Keşfet

Taslak metni

KÜÇÜK PERİ

Liam beni almaya gelmişti!

Mikrotonüsten uzaklaşarak bana doğru havalı havalı yaklaşıyordu ki bir anda ayağı ayağına takılınca kendini yerde buldu.

Doğru ya söylemeyi unuttum Liam Vance sakarın tekiydi.

Hiçbir şey olmamış gibi ayağa kalktı ve yanıma ulaştı. Elleri belinde yüzünün sert çehresine zıt olan yumuşak bakışları beni buldu.

"Küçük peri seni çok özledim dedim ki geleyim de seni yanıma alayım. Ne dersin benimle gelir misin? Bilgilere ulaştın mı?" Her şeyi sanki hayatımın içine eden o değilmiş gibi söylüyordu..

"Liam sence de hayatımın ağzıma sıçtığın yetmez mi? Yok sana bilgi milgi. Küçüklüğümden beri senin yüzünden hayatım mahvoluyor. Krallıktan kovuldum, babamdan tokatlar yedim, günlerce aç ve susuz bırakıldım, vatan haini seçildim ya senin yüzünden benim annem öldürüldü annem. " O duyduğu şeyin hüsranına uğrarken ben keşke söylemeseydim derdindeydim.

"N-ne annen benim yüzümden mi öldü?"

Yere doğru eğildim ve ayakkabılarımı çıkardım. O sırada Liam kendine gelmiş beni izliyordu. Ayakkabılarımı elime alarak diklenmiştim ki Liam ayakkabılarımı elimden aldı ve mikrotonüse ilerledi. Şoför koltuğunun değil yan taraftaki koltuğun kapısını açmış bana bakıyordu. Bende ona doğru ilerleyerek açtığı kapıdan içeri girdim.

"Bilgileri neden almadın?"

"Çünkü babam beni yakaladı ve vatan haini kabul edildim. Tamam mı?"

Bu konuşmadan sonra başka da bir şey konuşmamıştık

Yol boyunca sessiz kalmış göz teması kurmamıştık. Krallığa ilk defa buradan giriş yapıyordum genellikle arka taraftan saldırı gerçekleştirirdik. Her yer altın ile çevrilmiş hoş bir görüntü bırakıyordu. Yol boyunca Vance krallığının bayrakları düzülmüş hepsi birbirinden güzel bir kalite ve emek ile yapılmıştı. Bizim krallığının bayrakları ise fabrika da yapılıyor ve cansız duruyordu. Hayranlıkla bayrakları incelerken Liam'ın sesi duyuldu.

"Stella önemli bir konu konuşmamız gerek" ne konuşacağımızı biliyordum. Buraya gelmiştim çünkü ben o krallığa ait değildim. Beni kimse korumazdı. Buraya gelerek en azından yatacak bir yer bulurdum.

"Peki Liam dinliyorum." Liam mikrotenüsü sağa çekti ve duraklattı.

"Babanı arayacağım seni esir tuttuğumuzu ve eğer kuytu'yu vermezse seni kendi ellerim ile öldüreceğimi söyleyerek tehdit edeceğim. Tabii o sıra da senin telefonun ve iletişim yollarını keseceğim. Eğer baban olur da kabul etmedi diyelim. Sen bizim krallığa yerleş sana bir oda vereceğim benimki kadar güzel olmasa da seninki de güzel olacak söz veriyorum." Hafifçe güldüm.

"Zaten sadece odanın güzelliği batıyordu bana." O da hafifçe gülümsedi.

"Sen bizimle ol bize çalış seni eğitirim. Yanlış anlama bilmediğin dövüş hareketleri ve güç kontrolü için diyorum. Ama sende Nova krallığına karşı savaşacaksın. Hem yapabilirsen annem ile babamı kolay bir şekilde ikna ederim. Ve bana ihanet etmeyeceğine dair bir söz istiyorum senden. Kral sözü." İşte bu biraz zor olurdu kral sözü dünyadaki en affedilmez sözdü. Kimse kral sözü veren birisini koruyamazdı. Ama babamlara karşı savaşabileceğime emindim. Ki ben kimseye ihanet etmezdim.

"Evet bize katılmak istersen bunu yapmak zorundasın. Başka çaresi yok. "

Derin bir nefes alarak düşünmeye başladım. Ege bunu kabul etmezsem dışarıda tek başıma evsiz parasız kalacaktım. Hiçbir krallık kabul etmezdi beni.

Krallık gözükünce konuşmaya başladım.

"Kabul ediyorum. Yapacağım. Hatta kral sözü de vereceğim. Ama bu konu hakkında konuşmayalım şu anda." Kafasını sallamakla yetindi.

Liam mikrotonüsü krallığın önüne park etti.

Kendi kapısını açarak içeri girdi. Krallığın içine girdi. Peki ben ne olacaktım? Valizlerimi nasıl taşıyacağım? Daha Liam mikrotonüsü krallığın önüne park etti.

azla beklemeden bende indim. Arka taraftan valizlerimi alarak yürümeye başladım. Birisini elimde tutuyor diğer ikisini gücümle havada uçuruyordum. Tam krallığın içine girmiştim ki yüzüme doğru iki mızrak çaprazlama doğrultuldu. Telaşla havada tuttuğum valizler düşerken bende geri geri giderken yere şaplanmıştım. Her tarafta kırmızı alarm çalıyordu. Kırmızı ışıklar her taraftaydı. Bana mızrak uzatan adam konuştu.

Liam mikrotonüsü krallığın önüne park etti.

"Herkes sakin olsun düşmanı yakaladık hiçbir şey yapamaz." Düşman sanırım ben oluyordum. Liam neredeydi ya? Gelsin beni kurtarsın.

"Hey sakin olun ben düşman değilim. Ben Liam'ın-"

"Yalan atıyor işkence odasına götürüp yatırın ben geliyorum." Hayır, hayır hayır bu olamaz.

İki kişi gelerek beni kollarımdan sürükledi. Savaş gücümü kullanmak istedim ama Liam beni kaçırdıktan sonra hiç kullanamamıştım. Ve şu anda olmamıştı. İşkence odasına geçtiğimizde anılar kafamda canlandı. Ben ne yapmıştım. Liam beni tuzağa düşürmüştü.

"Liam, o nerede?" Hiç kimse bana cevap vermezken beni yine geçen yaptıkları gibi ayaklarımı demirliklere sabitlediler ellerimi de üstten demir ile sabitlediler.

Sırtıma gelen kırbaç ile acı bir şekilde bağırdım. Ne diye ona güvenmiştim ki. O küçük Liam değildi! Sırtıma inen ikinci kırbaçla ateşli kırbaç olduğunu anlamıştım. Kırbacı ateşte yakıyor sonra tenimle buluşturuyorlardı.

Bir süre işkence gördüm saçlarım çekildi, kırbaçlandım, yaralarımı elleri ile deştiler üstüne de sıcak demir ile oydular.

"Gücün yok onu anladık. Peki neden buraya gönderdiler seni. Saldırı mı gerçekleştireceksiniz."

"Hayır hiçbir şey yapmayacağız. Ben krallıktan kovuldum. Size yardım ettiğim için vatan haini seçil-"

"Doğruyu söyle yoksa ilaç vererek seni öldüreceğiz."

"A-ama ben doğruyu söylüyorum. Gerçek olanlar bu gerçekten."

Yüzüme inen tokat ile sustum. Ağzım zorla açıldı ve ağzımın içine bir hap bırakıldı boğazımı geriye yatırmış su içiriyorlardı. Ve ilacı içtim. Mecbur kaldım yoksa boğularak ölecektim. Diğer adamlar çıkarken bana mızrak uzatan adam beni yere yatırarak kafamı yere vurdu. İlaç yavaştan etkisini gösterirken gözlerim dönüyordu. Gözüm cam kapının arkasındaki kişiye takıldı. Liam'a çok benziyordu sadece saçları hafif beyazlaşmıştı. Demir olan kapı bir anda açılınca gözüm o yana döndü. Liam. O gelmişti. Midem öyle çok bulanıyordu ki anlatamam. Ağzıma gelen kan yüzünden hemen yere doğru dönerek kustum. Kusmuğum kıpkırmızıydı. Sanırım kan kusmuştum. Bela mı çekiyorum da bunlar başıma geliyordu? Hayatımda beni seven kimse yoktu. Bunu en baştan beri biliyordum. Bir gün tek başıma ayakta durmaktan nefret edeceğimi de öyle.

Bilincim yavaştan kapanıyordu. Gözlerim aşina olmuştu tavana. Ta ki Liam'ın mavi gözleri serildi gözlerime. Ben tavana değil bu gözlere aşinaydım aslında.

"Stella iyi misin?" Her yerimi kontrol ediyordu. Kan revan içinde kalmıştım.

"Liam seni ve bu krallığı  asla ama asla affetmeyeceğim." Ne diye her şeyin sorumlusu ben seçilmiştim. Saçları ıslaktı. Duş mu almıştı. Ben işkence çekerken o duş mu almıştı? Gerçekten mi ya?

Bilincim kapanıyor etrafım kararıyordu. Gözlerim kayarken Liam beni kucağına aldı. Vücudum titremeye başlamıştı.

Tam o sırada sert ve yapılı bir ses duyuldu.

"Liam sen ne yaptığını sanıyorsun? Bu ne cüret? Kızı hemen yere bırak." Bu Liam'ın babasıydı. Michael Vance. Ağzıma gelen metalik tat ile tekrardan kustum. Bu sefer yere değil benim ve Liam'ın üstüne kusmuştum. O sırada Liam kafasını eğerek bana baktı. Daha sonra hızlı bir şekilde merdivenlere yöneldi.

"Askerler kapatın merdivenin önünü. Kızı Liam'dan alın ve Liam'ı derhal bekleme odasına kilitleyin kızın öldüğünden emin olduktan sonra çıkartırsınız. O zamana kadar ne yemek ne su verilecek ikisine de. Beni anlamayan varsa kafasına sıkalım. Ne duruyorsunuz hadi herkes işine." Askerler merdivenin önüne geçmiş koruma kalkanlarıyla barikat kurmuştu. Diğer kalanlar ise Liam'dan beni almaya çalışıyordu.

Beni Liam'dan aldılar. Liam'ın elleri öne doğru uzandı.

"Yapmayın ya almayın, ölecek yapmayın. Baba hayır."

Bilincim kapanmadan önce duyduğum son cümleler bunlardı.

                         Stella Nova

                         24 yaşında

                        Işık perisi✨

Devamı Gelecek

•••

Instagram hesabımı takip etmek isteyenler için; yildizlarinefsanesi1

Takip etmenizi çok isterim❤️