FOTORAF
🐺 KURTDAM AKADEMİSİ: LANETLİ SIR
Kapı kolu hâlâ aşağıdaydı.
Kimse hareket etmiyordu.
Erian önümde duruyordu. Nikolai yanımdaydı. Kael ise gözlerini kapıdan ayırmıyordu.
“Artık hatırlıyor.”
Kapının arkasından gelen o sakin ses hâlâ kulaklarımdaydı.
Ama bu kez korkmuyordum.
Merak ediyordum.
“Kapıyı açmayacağız,” dedi Erian.
Kael hemen ona döndü.
“Bence artık açıp ne olduğunu öğrenmeliyiz.”
“Hayır.”
“Erian, az önce içeriden biri bizimle konuştu.”
“Biliyorum.”
“Ve sen hâlâ kapıyı açmamakta ısrar ediyorsun.”
Erian birkaç saniye sustu.
Nikolai araya girdi.
“İkiniz de haklısınız. Ama önce ne yapacağımızı düşünelim.”
Kael kaşlarını çattı.
“On yedi yıl önce de böyle mi düşündünüz?”
Erian’ın yüzü bir anda sertleşti.
“Kael.”
“Hayır. Bu kez susmayacağım.”
Kael’in sesi yükselmişti.
“Aras kaybolduğunda burada neler olduğunu biliyorduk. Sonra ne oldu? Dosyalar kapatıldı, bazı kayıtlar silindi ve bize hiçbir şey anlatılmadı.”
Nikolai sustu.
Ben üçünün arasında bakışlarımı gezdirdim.
“Demek gerçekten daha fazlasını biliyorsunuz.”
Erian başını hafifçe eğdi.
“Evet.”
Bu kez kaçmadı.
“Aras sadece kaybolmadı.”
Kalbim hızlandı.
“Ne demek bu?”
Erian cevap vermek yerine arşivin içindeki eski masaya yürüdü.
Fotoğrafı masanın üzerine bıraktı.
“Bu fotoğrafı daha önce gördün.”
“Evet.”
“Peki çocuğa dikkatlice baktın mı?”
Fotoğrafı tekrar elime aldım.
Erian, Nikolai ve Kael daha gençti.
Yanlarında Aras olduğunu düşündüğüm çocuk vardı.
Ama bu kez başka bir şey fark ettim.
Çocuğun elinde küçük bir kitap vardı.
Kitabın kapağında aynı sembol bulunuyordu.
Daire.
Üç çizgi.
“Bu ne?”
“Eski muhafızların işareti,” dedi Kael.
“Bunu biliyorum. Ama Aras neden bunu taşıyor?”
Kael birkaç saniye sustu.
“Çünkü Aras onlardan biriydi.”
Arşiv bir anda sessizliğe gömüldü.
“Ne?”
Erian devam etti.
“Aras’ın ailesi akademinin kurucu ailelerinden biriydi. Ama onların soyunda başka bir sır vardı.”
“Ne sırrı?”
“Eski muhafızların görevini nesilden nesile taşıyorlardı.”
Fotoğrafa yeniden baktım.
“Peki siz?”
Nikolai cevap verdi.
“Biz sadece akademideki öğrenciler değildik.”
Kaşlarımı çattım.
“Ne demek istiyorsun?”
Kael derin bir nefes aldı.
“Aras’la birlikte bazı şeyleri araştırıyorduk.”
“Ne gibi?”
“Güney Kulesi.”
Bu kelimeyi duyduğum anda içimdeki kurt huzursuzlandı.
“Demek her şey oraya çıkıyor.”
Erian başını salladı.
“Aras, Güney Kulesi’nin altında bir bölüm olduğunu keşfetmişti.”
“Benim gördüğüm kapı mı?”
“Hayır.”
Erian fotoğrafa baktı.
“Senin gördüğün kapı, o bölümün girişlerinden sadece biri.”
Bir an sustum.
“Kaç tane giriş var?”
“Üç.”
“Üç mü?”
Nikolai araya girdi.
“Biri Güney Kulesi’nde.”
Kael devam etti.
“Biri eski arşivlerin altında.”
Erian sustu.
“Üçüncüsü nerede?”
Cevap vermedi.
“Erian.”
“Onu bilmiyoruz.”
Kael hemen ona döndü.
“Bilmiyoruz değil. Bulamadık.”
Erian’ın bakışları sertleşti.
“Şu anda aradaki fark önemli değil.”
“Bence önemli.”
Tam o sırada fotoğrafın kenarındaki kâğıt hafifçe kıpırdadı.
Fotoğrafın arkasından küçük, katlanmış bir kâğıt parçası yere düştü.
Nikolai eğilip aldı.
“Bu ne?”
Kâğıdı açtı.
Üzerinde el yazısıyla birkaç kelime vardı.
“Üç kapıdan yalnızca biri gerçek.”
Hepimiz birbirimize baktık.
“Aras mı yazmış?” diye sordum.
Erian yazıya dikkatlice baktı.
“Bilmiyorum.”
“Bunu nasıl bilmiyorsun?”
“Çünkü Aras’ın el yazısını yıllardır görmedim.”
Kael kâğıdı onun elinden aldı.
“Ben başka bir şey fark ettim.”
“Ne?”
“Bu kâğıt eski değil.”
Erian kâğıda tekrar baktı.
“Yeni olabilir.”
Kael başını iki yana salladı.
“Hayır. Mürekkebe bak.”
Parmağıyla yazıya yaklaştı.
“Mürekkep hâlâ ıslak.”
İçim ürperdi.
“Yani biri bunu az önce mi yazdı?”
Kimse cevap vermedi.
Nikolai arşivin kapısına baktı.
“Buraya bizden başka biri girdi mi?”
“Kapıyı ben açtım,” dedi Erian.
“Giriş kaydı?”
Erian kısa bir süre düşündü.
“Kimse girmedi.”
Tam o sırada arşivin arka tarafındaki raflardan biri hafifçe sallandı.
Tak.
Kael anında döndü.
“Biri var.”
Bu kez Erian onu durdurmadı.
Hep birlikte raflara doğru ilerledik.
Rafın arkasında küçük bir boşluk vardı.
Boşluğun içinde eski bir metal kutu duruyordu.
Kutunun üzerinde tek bir isim yazıyordu.
ARAS.
Kutuyu görünce olduğum yerde kaldım.
“Bu burada ne zamandır duruyor?”
Erian’ın bakışları kutuya kaydı.
Ama cevap vermedi.
Kael kutuyu eline aldı.
Kapağı kilitliydi.
Nikolai kutunun altını kontrol etti.
“Burada bir şey var.”
Kutunun tabanında aynı sembol vardı.
Daire ve üç çizgi.
Ama sembolün ortasında bu kez küçük bir kurt başı bulunuyordu.
Elimi sembole yaklaştırdım.
Parmaklarım dokunduğu anda başımın içinde kısa bir görüntü belirdi.
Bir çocuk.
Aras.
Yanında başka biri vardı.
Yüzünü göremiyordum.
Ama çocuk bana bakıyordu.
“Alisa…”
Görüntü bir anda kayboldu.
Elimi hızla geri çektim.
“Aras beni tanıyordu.”
Erian’ın yüzü gerildi.
“Ne gördün?”
“Bana adımla seslendi.”
Bir süre kimse konuşmadı.
Sonra Erian çok sessiz bir şekilde konuştu.
“Demek hatırlamaya başladın.”
Ona döndüm.
“Ben Aras’ı daha önce tanıyor muydum?”
Erian gözlerini kaçırdı.
Kael ona baktı.
“Artık söyle.”
Nikolai de söze girdi.
“Erian.”
Uzun bir sessizlik oldu.
Sonunda Erian gözlerimin içine baktı.
“Evet.”
Tek kelime.
Ama yetti.
“Kaç yaşındaydım?”
Erian’ın cevabı gecikti.
“Beş.”
Nefesimi tuttum.
Beş yaşında.
Hiç hatırlamadığım bir dönem.
“Aras kaç yaşındaydı?”
“On yedi.”
“Yani…”
Sözümü tamamlayamadım.
Kael tamamladı.
“Aras seninle kaybolmadan önce tanışmıştı.”
Kutunun kapağından küçük bir ses geldi.
Çıt.
Hepimiz kutuya baktık.
Kilit kendi kendine açılmıştı.
Erian yavaşça kapağı kaldırdı.
İçinde tek bir eşya vardı.
Eski bir kolye.
Fotoğraftaki Aras’ın boynunda gördüğüm kolyenin aynısıydı.
Kolye taşının üzerinde küçük bir kurt başı vardı.
Altında ise üç kelime kazılıydı:
“Hatırlayan geri döner.”
Kutunun içinden bir kâğıt daha çıktı.
Bu kez yazı çok daha yeniydi.
Erian kâğıdı açtı.
Okuduğu anda yüzündeki ifade değişti.
“Ne yazıyor?”
Kâğıdı bana uzattı.
Üzerinde sadece şunlar vardı:
“Aras Veyl kaybolmadı.”
Altında ise tek bir tarih vardı.
Bugünün tarihi.
Başımı kaldırdım.
“Demek biri Aras’ın hâlâ hayatta olduğunu biliyor.”
Erian cevap vermedi.
Kael’e baktım.
Yüzünden ne düşündüğü belli oluyordu.
Tam o anda arşivin dışında bir zil çaldı.
Bir kez.
Sonra ikinci kez.
Üçüncü kez çaldığında kolyenin üzerindeki kurt başı hafifçe parladı.
Elimdeki kolyeye baktım.
İçimdeki kurt bu kez kıpırdamadı.
Sadece sustu.
Aras Veyl’in kaybolduğu gece, benim hatırlamadığım bir şey yaşanmıştı.
O gecede ne olduğunu henüz bilmiyordum.
Ama cevabın artık çok uzakta olmadığını hissediyordum.