gururduyordu üstüne üstlük bu acılar dayanılmaz olmuştu.
"Siz onu işkence odasına alın. Gerisini ben hallederim baba." Bunu diyen pisliğin teki olan ablamdı. Bir kez olsun arkamda durmamıştı.
Ben sürüklenerek işkence odasına alındıktan 5 dakika kadar bir süre sonra da ablam girdi odaya.
"Gerizekalısın, ne diye böyle işlere bulaşıyorsun?" Karnıma geçirdiği yumruk ile iki büklüm oldum. Beni iki kolumdan da tutan adamları hızlı bir şekilde ittirerek ablamın tekrardan yumruk atmaya hazırladığı elini tuttum. Hızlı adımlar ile gerileyince ablamda benim ile geldi. Hızlı bir şekilde etrafımda döndürerek onu kapıya fırlattım.
Tam kapıya giderek kaçacaktım ki ittirdiğim adamlar yine beni tutmuşlardı.
"Prensesinize böyle yapmak kabul edilir bir şey değil sizi içeri tıktırtacağım. Üstüne üstlük siz çok güçsüzsünüz kasınız var diye bizde sizi güçlü zannediyoruz." Adamların karşısına güçlü birisi gelse ikisini de yere sermişti.
Adamlar beni işkence sandalyesine oturtuklarında sonum olduğunu anlamıştım. Ablam karşıma geçtiğinde kinli gözler ile beni süzüyordu.
"Ne çaldın? Ne teslim ettin onlara?"
"Ben hiçbir şey çalmadım, teslim falan da etmedim. Beni kaçırdılar zorla yaptırdılar." Bunların hepsini ablam yapmış olsaydı babam onu korurdu.
"Doğruyu söyle, babam odanda krallığın haritasının üstünde birkaç yeri boyadığını söyledi. Neden yaptın ki bunları biz senin için bir hiç bile değil miyiz?" Sanki beni dinlemeden hırpalayan kendisi değilmiş gibi davranıyordu. Muhtemelen babam bizi dinliyordu ve sanki yumuşak bir ablaymış gibi konuşuyordu.
"Doğruyu söylüyorum karanlık ova'ya gitmiştim geri dönerken yolumu kaybettim ama sonrasında Liam beni kaçırdı yüzümdeki belimdeki yaralar dahi onun yüz-"
Cümlemi kesen tokat ile yüzüm yana döndü.
"Sen savaş çıkarmak mı istiyorsun o gün karanlık ova'ya gittiğine dair tek bir kanıtın yok." Aklıma Leo düşerken çağırsam mı diye düşünmüştüm.
"Leo, Leo var o şahit benim gittiğime onu çağırın." Ablam baş hareketi ile adama emir verdiğinde kaderimi Leo'nun yönlendireceğine hâlâ inanamıyordum.
Bir süre sonra kapı açıldı. İçeriye Leo girdiğinde ilk başta beni süzdü yüzünde acıyormuş gibi bir ifade, ellerini sıkmıştı.
"Konuş Leo" bu ablamdı sesi sanki bir şey ile tehdit ediyormuş gibiydi.
Leo ilk başta sesli bir şekilde yutkundu gözleri yüzümden, yüzümdeki yaralardan ayrılmıyordu. "Be-ben o gün Stella'yı gördüm a-ama konuşmadık bile normal lafladık bana karanlık ova ile ilgili hiçbir şey demedi. Hatta sonrasında plakasında mavi kare bulunan bir mikrotonüse bindi ve gitti." Daha ne kadar acı çekip yalanlanacaktım ya ben.
"Yalan söylüyor abla inanma ya lütfen yalan hepsi yalan. Doğruyu söylesene Leo. Lütfen doğruyu söyle" sesim yüksek çıkmış gözlerimden ağır ağır yaşlar akmıştı.
"Babamla konuşup geliyorum. Leo gidebilirsin tanıklık yaptığın için teşekkür ederim."
"Abla kamera kaydı var. Olmalı orada olmalı." O güne dair olmalı.
"Tek bir görüntü yok o saate ait tüm kayıtlar silinmiş" kalbim öyle bir tekledi ki sanki artık asla eskisi gibi olamayacaktı.
Ablam odadan çıktığında Leo da son kez bakarak söverek çıkmıştı odadan.
Bir süre sessizce düşündüm. Ne ara bu hâle düşmüştüm ben ya! Bıktım bu hayattan.
İçeri ablam girdiğinde gözlerim yüzündeki ifadeyi tarttı.
"Vatan haini seçildin, krallıktan atıldın. Altay Stella' yı krallıktan dışarı atın. Valizleri hazır."
"Hayır, hayır ya abla yardım et lütfen ben böy-" derken sözüm sert bir şekilde kesildi
Bir anda kafama ağır bir şey ile vurulunca bayılmıştım.
Son duyduğum ses ablama aitti.
"Bundan böyle senin gibi bir kardeşim yok. Bundan sonra benim için sadece vatan hainisin!"
☀️☀️☀️
Gözlerimi açtığımda her yer karanlıktı. Bende uyumaya meyilliymişim. Ne olmuştu da ben dışarıdaydım. Arkamdan sesler gelince o tarafa döndüm.
"Hadi ama çok hamlaşmışsınız altı üstü 3 valiz ya" bunu diyen ablamdı onun arkasında da valizleri tutan iki adam vardı. Bunlar beni kollarımdan tutan adamlardı. Ellerinde tuttukları valiz benim valizlerim miydi?
Ablamın gözleri bana ulaşınca uyandığımı görerek sinsice sırıtmıştı.
"Demek sonunda uyandın ne kadar da uykucu çıktın sen ya. Sonunda her zaman istediğim şey gerçekleşiyor. Vatan haini seçildin Stella olanlar ve halkın isteği üzerine krallıktan atılıyorsun. Şimdi kendi derdine kendin düş bakalım. Senin yardım ettiğin düşmanların sana yardım edecek mi?"
Hiçbir şey demeden boş boş bakıyordum. Kendimi bu şahısa bir daha açıklamayacaktım. ve
"Hey bu ay ki maaşımı verinde gideyim o zaman" bunu diyen tabii ki de bendim. Onlara muhtaç değildim ki zaten her zaman kendime kendim bakmıştım. Hiç