Keşfet

# 🐺 BÖLÜM 6 — SAKLANAN GERÇEK

🐺 KURTDAM AKADEMİSİ: LANETLİ SIR

# 🐺 BÖLÜM 6 — SAKLANAN GERÇEK

Arşivlere giden koridor her zamankinden daha sessizdi.

Erian önde yürüyordu. Nikolai birkaç adım arkasındaydı. Kael ise arada bir arkasına dönüp koridora bakıyordu.

Bir süre sonra dayanamadım.

“Biriniz konuşacak mı?”

Kael başını çevirdi.

“Ne hakkında?”

“Herhangi bir şey hakkında. Mesela neden hepiniz böyle susuyorsunuz?”

“Çünkü sen konuşurken araya girmemeye çalışıyoruz.”

“Çok düşüncelisiniz.”

Kael hafifçe gülümsedi.

“Bazen olabiliyorum.”

Nikolai ona baktı.

“Kael.”

“Tamam, tamam.”

Erian arkasına dönmeden konuştu.

“İkiniz de biraz sessiz olun.”

“Bak,” dedim. “Sonunda biri konuştu.”

Kael güldü.

Erian ise sadece başını iki yana salladı.

Arşiv kapısına geldiğimizde durdu.

Kapının üzerindeki sembol loş ışığın altında belli belirsiz parlıyordu.

Daire içine alınmış üç çizgi.

Daha önce gördüğüm işaretin aynısıydı.

“Aras buraya geliyordu, değil mi?”

Erian birkaç saniye sustu.

“Bazen.”

“Şu ‘bazen’ kelimesini artık hiç sevmiyorum.”

Kael kısık sesle güldü.

“Yalnız değilsin.”

Erian ona ters ters baktı.

“Komik bir şey söylemedim.”

“Ben de komik bulmadım.”

Nikolai araya girdi.

“İkiniz de başlayacaksanız ben gidiyorum.”

İstemeden gülümsedim.

En azından birkaç saniyeliğine üzerimizdeki gerginlik dağılmıştı.

Erian cebinden gümüş renkli bir anahtar çıkardı.

Anahtarı kapıdaki mühre yaklaştırdı.

Çizgiler hafifçe parladı.

**Çıt.**

Kapı açıldı.

İçeride eski kitap, toz ve taş kokusu vardı. Tavana kadar uzanan rafların arasında dar geçitler bulunuyordu. Bazı kitaplar zincirlerle sabitlenmişti.

“Burası gerçekten arşiv mi?” dedim.

“Ne sandın?”

“Daha aydınlık bir yer.”

Kael arkadan seslendi.

“Akademide aydınlık bir yer bulursan bize de haber ver.”

Bu kez gerçekten güldüm.

Ama Erian çoktan raflara ilerlemişti.

Birkaç dosyaya baktıktan sonra siyah kapaklı bir dosya çıkardı.

Üzerinde solmuş harflerle:

**ARAS VEYL**

yazıyordu.

Yanına gittim.

Erian dosyayı açtı.

İlk sayfada genç bir çocuk vardı. Koyu renk saçları, ciddi bakışları ve boynunda küçük bir kolye taşıyordu.

“Bu Aras mı?”

“Evet.”

“Kaybolduğunda kaç yaşındaydı?”

“On yedi.”

Sayfaları çevirdim.

Bazı bölümlerin üzeri siyah mürekkeple kapatılmıştı.

Bir satır dikkatimi çekti:

**“Mühürlü bölümle teması tespit edildi.”**

Parmağımı yazının üzerinde gezdirdim.

“Mühürlü bölüm neresi?”

Erian dosyayı elimden aldı.

“Şimdilik bunu bilmen gerekmiyor.”

Başımı kaldırdım.

“Yine mi?”

“Alisa…”

“Hayır. Gerçekten soruyorum. Aras’ın dosyası burada. Mühürlü bir bölümden bahsediliyor. Sen de ne olduğunu biliyorsun.”

Erian cevap vermedi.

Kael yanımıza geldi.

“Erian.”

Erian ona baktı.

“Ne?”

“Bir şey söyle.”

“Ne söylememi istiyorsun?”

“En azından onun tamamen karanlıkta kalmasını engelle.”

Erian’ın yüzü sertleşti.

“Ben onu korumaya çalışıyorum.”

Kael’in sesi de değişti.

“Biliyorum. Ama bazen susmak korumak olmuyor.”

Nikolai sessizce ikisinin yanına geldi.

“Burada kavga etmeyin.”

Kael başını salladı.

“Ben kavga etmiyorum.”

“Sesinden pek öyle anlaşılmıyor.”

Onlara baktım.

“Ben buradayım.”

Üçü birden sustu.

“Benim hakkımda konuşacaksanız, yanımda konuşun.”

Erian gözlerini kaçırdı.

Tam o sırada üst raftan bir kitap yere düştü.

Hepimiz aynı anda döndük.

Kael kitabın yanına gidip eğildi.

“Bunu kim koydu buraya?”

Kitabın içinden eski bir fotoğraf çıktı.

Kael fotoğrafı eline aldı.

Bir anda sustu.

“Ne oldu?”

“Hiç.”

“Kael.”

Fotoğrafı arkasına sakladı.

“Alisa, şimdi sırası değil.”

“Fotoğrafı ver.”

Kael Erian’a baktı.

Erian hiçbir şey söylemedi.

Nikolai başını salladı.

“Ver.”

Kael birkaç saniye bekledikten sonra fotoğrafı bana uzattı.

Fotoğrafta Erian, Nikolai ve Kael vardı.

Üçü de çok daha gençti.

Yanlarında ise tanımadığım bir çocuk duruyordu.

Çocuğun boynunda küçük bir kolye vardı.

Aras’ın fotoğrafındaki kolyeye çok benziyordu.

Fotoğrafın arkasındaki tarihi görünce elim durdu.

**On yedi yıl önce.**

“Bu çocuk kim?”

Kael cevap vermedi.

“Kael.”

“Bilmiyorum.”

“Yalan söylüyorsun.”

“Alisa…”

“Üçünüz de fotoğrafı görünce sustunuz.”

Erian fotoğrafı elimden aldı.

“Buradan çıkalım.”

“Hayır.”

“Alisa.”

“Önce konuşacağız.”

Erian bana baktı.

Bir süre hiçbir şey söylemedi.

Sonra:

“Bu çocukla ilgili bilmediğin şeyler var.”

“Anlat.”

“Şimdi değil.”

“Ne zaman?”

Cevap vermedi.

Nikolai araya girdi.

“Alisa, Erian’ın söyleyemediği bir şey varsa zorlamak—”

“Bana yıllardır aynı şeyi söylüyorsunuz. ‘Şimdi değil.’ Sonra ne oluyor? Birileri ölüyor, yeni bir mesaj çıkıyor, ben geçmişimle ilgili başka bir şey öğreniyorum.”

Kimse cevap vermedi.

Kael gözlerini yere indirdi.

Erian ise fotoğrafa baktı.

Tam o sırada arşivin derinliklerinden bir ses geldi.

Bir şey yere düşmüş gibiydi.

Hepimiz sustuk.

Kael birkaç adım ilerledi.

“Ben bakayım.”

Erian kolundan tuttu.

“Hayır.”

“Erian.”

“Tek başına gitme.”

Kael ona baktı.

“Sen de korkuyorsun.”

Erian birkaç saniye cevap vermedi.

“Evet.”

Bu tek kelime hepimizi susturdu.

Erian’ın bunu açıkça söylemesini beklemiyordum.

Tam o sırada fotoğraf elimden kaydı.

Yere düştü.

Eğilip aldığımda arkasında daha önce olmayan bir yazı gördüm.

**“Kapı açılırsa, hatırlayacak.”**

“Bunu siz mi yazdınız?”

“Hayır,” dedi Nikolai.

Erian yazıya uzun süre baktı.

“Bu cümleyi daha önce gördüm.”

“Ne zaman?”

“Aras kaybolmadan önce.”

Kael hemen ona döndü.

“Bunu neden daha önce söylemedin?”

“Çünkü o zaman da kimse bana inanmadı.”

“Şimdi inanıyoruz.”

Erian cevap vermedi.

Arşivin kapısından bir ses geldi.

**Tak.**

Hepimiz kapıya döndük.

Kimse yoktu.

İkinci kez vuruldu.

**Tak.**

Kael yanıma geçti.

Nikolai kapıya doğru bir adım attı.

“Kim var?”

Cevap gelmedi.

Sonra kapının altından küçük bir kâğıt içeri kaydı.

Erian eğilip aldı.

Kâğıtta tek bir cümle vardı:

**“Alisa, hatırladığında onlara güvenmeyeceksin.”**

Kâğıdı okuduğum anda Erian’a baktım.

“Bunu neden söylüyor?”

“Bilmiyorum.”

“İlk kez gerçekten bilmiyor gibisin.”

Erian bana baktı.

“Çünkü ben de ne kadarının doğru olduğunu bilmiyorum.”

Bu cevap beklemediğim kadar gerçekti.

Tam konuşacakken başım ağrımaya başladı.

Raflar bulanıklaştı.

Gözlerimi kapattım.

Karanlık bir oda gördüm.

Taş bir zemin.

Önünde ağır bir demir kapı.

Kapının yanında küçük bir çocuk duruyordu.

Birisi çocuğun önünde diz çökmüştü.

Yüzünü göremiyordum.

Sadece sesini duydum.

“Kimseye söyleme.”

Görüntü kayboldu.

“Alisa!”

Gözlerimi açtığımda Erian önümdeydi.

Nikolai kolumdan tutuyordu.

“İyi misin?”

“Bir şey gördüm.”

“Ne?”

“Bir oda.”

Erian dikkatle yüzüme baktı.

“Başka?”

“Bir çocuk vardı.”

Kael ile Nikolai birbirlerine baktılar.

Bu kez bakışlarını yakaladım.

“Ne oldu?”

“Hiçbir şey,” dedi Kael.

“Hayır. Bir şey oldu.”

Erian derin bir nefes aldı.

“Şimdi çıkmamız gerekiyor.”

“Hayır.”

Kapıya baktım.

“Önce şu kapının arkasında ne olduğunu öğrenmek istiyorum.”

Nikolai hemen başını salladı.

“Alisa, yaklaşma.”

“Niye?”

Cevap vermedi.

Tam o sırada kapının diğer tarafından bir ses geldi.

Bu kez ne fısıltı vardı ne de garip bir yankı.

Sadece sakin bir ses:

“Geç kaldınız.”

Kael’in yüzü değişti.

Erian bana doğru bir adım attı.

“Alisa, geriye geç.”

Kapı kolu yavaşça aşağı indi.

Kimse hareket etmedi.

Sonra kapının arkasından ikinci cümle geldi:

**“Artık hatırlıyor.”**

İçimdeki kurt bir anda sessizleşti.

Ve ilk kez, onun da ne yapacağını bilmediğini hissettim.

Ve ilk kez, onun da ne yapacağını bilmediğini hissettim.