Keşfet

Kayıp Rota

KumKarası

 4. Bölüm

Kitabıma hoş geldiniz. Şimdiden iyi okumalar dilerim. 💗

Dikkat ⚠️: Bu kurgu kan, cinsellik ve rahatsız edici öğeler içermektedir. Küçük yaşta ve çabuk etkilenen okuyucuların okumasını tavsiye etmiyorum.

🎵 The Night We Met 🎵

Akşam olmuştu. Gün boyunca tenimizi yakan güneş yerini ağır bir karanlığa bırakırken adanın üstüne tuhaf bir sessizlik çökmüştü. Ateşin çıtırtısı dışında neredeyse hiçbir ses yoktu. Dalgaların kıyıya vuruşu uzaktan boğuk şekilde geliyor, palmiyelerin yaprakları rüzgârla hafifçe sallanıyordu. Herkes yavaş yavaş kendi köşesine çekilmişti. Rüzgar çoktan kumların üstüne uzanmış, gözlerini kapatmıştı. Kutay ise birkaç metre ötede sırtını ağaca yaslamış oturuyordu. Ahu yanımda sessizce yatıyordu ama ben uyuyamıyordum.

Çünkü gözlerim sürekli Lorenzo’ya kayıyordu.

Ateşin turuncu ışığı yüzüne vurdukça keskin yüz hatları daha sert görünüyordu. Dizlerini hafifçe kendine çekmiş, denize bakıyordu. Diğerleri gibi uyumaya çalışmıyordu. Sanki aklının içinde susturamadığı düşünceler vardı. Bazen çenesini sıkıyor, bazen de elindeki küçük taşı farkında olmadan çevirip duruyordu. O kadar dalgındı ki birkaç saniyeliğine beni izlediğini bile fark etmedi.

Bakışlarımı ondan çekmeye çalıştım ama başaramıyordum.

Dün ormanda yaşananlar hâlâ aklımdaydı. Dudaklarının sıcaklığı… ellerinin belimdeki baskısı… kulağıma fısıldadığı o cümle… düşündükçe kalbim hızlanıyordu. Ne zaman ona baksam içimde aynı sıcaklık dolaşıyordu ama Lorenzo’nun bugünkü hali her şeyi karıştırıyordu. Gün boyunca neredeyse benimle hiç konuşmamıştı. Göz göze gelmemek için özellikle kaçıyormuş gibiydi.

Tam düşüncelerime gömülmüşken kolumda hafif bir baskı hissettim.

İrkilip yanıma döndüm.

Ahu bana bakıyordu.

Yüzünde hafif şüpheli ama eğleniyormuş gibi duran bir ifade vardı. Gözlerini hafif kısmıştı. Dudaklarının kenarı sinsice yukarı kıvrıldı.

“Sende bir haller var.” dedi kısık ama heyecanlı bir ses tonuyla.

Bir an ne diyeceğimi bilemedim. Hızla bakışlarımı kaçırıp ateşe döndüm. “Ne hali?” dedim normal çıkarmaya çalıştığım bir sesle.

Ahu hemen yaklaştı. Omzu benimkine değdi. “Bilmiyorum…” dedi uzatarak. “Ama bütün gün Lorenzo’ya bakıp duruyorsun.”

Kalbim bir anda tekledi.

“Bakmıyorum.” dedim hızlıca.

Ahu kahkaha atmamak için dudağını ısırdı. “Az önce beş dakikadır çocuğu izliyordun.”

“İzlemiyordum.”

“Tabii canım.” dedi alaycı bir fısıltıyla. “Biraz daha baksaydın adam yanacakmış zaten.”

Dirseğimle hafifçe koluna vurdum. “Saçmalama.”

Ama yüzümün yandığını hissedebiliyordum. Ateşten mi utanmaktan mı anlayamıyordum artık.

Ahu gözlerini büyütüp bana dikkatlice baktı. “Yok artık…” dedi fısıldayarak. “Sen gerçekten hoşlanıyorsun.”

“Hayır!” dedim biraz fazla hızlı şekilde.

Sesim yüksek çıkınca birkaç metre ötede duran Lorenzo başını bize çevirdi. Göz göze geldiğimiz anda nefesim durdu. Ateşin ışığı gözlerinin içine vuruyordu. Birkaç saniye boyunca bana baktı sadece. İfadesiz görünmeye çalışıyordu ama bakışlarının altında bastırılmış başka bir şey vardı.

Sonra hiçbir şey olmamış gibi tekrar denize döndü.

Ama ben artık nefesimi bile düzgün alamıyordum.

Ahu bunu fark etmiş olacak ki sinsice kulağıma yaklaştı.

“Tamam…” dedi gülmesini bastırarak. “Şimdi emin oldum.”

Hayır anlamında başımı hızla salladım ama Ahu’nun o şüpheli bakışları üstümde dolaşmaya devam edince sonunda pes ederken buldum kendimi. Derin bir nefes alıp gözlerimi ateşe çevirdim. Parmaklarım kumlarla oynarken dudaklarımı birbirine bastırdım. Kalbim sanki bunu söylememi istemiyormuş gibi hızla atıyordu.

“Tamam…” dedim sonunda kısık bir sesle. “Biraz hoşlanmış olabilirim…”

Bunu söyler söylemez yüzümün yandığını hissettim. Utançtan gözlerimi kapatmak istiyordum resmen. Ahu’ya baktığımda birkaç saniye boyunca yüzüme boş boş baktı. Sonra gözleri kocaman açıldı.

“Biraz mı?” dedi kahkahasını tutmaya çalışarak.

“Sus!” diye fısıldadım hemen panikle. “Sesini yükseltme.”

Ama Ahu çoktan gülmeye başlamıştı bile. Elini ağzına kapatıp kendini tutmaya çalışıyordu. Ben de onun haline istemsizce gülmeye başladım. İkimiz birkaç saniye boyunca çocuk gibi kıkırdıyorduk. Günlerdir ilk kez gerçekten normal hissediyordum.

Ahu sonunda sakinleşmeye çalışıp omzuma yaslandı. “Ben bunu beklemiyordum yalnız.” dedi hâlâ gülümseyerek. “Hani şu sürekli kavga ettiğin kaptan var ya… meğer mesele bambaşkaymış.”

Gözlerimi devirdim ama dudaklarımdaki gülümsemeyi gizleyemedim. “Öyle bir şey değil.”

Ahu hemen kaşlarını kaldırdı. “Öyle bir şey değil mi?” dedi sinsice. “Bugün size baktığımda resmen elektrik çarpıyordu ortamı.”

Yüzüm daha da kızardı. Ateşin sıcaklığı bile bunun yanında hafif kalıyordu. Başımı dizlerime yaslayıp gözlerimi kısa süre kapattım.

“Bilmiyorum…” diye fısıldadım bu sefer daha dürüst bir sesle. “Yanındayken garip hissediyorum.”

Ahu’nun yüzündeki gülümseme hafifçe yumuşadı. “Kötü mü?”

Başımı yavaşça salladım.

“Hayır…” dedim istemsizce gülümseyerek. “Sorun da bu zaten.”

Tam o sırada istemsizce gözlerim yeniden Lorenzo’ya kaydı.

Ve onun bize baktığını fark ettim.

Ateşin turuncu ışığı yüzünün yarısını aydınlatıyordu. Gözleri direkt benim üzerimdeydi. Ne kadar süredir baktığını bilmiyordum ama göz göze geldiğimiz anda çenesinin hafifçe sıkıldığını gördüm.

Kalbim yine hızlandı.

Lorenzo birkaç saniye boyunca bakışlarını kaçırmadı. Sonra derin bir nefes alıp başını başka tarafa çevirdi.

Ama o birkaç saniye bile içimdeki bütün dengeyi bozmaya yetmişti.

Herkes yavaş yavaş uyumaya karar verdiğinde kamp alanının üstüne ağır bir sessizlik çökmüştü. Ateş artık ilk yandığı zamanki kadar güçlü değildi. Turuncu alevler küçülmüş, geriye sadece közlerin titrek ışığı kalmıştı. Dalgaların kıyıya vuran sesi gecenin içinde daha sert duyuluyordu. Gökyüzü tamamen kararmış, palmiyelerin arasından görünen yıldızlar denizin üstüne dağılmış gibi parlıyordu.

Ahu çoktan uzanmıştı. Rüzgar da uykuya dalmış gibiydi. Kutay sırtını dönmüş sessizce yatıyordu. Ama benim içimdeki karmaşa bir türlü susmuyordu.

Gözlerim istemsizce tekrar Lorenzo’ya kaydı.

Diğerlerinden biraz daha uzakta, kıyıya yakın oturuyordu. Dirseklerini dizlerine yaslamıştı. Başını hafif öne eğmiş halde denizi izliyordu. Ateşin sönük ışığı yüzünün sadece bir kısmını aydınlatıyordu ama çenesindeki gerginlik buradan bile belli oluyordu. Sanki tek başına kalmak için herkesten uzaklaşmış gibiydi.

Birkaç saniye boyunca onu sadece izledim.

Sonra düşünmeden kumdan destek alıp ayağa kalktım.

Ayaklarım yavaşça kuma gömülürken ona doğru yürümeye başladım. Kalbim her adımda biraz daha hızlanıyordu. Ne diyeceğimi bile bilmiyordum aslında. Sadece onun yanına gitmek istemiştim. Yanında oturmak… sesini duymak… belki birkaç dakika boyunca o sert bakışlarının altında kaybolmak…

Yanına vardığımda başını hafifçe kaldırdı. Gözleri kısa süre bana kaydı sonra tekrar denize döndü.

Sessizdi.

Ben ise onun hemen yanına oturmak için hafifçe eğildim.

Tam o anda sesi duyuldu.

“Soğuk ve sertti.”

“Sevgili olmuşuz gibi her dakika yanıma gelmene gerek yok.”

Sanki biri göğsümün ortasına yumruk atmıştı.

Bir anda olduğum yerde kaldım. Dizlerimin üstünde yarım kalmış halde ona baktım. Sesindeki o mesafe… o sertlik… gün içinde hissettiğim bütün şüpheleri tek cümlede yüzüme vurmuştu.

Boğazım düğümlendi.

“Ben…” dedim ama devamı gelmedi.

Lorenzo sonunda başını çevirip bana baktı. Gözleri karanlıkta bile sert görünüyordu. Ama o sertliğin altında başka bir şey vardı. Bastırılmış bir öfke… ya da kendinden nefret etmek gibi bir şey…

“Git uyu Ursula.” dedi bu sefer daha düşük bir sesle. “Beni yalnız bırak.”

Kalbim yavaş yavaş kırılıyormuş gibi hissettim.

Çünkü birkaç saat önce beni öpen adamla şu an karşımda duran adam aynı kişi gibi davranmıyordu.

Kaşlarımı çattım. “Dün beni öpen sendin.” dedim sonunda kırgın bir sesle. “Şimdi neden böyle davranıyorsun?”

Lorenzo çenesini sıktı. Gözlerini kaçırdı. Parmakları dizinin üstünde yumruk olmuştu.

“Çünkü hata yaptım.”

Bu cümle içime bıçak gibi saplandı.

Nefesim düzensizleşti. Gözlerim yanmaya başlamıştı ama ağlamamaya çalışıyordum. Gururum