Keşfet

Tuz Ve Kum

KumKarası

 3. Bölüm

Kitabıma hoş geldiniz. Şimdiden iyi okumalar dilerim. 💗

Dikkat ⚠️: Bu kurgu kan, cinsellik ve rahatsız edici öğeler içermektedir. Küçük yaşta ve çabuk etkilenen okuyucuların okumasını tavsiye etmiyorum.

🎵 Atlantis 🎵

Denizin dalgaları ayaklarıma değdikçe bedenimde hafif bir ürperti dolaşıyordu. Sabah güneşi tenimi ısıtsa da su hâlâ serindi. Kollarımı bedenimde birleştirip ufka baktım. Ada sessizdi. Arkada kalan ateşin dumanı artık görünmüyordu bile. Birkaç adım daha attım. Su dizlerimi, ardından belimi sardı. Tuzlu deniz kokusu içime dolarken gözlerimi kısa süre kapattım. 

Belki de ilk kez gerçekten nefes alabildiğimi hissetmiştim.

Dalgalar bedenime çarptıkça daha derine gitmek istedim. Suyun içinde olmak garip bir huzur veriyordu. Burada bağırış yoktu, kavga yoktu, korku yoktu. Sadece denizin sesi vardı.

Derin bir nefes alıp dizlerimi kırdım ve kendimi suyun altına bıraktım.

Bir anda bütün sesler kayboldu.

Suyun altındaki dünya başka bir yere benziyordu. Güneş ışıkları yüzeyden kırılarak aşağı vuruyor, kumların üstünde altın gibi parlıyordu. Saçlarım suyun içinde yavaşça savrulurken gözlerimi açtım. Tuzlu su genzimi hafifçe yaksa da umursamadım. O an sadece özgür hissetmek istemiştim.

Tam biraz daha derine inmeye çalışırken belimde sert bir el hissettim.

Bir anda bedenim geriye çekildi.

Ne olduğunu anlayamadan yüzeye çıktım. Nefesim kesilmişti. Ağzımdan istemsizce öksürükler çıktı. Gözlerim bulanık halde karşımdaki kişiye odaklandı.

Lorenzo.

Saçları ıslanmıştı. Yüzünden su damlıyordu. Kaşları sertçe çatılmıştı.

“Ne halt ediyorsun sen?” dedi sert bir nefesle.

Boğazıma kaçan su yüzünden tekrar öksürdüm. Lorenzo hâlâ belimden tutuyordu. Parmaklarının baskısını tenimde hissedebiliyordum.

“Kendini öldürmeye mi çalışıyorsun?”

Başımı hızla iki yana salladım. “Hayır…” dedim nefes nefese. “Sadece yüzüyordum.”

Lorenzo birkaç saniye boyunca yüzüme baktı. Gözlerinde gerçek bir korku vardı. Sanki beni kaybetmekten korkmuş gibiydi. Bu ifade içimde garip bir sıcaklık bıraktı.

“Ölmek istemiyorum.” dedim daha sakin bir sesle. “Ne sandın sen?”

Bir an cevap vermedi. Gözleri bedenimde dolaşırken yüzündeki ifade aniden değişti. Şaşkınlıkla kaşlarını hafif kaldırdı.

O anda fark ettim.

Dalış sırasında mayom kaymıştı. Bikini üstüm açılmış, ıslak tenime yapışmıştı.

Yanaklarım anında yandı.

“Bakma!” diye çıkıştım panikle.

Hızla arkamı döndüm. Kalbim öyle hızlı atıyordu ki sanki göğsümden çıkacaktı. Islak saçlarım sırtıma yapışmıştı. Ellerimle üstümü toparlamaya çalışırken utançtan nefesim daralıyordu.

Kahretsin…

Lorenzo birkaç saniye sessiz kaldı. Sonra daha sakin bir sesle konuştu.

“Tişörtümü verebilirim.”

Başımı hafifçe çevirince kumların üstündeki siyah tişörtünü işaret ettiğini gördüm. Sesindeki o sertlik gitmişti. Yerine tuhaf bir yumuşaklık gelmişti.

“Olur…” dedim utanmış bir sesle.

Karaya doğru yüzmeye başladım. Dalgalar bedenime çarparken onun bakışlarını sırtımda hissedebiliyordum. Bu his rahatsız etmekten çok kafamı karıştırıyordu.

Kuma ulaştığımda Lorenzo çoktan sudan çıkmıştı. Güneş ışığı ıslak teninde parlıyordu. Elindeki tişörtü bana doğru uzattı. Yaklaştığım anda tişörtü hızlıca elinden çekip üzerime geçirdim. Kumaş hâlâ sıcaktı. Onun kokusu sinmişti; tuzlu deniz, güneş ve hafif odunsu bir koku…

Tam saçlarımdaki suyu sıkarken Lorenzo bir anda belimden tuttu.

Nefesim durdu.

Parmakları ıslak tenime değdiği anda bütün bedenim gerildi. Beni kendine doğru çekti. Aramızdaki mesafe yok denecek kadar azdı artık. Islak tenlerimiz birbirine değiyordu. Kalbimin atışını duyabiliyordum.

“Lorenzo…” diye fısıldadım ama sesim bile kararsız çıkmıştı.

Gözleri dudaklarıma kaydı.

Ve sonra beni öptü.

Dudakları sıcak ve sertti. İlk anda şaşkınlıktan hareket edemedim. Parmakları belimde sıkılaşırken nefesi dudaklarıma karışıyordu. Öpüşü aceleci değildi ama bastırılmış bir açlık taşıyordu. Sanki günlerdir içinde tuttuğu bir şeyi sonunda serbest bırakmış gibiydi.

Ellerim istemsizce göğsüne tutundu. Teninin sıcaklığını hissedebiliyordum. Dalgaların sesi, rüzgâr, ada… o an her şey silinmişti.

Sadece o vardı.

Dudakları boynuma doğru kayarken nefesim titredi. Parmakları sırtımdaki ıslak kumaşı kavradı. Kalbim hızla çarparken gözlerimi kapattım.

Tam ona daha da yaklaşacakken derin bir nefesle gözlerimi açtım. Göğsüm hızlı hızlı inip kalkıyordu. Etraf karanlıktı, ateş ise sönmeye yüz tutmuş haliyle turuncu bir ışık yayıyordu. Önümde kimse yoktu. Bir süre olduğum yerde nefes nefese oturdum. Saç diplerime kadar terlemiştim. Elimi yavaşça dudaklarıma götürdüm. Rüyaydı… sadece bir rüya. Başımı ellerimin arasına aldım. “Bu nasıl bir şey…” diye fısıldadım kendi kendime. Sonra gözlerim istemsizce birkaç metre ötede uyuyan Lorenzo’ya kaydı. Hayır. Onu düşünmeyi bırakmam gerekiyordu. 

Güneşin doğuşu ile Ahu yanımda bitmişti. “Daha iyisin deme?” dedi bacağıma dikkatlice bakarak. Ayağımdaki yaraya göz gezdirdim, gerçekten dün geceki kadar kötü görünmüyordu. “Evet, ağrı yok. Şişlik de kalmamış.” dedim hafifçe gülümseyerek. Ahu rahat bir nefes verdi ve yanıma oturdu. Saçlarını kulağının arkasına atarken derin bir nefes aldı. “Bugün yıkanmam gerek, sen de gelir misin?” dedi yavaş bir sesle. Kaşlarımı hafifçe çattım. “Nerede yıkanacağız?” dedim şaşkınlıkla. Zaten doğru düzgün içecek su bulamazken yıkanmak lüks gibi geliyordu. Ahu eliyle ormanın derinliklerini işaret etti. “Dün çocuklar bir göl bulmuşlardı. 

Orada yıkanabiliyormuşuz.” dedi yüzünde küçük bir tebessümle. Başımı salladım. “Tamam, gelirim seninle.” dedim.

Ahu ayağa kalkıp elini bana uzattı. Elini tuttum ve yavaşça doğruldum. Ayağım artık eskisi kadar acımıyordu ama yine de dikkatli davranıyordum. Tam dengemi kurmuşken gözlerim karşı tarafta duran Lorenzo’ya kaydı. Bana dikkatlice bakıyordu. Yüzü garip şekilde kızarmıştı. O an içime dün geceki rüya düştü. Bir anlığına nefesim bile düzensizleşti. Sakın… dedim içimden. Sakın o da bir şey anlamış olmasın.

“Bir sorun mu var?” diye sordum istemsizce.

Lorenzo sanki düşüncelerinden çıkmış gibi hafifçe irkildi. “Hayır.” dedi hemen. “Hiçbir sorun yok.”

Tam o sırada Ahu bana dönüp kaşlarını kaldırdı. “Üstün açılmış, dur…” dedi telaşlı bir sesle.

Kalbim aniden hızlandı.

Bir saniyeliğine yine rüyanın içinde olduğumu düşündüm. Lorenzo ise gözlerini kaçırarak yerde duran tişörtünü aldı. Tam da rüyamdaki gibi bana doğru uzattı.

“Al.” dedi kısa ve boğuk bir sesle.

Ahu şaşkınlıkla Lorenzo’ya baktıktan sonra tişörtü elinden aldı ve bana verdi. “İyi denk geldi vallahi.” diye mırıldandı gülümseyerek.

Ben ise tişörtü elime aldığım anda Lorenzo’nun gözlerine bakmamaya çalışıyordum. Çünkü ne zaman baksam aklıma o rüya geliyordu. Dudakları… elleri… sesi…

Kahretsin.

Tişörtü hızlıca üzerime geçirirken yüzümün hâlâ sıcak olduğunu hissedebiliyordum. Lorenzo ise hiçbir şey demeden arkasını dönüp denize doğru yürüdü. Ama giderken çenesini sıkışı, kulaklarının kızarması ve bir kez bile bana bakamaması tek bir şeyi düşündürüyordu.

Ormanın derinliklerine doğru ilerlediğimde Ahu hâlâ gelmemişti. Bana sadece birkaç dakika beklememi söylemişti ama ben yerimde durmayı başaramamıştım. Sabah güneşi ağaçların arasından ince ince süzülüyor, toprağın üstünde sarı ışık parçaları bırakıyordu. Nemli hava tenime yapışmıştı. Attığım her adımda ezilen kuru yaprakların sesi sessizliğin içinde yankılanıyordu. Etraf kuş sesleriyle doluydu ama yine de ormanın içinde insanın içini huzursuz eden garip bir yalnızlık vardı.

Tam geri dönmeyi düşünürken bir ses duydum.

Birisi şarkı söylüyordu.

Kısık bir erkek sesi…

Sözler tam anlaşılmıyordu ama melodisi yavaş ve sakindi. Birkaç saniye olduğum yerde durdum. Ses göl taraflarından geliyor gibiydi. Merakım ağır basınca dalları elimle kenara itip patikanın dışına çıktım. Tropikal ağaçların geniş yaprakları kollarıma sürtünüyor, ince dallar bacaklarıma değiyordu. Birkaç adım daha attığımda ağaçların arasından gölü gördüm.

Göl düşündüğümden çok daha büyüktü. Durgun su yüzeyi güneş ışığını yansıtıyor, etrafındaki palmiyeler suyun üstünde titreşiyormuş gibi görünüyor