Keşfet

BÖLÜM 4 — İLK KAN

🐺 KURTDAM AKADEMİSİ: LANETLİ SIR

BÖLÜM 4 — İLK KAN

Kutudan çıkan kâğıdı elimde tutuyordum. Parmaklarımın titrediğini fark edince kâğıdı biraz daha sıkı tuttum.

Üzerinde tek bir cümle vardı:

“İlk kan döküldü. Sıradaki kan, kendi geçmişini hatırladığında akacak.”

Bir süre ne diyeceğimi bilemedim.

Sonra Erian’a baktım.

“Bu ne demek?”

Erian’ın yüzündeki ifade değişmişti. Gözlerini kâğıttan ayırmıyordu.

“Erian?”

Başını kaldırdı.

“Bir şey biliyorsun, değil mi?”

Cevap vermedi. Kâğıdı elimden almak için elini uzattı.

“Benden yine bir şey saklama.”

Kâğıdı geri çektim.

Kael kaşlarını çattı.

“Alisa, şimdi bunun sırası değil.”

“Ne zaman sırası olacak?” diye çıkıştım. “Güney Kulesi’nde biri öldü. Akademide ne olduğunu bile bilmediğimiz bir şey var. Şimdi de üzerinde benim adım olan bir kutudan böyle bir mesaj çıkıyor. Siz hâlâ bana hiçbir şey yokmuş gibi davranmamı söylüyorsunuz.”

Nikolai konuşacak gibi oldu ama Erian elini kaldırarak onu durdurdu.

Sonra tekrar kâğıda baktı.

Özellikle altındaki sembole.

Daire içine alınmış üç çizgi vardı. Çizgiler birbirine bağlı değildi ama Erian’ın ona bakışından bunun sıradan bir işaret olmadığını anlamıştım.

“Bu sembolü tanıyorsun,” dedim.

Erian birkaç saniye sustu.

“On yedi yıl önce kullanıldı.”

“Kim kullandı?”

Erian gözlerini kâğıttan ayırdı.

“Aras Veyl.”

İsmi duyduğum anda içim ürperdi.

“Aras Veyl kim?”

“Akademide okuyan bir öğrenciydi.”

“Sonra?”

“On yedi yıl önce kayboldu.”

“Nasıl?”

“Bir gece ortadan yok oldu. Bir daha da bulunamadı.”

Kael kollarını göğsünde birleştirdi.

“Bu sembol sadece Aras’ın ailesine ait değildi,” dedi. “Başka bir grup da kullanıyordu.”

“Kim?”

Erian bana baktı.

“Eski muhafızlar.”

O anda başımın içinde bir ağrı hissettim.

Ne olduğunu anlayamadan etrafımdaki her şey bulanıklaştı.

Bir oda gördüm.

Karanlıktı.

Taş zeminde küçük bir çocuk oturuyordu. Yüzünü göremiyordum. Önünde ağır, demir bir kapı vardı.

Sonra bir ses duydum.

“Kapıyı açma.”

Görüntü bir anda kayboldu.

“Alisa!”

Kael’in sesini duyunca gözlerimi açtım.

“Beni duyuyor musun?”

Nefes nefese kalmıştım.

Erian hemen yanıma gelmişti.

“Ne oldu?”

“Bir şey gördüm.”

Sesim hâlâ titriyordu.

“Karanlık bir oda vardı. Bir çocuk… Bir de kapı.”

Kael bana dikkatle baktı.

“Geçmişin olabilir mi?”

“Bilmiyorum.”

Bu kez gerçekten bilmiyordum.

Tam o sırada masanın üzerindeki siyah tüyü fark ettim.

Kutunun hemen yanında duruyordu.

“Bu da ne?”

Kimse cevap vermedi.

Erian masaya yaklaşıp tüye baktı. Elini uzatmadı.

“Bu da eski muhafızların işareti.”

Ona baktım.

“Bütün bunlar neden benimle ilgili?”

“Alisa…”

“Hayır.” Sözünü kestim. “Kutunun üzerinde benim adım var. Sembol geçmişimle ilgili. Şimdi de bu tüy ortaya çıkıyor. Siz bir şeyler biliyorsunuz.”

Kimse konuşmadı.

Nikolai gözlerini kaçırdı.

Kael çenesini sıktı.

Erian ise susuyordu.

Artık daha fazla beklemek istemiyordum.

“Benden ne saklıyorsunuz?”

Tam o sırada duvarda kırmızı harfler belirdi.

“İlk cinayet yalnızca başlangıçtı.”

Gözlerimi duvardan ayıramadım.

“Bunu siz de gördünüz mü?” diye fısıldadım.

Kimse cevap vermedi.

Yazı yavaş yavaş silindi.

Ardından kulağımın hemen yanında bir ses duydum:

“Geçmişini hatırladığında… kimin yanında duracağını göreceğiz.”

İçimdeki kurt bir anda huzursuzlandı.

Bu sesi tanıyormuş gibi tepki veriyordu.

Ama ben tanımıyordum.

Henüz.

“Ben hiçbir yere kaçmayacağım,” dedim.

Erian bana baktı.

“Alisa, bu düşündüğünden daha tehlikeli.”

“Belki.”

Sesim bu kez daha sakindi.

“Ama hayatım boyunca benden bir şeyler saklamanıza izin vermeyeceğim.”

Kael konuşmak için ağzını açtı.

Tam o sırada akademinin çanları üç kez çaldı.

Lambalar söndü.

Oda karanlığa gömüldü.

Kimse konuşmadı.

Sadece nefes alışlarımızı duyabiliyordum.

Sonra kulağımın hemen yanında o sesi yeniden duydum.

Bu kez fısıltı çok daha netti:

“Beni hatırlayacaksın.”