Keşfet

Derin Sular

KumKarası

 2. Bölüm

Kitabıma hoş geldiniz. Şimdiden iyi okumalar dilerim. 💗

Dikkat ⚠️: Bu kurgu kan, cinsellik ve rahatsız edici öğeler içermektedir. Küçük yaşta ve çabuk etkilenen okuyucuların okumasını tavsiye etmiyorum.

🎵 After Dark🎵

Ateşin sıcaklığı tenime işliyordu. Gecenin ayazı yüzümü keserken tek sıcak kalan yer ateşin etrafıydı. Dalgaların kıyıya sert vurma sesi gece boyunca hiç susmuyordu. Ada karanlığın içinde daha ürkütücü görünüyordu sanki. Ağaçların arasından gelen rüzgâr uğultusu bazen bir insanın fısıltısına benziyordu. Yanımda oturan Kutay ile Lorenzo hâlâ birbirlerine sinirli bakışlar atıyordu. İkisinin arasında görünmeyen ama hissedilen bir savaş vardı. 

Aynı yerde mahsur kalmış iki insan gibi değil de birbirine katlanmak zorunda kalan düşmanlar gibiydiler.

Sessizlik uzadıkça içim sıkışmaya başladı. Boğazımı hafifçe temizledim. “Ne iş yapıyorsun Kutay?” diye sordum sonunda.

Kutay ellerini kumdan çekip bana baktı. Ateşin ışığı yüzüne vurunca yorgunluğu daha net görünüyordu. Gözlerinin altı çökmüştü ama yine de gülümsemeye çalıştı. “Balıkçıyım ben de.” dedi kısa bir sesle. “Baba mesleği.”

Parmaklarının arasında kalan kumları ateşe doğru savurdu. Yükselen kıvılcımlar karanlığın içinde kısa süre parlayıp kayboldu. Şortunun üstünü sert hareketlerle temizledi, ardından ağır ağır ayağa kalktı. Omuzlarını gererken kemiklerinden hafif çıtırtılar geldi.

“Size iyi oturmalar…” dedi gerinerek.

Sonra bana doğru hafifçe eğildi. Yüzünden tuzlu deniz kokusu geliyordu.

“Korkarsan bağırman yeterli.”

Sesi alaycıydı ama gözleri direkt Lorenzo’ya kayıyordu. Belli ki lafı ona sokuyordu. Kutay uzaklaşırken Lorenzo derin bir nefes verdi. Çenesindeki kaslar belirginleşmişti.

“Or…pu çocuğu.” dedi dişlerini sıkarak. “Şu an gidip yüzünü parçalamak istiyorum.”

Sesindeki öfke gerçekti. Ateşin ışığı gözlerinde öyle sert yanıyordu ki bir an gerçekten gidip Kutay’a saldıracak sandım. 

Ortamı biraz sakinleştirmek için ellerimi kuma bastırıp ona döndüm.

“Haklısın ama…” dedim dikkatlice. “Biraz ileri gitti sadece.”

Lorenzo başını bana çevirdi. Kaşları anında çatıldı.

“İleri gitti çünkü siz götünü kaldırıyorsunuz.”

Şaşkınlıkla ona baktım. “Garip davranan sensin.” dedim istemsizce. “Bu kadar rahat olman normal mi sence? Hepimiz burada ne yapacağımızı düşünürken sen sanki tatildesin.”

Birkaç saniye yüzüme baktı. 

Sanki ne cevap vereceğini tartıyordu. Sonra kısa, sinirli bir kahkaha attı.

Ayağa kalktım. “Gemisi olmayan kaptan mı olur?” dedim sesimi yükselterek. “Senin o gemiyi bulmaya çalışman gerekmiyor mu?”

Bu sözüm onu kızdırmak yerine eğlendirmiş gibiydi. 

Bir anda kolumdan tuttuğu gibi beni sertçe kendine çekti. Dengemi kaybedip dizlerimin üstüne düştüm. Kum avuçlarımın içine doldu.

“Yine anlamsız sorular.” dedi yüzüme yaklaşarak. “Gemim battı. Bu okyanusun ortasında gidip nerede bulacağım?”

Popomun kuma sert çarpmasıyla yüzümü buruşturdum. Kolumu çekmeye çalıştım ama bırakmadı.

“Biraz yavaş olsana!” dedim sinirle. “Ben gemiyi bul demiyorum zaten.”

Kaşını kaldırdı. “O zaman ne diyorsun?”

Kolumu sonunda çekip ayağa kalkmaya çalıştım. Ellerim kumdan destek alırken ayağım kaydı. Güçlükle doğruldum.

“İçindeki kaptanı bulman gerekiyor önce.” dedim nefes nefese. “Sonra gemiyi de bulursun.”

Bir an sustu. Ateşin ışığı yüzünün yarısını aydınlatıyordu. Gözleri kısa süre bana takılı kaldı. Sonra başını eğip güldü.

“Bu kadar yıldır bulamadığım şeyi burada mı bulacağım yani?”

Başımı hafifçe salladım. “Belki de.”

Tam ondan uzaklaşmak için bir adım attığım anda ayağımın etrafında soğuk bir temas hissettim. Önce rüzgâr sandım. Sonra o kaygan hareket bacağıma dolandı.

Nefesim kesildi.

Karanlığın içinde ince, uzun gövdesi yavaşça bacağıma sarılmıştı. Parlayan pulları ateş ışığında bir an göründü. Tepki vermeme fırsat kalmadan dişlerini derime geçirdi.

Acı bedenime yıldırım gibi yayıldı.

Çığlığım geceyi yardı.

“AHH!”

Dizlerim anında boşaldı. Lorenzo refleksle önümde belirdi. Belimden kavrayıp düşmemi engelledi.

“Ne oldu?” dedi sert bir sesle.

Nefes almakta zorlanıyordum. “Isırdı…” dedim titreyerek. “Beni ısırdı…”

Tam o sırada arkadan sert bir yumruk sesi duyuldu.

Kutay tüm gücüyle Lorenzo’nun yüzüne vurmuştu.

Lorenzo’nun başı yana savruldu. Darbenin etkisiyle beni bırakıp kuma düştü. Ben de dengemi kaybedip dizlerimin üstüne kapaklandım. Yılan ise bacağımdan süzülüp karanlığın içine kayboldu.

“Ne yaptın lan kıza!” diye bağırdı Kutay.

Lorenzo öfkeyle yerden kalktı. Ağzının kenarı kanamıştı. Hiç düşünmeden Kutay’ın üstüne atıldı. İkisi kumların üstünde birbirine girerken çıkan sesler gecenin içinde yankılandı.

Kutay Lorenzo’nun yakasını tutup sertçe itti. “Seni sapık herif!” diye bağırdı.

Lorenzo bu sefer yumruğunu direkt Kutay’ın çenesine geçirdi. Tok ses gece boyunca yankılandı. Kutay sendeleyip kuma düştü ama saniyesinde tekrar ayağa kalktı. Bu sefer Lorenzo’nun beline sarılıp onu yere devirdi.

İkisi kumların üstünde boğuşurken etrafa kum savruluyordu. Lorenzo dişlerini sıkarak Kutay’ın kollarını tutmaya çalışıyordu ama Kutay çoktan kontrolünü kaybetmişti. Yumruklarını art arda savurmaya başladı.

Bir yumruk Lorenzo’nun dudağını patlattı.

Bir diğeri kaşının üstüne geldi.

Kan ateş ışığında koyu görünüyordu.

“Yapmayın şunu!” diye bağırdı Rüzgar koşarak yanlarına giderken.

Ama ikisi de duymuyordu.

Lorenzo bir anda Kutay’ın kolunu yakalayıp ters çevirdi. Kutay acıyla küfür etti. Lorenzo onu sertçe kuma bastırdı.

“Yılan ısırdı kızı!” diye bağırdı öfkeyle. “Dinlemeden saldırıyorsun!”

Kutay birkaç saniye dondu.

Yüzündeki öfke yerini kararsızlığa bıraktı.

Ahu o sırada yanıma çökmüştü. Ellerini titreyerek bacağıma koydu. “Neresi?” dedi panikle. “Göster bana!”

Acı bacağımın içinden yukarı doğru yayılıyordu. Kalbim o kadar hızlı atıyordu ki göğsüm parçalanacak gibiydi.

Kutay nefes nefese bana döndü. “Doğru mu?” dedi bu sefer daha alçak bir sesle.

Acıyla başımı salladım. Lorenzo onu yavaşça serbest bıraktığında dudağının kenarından akan kanı eliyle sildi. Yumruğun etkisiyle yanağı hafif kızarmıştı ama yüzünde hâlâ garip bir sakinlik vardı. Sanki birkaç dakika önce kumların üstünde biriyle boğuşan kişi o değilmiş gibiydi. Kutay ise nefes nefese kumdan destek alarak ayağa kalktı. Göğsü hızlı hızlı inip kalkıyordu. Hâlâ sinirden çenesi kasılıydı ama gözleri bu sefer bana döndü. 

Sert adımlarla yanıma geldi.

“İyi misin?” dedi telaşını saklamaya çalışarak. “Nereni ısırdı hay yılanına sokayım bu adanın!”

Sinirle ayağıyla kumu savurdu. Kum taneleri havalanıp tekrar yere düştü. Ahu hâlâ yanımda çömelmişti. Ellerini dizime koymuş ne yapacağını bilemeden yaraya bakıyordu. Bacağımın alt kısmı zonkluyordu. Isırılan yerde iki küçük delik belirginleşmişti ve etrafı kızarmaya başlamıştı. Acı bazen hafifliyor bazen aniden saplanıyordu.

Lorenzo ağır adımlarla yanımıza geldi. Ay ışığı yüzünün keskin hatlarını daha sert gösteriyordu. Eğilip bacağıma baktı. Parmaklarıyla yaranın çevresini dikkatlice kontrol etti.

“Turnike yapmak gerek.” dedi sakin ama net bir sesle.

Üstündeki tişörtü başından geçirip çıkardı. Tuzlu deniz havası yüzünden teni hafif parlıyordu. Kumaşın alt kısmını iki eliyle gererek sert bir hareketle kopardı. Yırtılan kumaşın sesi gecenin sessizliğinde yankılandı. Sonra dikkatlice bacağımın biraz üst kısmına sardı ve sıkıca bağladı.

Canımın yanmasıyla dişlerimi sıktım.

“Biraz dayan.” dedi gözlerini yaradan ayırmadan. “Yılanın zehirli olup olmadığını bilmiyoruz. Kan akışını biraz yavaşlatacağız. Şişlik artmazsa gevşetiriz.”

Sesi o kadar kendinden emindi ki istemsizce onu dinledim. Parmaklarını yaranın çevresinde tekrar gezdirdi.

“Bacağını mümkün olduğunca oynatma.”

Başımı hafifçe salladım. 

Kalbim hâlâ hızlı atıyordu. Ellerim titriyordu ama Lorenzo’nun sakinliği ortamın panik havasını biraz bastırıyordu. Kutay bunu fark ettikçe daha da geriliyor gibiydi.

“Nabzına bakmam lazım.” dedi Lorenzo bu sefer bana bakarak. “Kolunu uzat.”

Kolumu ona doğru uzattım. 

Parmakları bileğime değdiğinde ellerinin beklediğimden daha sıcak olduğunu fark ettim. İki parmağını