31
Timur’un söylediği tek kelime odanın içinde yankılandı.
“Koray burada.”
Kalbim sanki göğsümden fırlayacak gibiydi. Bir an nefes almayı bile unuttum.
“Ne… ne demek burada?” diye fısıldadım.
Timur cevap vermedi. Yavaşça pencereye tekrar yaklaştı. Perdeyi çok az araladı. Dışarı baktığında çenesinin kasıldığını gördüm.
Ben de istemsizce yanına yaklaştım.
“Görme,” dedi hemen.
“Perdenin arkasında kal.”
Ama merak ve korku aynı anda içimi kemiriyordu. Birkaç adım yana kayıp pencerenin köşesinden dışarı baktım.
Sokakta siyah bir motor duruyordu.
Motorun yanında biri ayakta duruyordu.
Koray.
Siyah deri ceketi, karanlık bakışları ve o tanıdık alaycı duruşuyla sanki evin önünde değil de bir savaş alanında bekliyormuş gibiydi.
Gözlerim büyüdü.
“Gerçekten o…” diye fısıldadım.
Timur perdeyi kapattı.
“Evet.”
Evin içinde bir sessizlik oluştu. Ama bu sessizlik huzurlu değildi. İçinde fırtına saklayan bir sessizlikti.
“Polisi arayalım,” dedim hemen.
Timur başını salladı.
“Arayacağız.”
Ama telefonu eline almadı.
Onun yerine ceketini aldı.
Ben ne yaptığını anlayınca panikle kolundan tuttum.
“Hayır!” dedim.
“Dışarı çıkamazsın!”
Timur bana baktı. Gözleri sakin ama kararlıydı.
“Sare… bu böyle devam edemez.”
“Devam etmesin diye sen mi vurulacaksın yine?” dedim.
Sesim titriyordu.
Timur bir an sustu. Sonra elini kaldırıp yanağıma dokundu.
“Bu adam seni korkutmaya çalışıyor.”
“Başardı!” dedim hemen.
Gerçekten başarmıştı.
İçimdeki korku her geçen saniye büyüyordu.
Timur derin bir nefes aldı.
“Ben çıkıp konuşacağım.”
“Hayır.”
“Konuşmadan gitmeyecek.”
“Ya silahı varsa?”
Timur kısa bir an düşündü.
“Varsa bile… bugün bu işi bitireceğim.”
Ben başımı salladım.
“Ben seni kaybetmek istemiyorum.”
Bu söz ağzımdan farkında olmadan çıkmıştı.
Timur’un gözleri bir an yumuşadı.
Sonra alnını benim alnıma dayadı.
“Ben de seni.”
O an dışarıdan kapıya sert bir vurma sesi geldi.
TAK! TAK! TAK!
İkimiz de irkildik.
Sonra Koray’ın sesi duyuldu.
“Timur!”
Sesinde o tanıdık alaycı ton vardı.
“Ev sahibi misafiri kapıda mı bekletir?”
Timur dişlerini sıktı.
Ben kolunu daha sıkı tuttum.
“Lütfen çıkma…”
Kapıya tekrar vuruldu.
Bu sefer daha sert.
BAM! BAM!
Koray konuşmaya devam etti.
“Yoksa korkuyor musun?”
Timur’un sabrı tükeniyordu. Bunu yüzünden anlayabiliyordum.
Koray son bir cümle söyledi.
“Ya kapıyı açarsın… ya da ben girerim.”
O an içimde kötü bir his oluştu.
“Timur…” dedim.
Ama Timur çoktan kapıya doğru yürümeye başlamıştı.
Kapının önünde durdu.
Bir saniye bana baktı.
Sonra kapıyı açtı.
Kapı ağır ağır aralandı.
Koray kapının önünde duruyordu.
Yüzünde o tanıdık gülümseme.
Gözleri hemen bana kaydı.
“Sare.”
İsmimi söylerken sesi neredeyse fısıltı gibiydi.
Timur hemen bir adım öne geçti.
“Onun adını ağzına alma.”
Koray hafifçe güldü.
“Bakıyorum hâlâ çok koruyucusun.”
Timur sert bir sesle konuştu.
“Buradan git.”
Koray başını iki yana salladı.
“Hayır.”
Sonra bana baktı.
“Onunla konuşmam gerekiyor.”
“Hayır,” dedim hemen.
Timur da aynı anda konuştu.
“İmkansız.”
Koray iç çekti.
“Ne kadar dramatiksiniz.”
Bir adım ileri attı.
Timur hemen önünü kesti.
İkisi neredeyse burun burunaydı.
Koray’ın sesi bir anda ciddileşti.
“Timur.”
“Ne var?”
“Bu iş bizim aramızda.”
Timur sertçe cevap verdi.
“Sen onu bu işin içine soktun.”
Koray gözlerini bana çevirdi.
“Çünkü senin en zayıf noktan o.”
Timur’un yumruğu bir anda sıkıldı.
Ama bu sefer vurmadı.
Koray yavaşça cebine elini attı.
Benim kalbim duracak gibi oldu.
“Silah mı…?” diye fısıldadım.
Ama cebinden çıkan şey bir telefondu.
Telefonu Timur’a uzattı.
“Bir şeye bakmanı istiyorum.”
Timur şüpheyle telefona baktı.
Ekranda bir fotoğraf vardı.
Timur’un yüzü bir anda değişti.
“Bu… ne?”
Ben de merakla yaklaştım.
Fotoğrafa baktığım an içim buz kesti.
Fotoğrafta bir adam vardı.
Timur’a çok benzeyen bir adam.
Ama daha yaşlı.
Koray yavaşça konuştu.
“Tanıdın mı?”
Timur’un sesi boğuk çıktı.
“…babam.”
Koray başını salladı.
“Evet.”
Sonra gözleri karardı.
“Ve sana anlatılmayan gerçeklerin anahtarı.”
Timur sertçe sordu.
“Ne saçmalıyorsun?”
Koray bir adım geri çekildi.
“Babanın ölümünün gerçekten bir kaza olduğunu mu sanıyorsun?”
O an dünya sanki durdu.
Timur’un gözleri büyüdü.
“Ne demek istiyorsun?”
Koray dudaklarının kenarında karanlık bir gülümsemeyle konuştu.
“Gerçek şu ki…”
Bir saniye durdu.
Sonra o cümleyi söyledi.
“Babanın ölümünde benim değil… senin ailenden birinin parmağı var.”
Timur donakaldı.
Ben nefes bile alamıyordum.
“Kim?” dedi Timur boğuk bir sesle.
Koray gözlerini bana çevirdi.
Ve fısıldadı.
“Sare.”
O an kalbim duracak gibi oldu.
“Ne?” dedim.
Koray başını hafifçe eğdi.
“Senin baban.”
Ev bir anda buz gibi oldu.
Timur yavaşça bana döndü.
Gözlerinde şok vardı.
Ben başımı salladım.
“Hayır… bu doğru değil.”
Ama Koray’ın sesi tekrar duyuldu.
“Doğru.”
Sonra ekledi:
“Ve bu sadece başlangıç.”
Koray motoruna doğru yürümeye başladı.
Gitmeden önce son kez arkasını döndü.
“Gerçekleri öğrenmek istiyorsanız…”
Gözleri karanlık bir şekilde parladı.
“…beni bulmanız gerekecek.”
Motor çalıştı.
Ve birkaç saniye içinde sokaktan kayboldu.
Ev yeniden sessizliğe gömüldü.
Ama bu sefer sessizlik daha ağırdı.
Timur hâlâ bana bakıyordu.
Benim ise tek bir düşüncem vardı.
Ya Koray doğru söylüyorsa?
Ve eğer doğruysa…
Timur’un ailesinin ölümünde gerçekten babamın bir payı var mıydı?
Hikâye şimdi yeni başlıyordu…Koray’ın motorunun sesi sokaktan uzaklaşırken evin içindeki sessizlik daha da ağırlaştı.
Sanki biraz önce duyduğumuz sözler havada asılı kalmıştı.
Timur hâlâ bana bakıyordu.
O bakışın içinde öfke yoktu… ama büyük bir şaşkınlık vardı.
Ben başımı iki yana salladım.
“Timur… ben… ben hiçbir şey bilmiyorum.”
Sesim neredeyse duyulmayacak kadar kısıktı.
Timur birkaç saniye hiçbir şey söylemedi. Sonra elindeki telefonu masaya bıraktı. İçinde Koray’ın gösterdiği fotoğraf hâlâ açıktı.
“Ben de bilmiyorum,” dedi sonunda.
Ama sesi ağırdı.
Ben birkaç adım yaklaştım.
“Babam böyle bir şey yapmaz.”
Timur derin bir nefes aldı.
“Bunu ben de söylemek istiyorum.”
O cümledeki kırılma içimi parçaladı.
“İstiyorum ama…” dedi.
Devamını getirmedi.
Benim gözlerim doldu.
“Bana inanıyor musun?”
Timur hemen cevap vermedi.
Bu birkaç saniyelik sessizlik bile kalbimi sıkıştırmaya yetmişti.
Sonra Timur başını kaldırdı.
“Ben sana inanıyorum.”
Biraz durdu.
“Koray’a inanmıyorum.”
Göğsümden bir nefes çıktı.
Ama Timur konuşmaya devam etti.
“Fakat Koray böyle bir yalanı neden uydursun?”
Bu soru benim de içimi kemiriyordu.
Bilmiyordum.
Gerçekten bilmiyordum.
O anda Timur sandalyeye oturdu ve yüzünü ellerinin arasına aldı.
“Yıllardır…” dedi yavaşça.
“Yıllardır annemle babamın ölümünü düşünerek yaşadım.”
Başını kaldırdı.
“Koray’ın yaptığını düşündüm.”
Ben sessizce onu dinliyordum.
“Şimdi çıkıp bunun başka biri olduğunu söylüyor.”
Gözleri karanlıktı.
“Ve o biri senin baban olabilir.”
Bu cümleyi duymak bile canımı yakıyordu.
“Ben babamı tanıyorum,” dedim.
“Böyle bir şey yapmaz.”
Timur bana baktı.
“Emin misin?”
Bir an cevap veremedim.
Babamı düşünüyordum.
Onun sakin yüzünü.
Bize her zaman öğrettiği şeyleri.
Dürüstlüğü.
Adaleti.
Hayır.
Bu mümkün değildi.
“Eminim,” dedim.
Timur başını salladı.
“Ben de öyle olmasını istiyorum.”
O sırada telefonum tekrar titredi.
İkimiz de irkildik.
Ekrana baktım.
Bilinmeyen numara.
Kalbim hızlandı.
Mesajı açtım.
Tek bir fotoğraf vardı.
Gözlerim büyüdü.
“Timur…”
Telefonu ona uzattım.
Fotoğrafa baktığı anda yüzü gerildi.
Fotoğrafta eski bir gazete kupürü vardı.
Başlık büyüktü.
“İş adamı Arif Demir şüpheli kazada hayatını kaybetti.”
Arif Demir…
Timur’un babası.
Altında küçük bir fotoğraf daha vardı.
Benim kalbim o anda duracak gibi oldu.
Fotoğrafta iki adam yan yana duruyordu.
Biri Timur’un babasıydı.
Diğeri…
Benim babamdı.
Timur yavaşça konuştu.
“Baban… benim babamı tanıyormuş.”
Ben şaşkınlıkla baktım.
“Bu… imkânsız.”
Ama fotoğraf ortadaydı.
Telefon tekrar titredi.