30
Koray bizi depoda sıkıştırmıştı. Korkudan titriyordum. Ne yapacağımı bilemeyince refleksle Timur’un arkasına saklandım. Kalbim göğsümden çıkacak gibi atıyordu.
Koray’ın bana verdiği kutunun içindeki takip cihazını bilmiyordum. Meğer amacı bizi bulmakmış. Bunu fark ettiğim an içime ağır bir suçluluk çöktü. Eğer Timur beni kaybederse bunun sebebi ben olacaktım.
Koray elindeki silahı kaldırıp Timur’a doğrulttu.
“Sare’yi bana vereceksin,” dedi sert bir sesle.
Timur bir adım geri atıp beni iyice arkasına sakladı. Çenesi kasılmıştı.
“Ulan sen annemle babamı aldın… şimdi de nişanlımı mı alacaksın?” diye bağırdı.
Koray’ın gözleri bir an büyüdü. Sonra alaycı bir gülümseme yayıldı yüzüne.
“Ooo Timur bey… aşk yolunda yürümeye başlamış. Hani aşka yeminliydin?”
O söz Timur’un sabrını taşırdı. Bir anda ileri atılıp Koray’a sert bir yumruk indirdi.
“Sana ne lan! Sana ne!” diye bağırarak yumruk atmaya devam etti.
Ben panikle aralarına girmeye çalıştım ama kavganın ortasında kaldım. O sırada Koray’ın savurduğu bir yumruk koluma geldi.
Canımın acısıyla yere dizlerimin üzerine çöktüm. Gözlerimden yaşlar süzülmeye başladı.
Timur bunu görünce hemen yanımda belirdi. Diz çöküp beni kucağına aldı. Başımı omzuna gömdüm. Kolumdaki ağrı giderek artıyor, bütün gücümü çekip alıyordu.
Timur sert bir bakışla Koray’a döndü.
“Seninle sonra görüşeceğiz,” dedi.
Sonra beni kucağında taşıyarak depodan çıkardı ve arabaya götürdü. Kapıyı açıp beni dikkatlice koltuğa oturttu. Ardından kapıyı kilitledi.
Arabada tek başıma kalınca panik içimi sardı. Kendimi suçlamaya başladım. Eğer o kutuyu almasaydım Koray bizi bulamayacaktı.
Tam o sırada arka koltuktan bir ses geldi.
Başımı çevirdiğimde kalbim duracak gibi oldu.
Koray’ın adamlarından biri arabanın arkasına saklanmıştı.
Adam hızla öne atılıp direksiyona geçti ve arabayı çalıştırdı.
Ben çaresizlikle cama vurup bağırmaya başladım.
“İmdat! Yardım edin!”
Bir yandan da Timur’u aramaya çalışıyordum. Telefonu elime aldığım anda adam sertçe telefonu çekip aldı.
“Boşuna uğraşma,” dedi.
Sonra silahının kabzasıyla başıma sert bir darbe indirdi.
Her şey bir anda karardı.
Gözlerimi açtığımda araba çoktan fabrikadan uzaklaşmıştı. Başım zonkluyordu.
“Benden ne istiyorsunuz?” diye güçlükle sordum.
Adam gözünü yoldan ayırmadan cevap verdi:
“Patron seni istiyor.”
Arabayı sürmeye devam etti.
Benim içimi ise tek bir düşünce kemiriyordu.
Timur şimdi beni arıyordu… ve beni bulana kadar durmayacaktı.Araba karanlık bir yolda ilerliyordu. Camdan dışarı baktığımda etrafın tamamen ıssız olduğunu fark ettim. Sokak lambaları bile yoktu. Başım hâlâ zonkluyordu. Elimi yavaşça başıma götürdüm. Parmaklarımın arasına sıcak bir acı yayıldı.
İçimdeki korkuya rağmen kendimi toparlamaya çalıştım.
“Beni nereye götürüyorsunuz?” diye tekrar sordum.
Adam bu sefer kısa bir kahkaha attı.
“Çok soru soruyorsun.”
Arabayı keskin bir virajdan geçirirken ekledi:
“Patron seni bekliyor. O kadar.”
Kalbim sıkıştı. Patron dediği kişinin Koray olduğunu anlamak zor değildi.
Timur’un yüzü gözlerimin önüne geldi. Onu depoda bırakmıştım. Şimdi beni arıyordu, biliyordum. Timur pes eden biri değildi.
Arabada ellerimi yavaşça koltuğun kenarına götürdüm. Kapının kilidini kontrol etmeye çalıştım ama içeriden açılmıyordu.
Araba bir süre daha ilerledikten sonra büyük, terk edilmiş gibi görünen bir fabrikanın önünde durdu.
Adam kapıyı açıp beni sertçe kolumdan tuttu.
Kolumdaki ağrı yüzünden yüzüm buruşturdu ama ses çıkarmadım.
“Yürü,” dedi.
Fabrikanın içine girdik. İçerisi loştu. Tavandan sarkan birkaç lambanın solgun ışığı yere vuruyordu.
Tam ortada biri duruyordu.
Onu görür görmez içim buz kesti.
Koray.
Elleri cebindeydi. Sanki beni bekliyormuş gibi sakince duruyordu.
Beni görünce dudaklarında o tanıdık alaycı gülümseme belirdi.
“Hoş geldin Sare.”
Sessiz kaldım.
Koray yavaş adımlarla bana yaklaştı.
“Biliyor musun,” dedi, “Timur seni çok seviyor.”
Sesi sakin ama tehlikeliydi.
“Bu yüzden seni almak zorundaydım.”
Kaşlarımı çattım.
“Ben bir eşya değilim.”
Koray kısa bir süre bana baktı. Sonra hafifçe güldü.
“O öyle düşünmüyor.”
Bir an durdu, sonra gözleri karardı.
“Çünkü Timur’un en zayıf noktası sensin.”
O an fabrikanın kapısından güçlü bir ses yankılandı.
“Elini ondan çek, Koray.”
Kalbim bir anda hızlandı.
Arkamı döndüm.
Kapıda Timur duruyordu.
Yüzü sertti. Gözleri öfkeyle doluydu.
Koray başını hafifçe yana eğdi.
“Demek geldin.”
Timur yavaşça içeri doğru yürüdü.
“Onu bırak.”
Koray başını salladı.
“Hayır.”
Bir anda etraftaki adamlar silahlarını kaldırdı.
Fabrikanın içindeki hava ağırlaştı.
Timur gözünü bile kırpmadı.
“Koray,” dedi sakin ama tehditkâr bir sesle,
“Bugün bu iş bitecek.”
Koray’ın yüzündeki gülümseme genişledi.
“Evet,” dedi.
“Bugün gerçekten bitecek.”
Tam o anda silahların emniyet sesleri duyuldu.
Ve herkes bir anda harekete geçti.Silah sesi fabrikanın içinde yankılanınca kulaklarım uğuldadı.
“Timur!” diye bağırdım.
Her şey bir anda karışmıştı. Koray’la Timur yerde boğuşuyordu. Az önce duyduğum silah sesinin kime isabet ettiğini anlayamamıştım.
Kalbim deli gibi atıyordu.
Koray’ın elindeki silah yere düşüp birkaç metre uzağa kaydı.
Timur hızla ayağa kalktı ama hareketleri biraz ağırdı. Omzundan koyu bir leke yayılmaya başladığını fark ettim.
“Timur…” diye fısıldadım korkuyla.
Vurulmuştu.
Ama yine de geri çekilmiyordu.
Koray da yerden kalkmıştı. Yüzü öfkeyle gerilmişti. Sanki her şey kontrolünden çıkmış gibi görünüyordu.
“Sen gerçekten delisin,” dedi Timur’a.
Timur dişlerini sıktı.
“Senin yüzünden ailemi kaybettim,” dedi.
Fabrikanın kapısından polislerin bağırışları geliyordu.
“Polis! Silahları bırakın!”
Koray bunu duyunca etrafına baktı. Adamlarının çoğu geri çekilmeye başlamıştı.
Ama Koray pes edecek biri değildi.
Bir anda yere düşen silaha doğru atıldı.
Benim kalbim duracak gibi oldu.
“Hayır!” diye bağırdım.
Koray silahı eline aldı ve tekrar Timur’a doğrulttu.
Tam tetiğe basacakken Timur hızlı bir hamleyle ona çarptı.
Silah tekrar yere düştü.
İkisi tekrar kavga etmeye başladı.
O sırada iki polis içeri girdi.
“Yere yatın!” diye bağırdılar.
Koray kaçmaya çalıştı ama polislerden biri onu yakalayıp yere yatırdı.
Birkaç saniye içinde Koray’ın ellerine kelepçe takılmıştı.
Her şey bir anda bitmiş gibiydi.
Benim için ise dünya hâlâ dönüyordu.
Hemen Timur’a koştum.
Timur duvara yaslanmıştı. Nefesi ağırdı.
“Timur!” dedim panikle.
Yanına çöktüm.
Elimi omzuna koyunca yüzünü buruşturdu.
“İyiyim,” dedi zorla gülümseyerek.
Ama iyi olmadığı belliydi.
Gözlerim doldu.
“Benim yüzümden…” dedim.
Timur başını salladı.
“Hayır,” dedi.
Sonra elini kaldırıp yanağıma dokundu.
“Sen benim yüzümden buradasın.”
Gözlerimden yaşlar akmaya başladı.
Timur hafifçe gülümsedi.
“Bak,” dedi, “seni almadan gitmeyeceğimi söylemiştim.”
O sırada sağlık ekipleri içeri girdi.
Polisler Koray’ı götürürken o son kez bize baktı.
Gözlerinde hâlâ o karanlık ifade vardı.
Ama artık bitmişti.
En azından şimdilik.
Timur sedyeye alınırken elimi bırakmadı.
Ben de bırakmadım.
Çünkü o gece bir şeyi çok iyi anlamıştım.
Ne olursa olsun…
Timur beni asla bırakmayacaktı.bulansın kapıları kapandığında içimdeki korku hâlâ geçmemişti. Timur sedyede yatıyordu. Sağlık görevlileri omzundaki yaraya baskı yapıyordu.
Ben köşede oturmuş, onun elini sıkıca tutuyordum.
“Uyuma Timur… lütfen uyuma,” dedim titreyen bir sesle.
Timur gözlerini yarı araladı. Yüzü solgundu ama yine de hafifçe gülümsedi.
“Uyumuyorum,” dedi kısık bir sesle.
“Sadece biraz dinleniyorum.”
Ambulansın sireni geceyi yararak ilerliyordu.
Dakikalar sonra hastanenin önünde durduk. Kapılar açıldı ve Timur hızla içeri götürüldü.
Ben peşlerinden koşarken bir hemşire beni durdurdu.
“Ameliyata alacağız. Burada bekleyin.”
Sanki zaman o anda durmuştu.
Koridordaki sandalyeye oturdum. Ellerim hâlâ titriyordu. Başımda olan darbenin ağrısı tekrar kendini hissettirmeye başlamıştı ama umurumda değildi.
Aklımda tek bir şey vardı.
Timur.
Saatler geçiyor gibi hissedi