Keşfet

1. Bölüm

MAFYA`NIN KALBİ

Hayatımın en büyük problemi, aslında ortada büyük bir problem olmamasıydı.

İnsan bazen başına gelen felaketlerden değil, hiçbir şey olmamasından yoruluyordu.

Ben de yorulmuştum.

Sabahları aynı saatte uyanıyor, alarmı susturduktan sonra birkaç dakika daha tavana bakıyordum. Perdelerin arasından sızan ışık odanın duvarına vuruyor, karşı apartmanın pencerelerinde donuk bir şekilde dağılıyordu. Sokaktan geçen arabaların sesi, mutfakta çalışan buzdolabının uğultusu ve üst kattaki komşunun sabahın köründe sandalye sürükleme alışkanlığı…

Hepsi hayatımın değişmez parçalarıydı.

Bazen değişmeyen şeylerin insana güven verdiğini söylerler.

Bende tam tersi olmuştu.

Bıkkınlık veriyordu.

Yatağımdan kalkıp pencerenin önüne gittim. Camı araladığımda yüzüme serin bir hava vurdu. Sokak henüz tam anlamıyla uyanmamıştı. Bir fırının önünde iki kişi bekliyor, karşı kaldırımda yaşlı bir adam gazetesini açmaya çalışıyor, köşedeki marketin kepengi ağır ağır yukarı kalkıyordu.

Dünyanın geri kalanı için sıradan bir sabahtı.

Benim için de öyleydi.

Üzerime gelişigüzel bir şey geçirip odadan çıktım.

Evde herkesin kendine ait bir sessizliği vardı.

Annem mutfakta kahvaltıyla uğraşırken telefonundan haberleri takip ediyor, babam işe gitmeden önce kahvesini içerken kimseyle konuşmamayı tercih ediyordu. Bu evde yüksek sesli tartışmalar pek yaşanmazdı. Daha kötüsü olurdu.

İnsanlar birbirlerine söylemek istediklerini söylemeyip susmayı öğrendiklerinde, evin duvarları bile mesafeli görünmeye başlıyordu.

Ben de susmayı öğrenmiştim.

Ama kabullenmeyi değil.

Kahvaltı masasına oturduğumda annem önümdeki tabağa baktı.

Yine geç kalkmıştım.

Bir şey söylemedi.

Ben de söylemedim.

Çayımı karıştırırken kaşığın bardağa çarpan sesi mutfağın sessizliğinde gereğinden fazla yüksek geldi.

O sabah da böyle geçti.

Sonraki gün de.

Sonraki hafta da.

Hayatım, birbirinin kopyası olan günlerin uzun bir sıralamasına dönüşmüştü.

Arkadaşlarım vardı. İnsanlarla konuşuyordum. Gülüyordum. Dışarı çıkıyordum. Bazen saatlerce bir kafede oturup hiçbir şey yapmadan vakit geçiriyordum.

Ama bütün bunların altında garip bir boşluk vardı.

Sanki hayatım başlamış ama bir türlü asıl hikâyeye geçememişti.

O yüzden bazen kendimi bilerek küçük tehlikelere atıyordum.

Tanımadığım sokaklarda dolaşmak gibi.

Gece eve dönerken kulaklığımı çıkarmamak gibi.

Hiç tanımadığım insanların hayatlarını merak etmek gibi.

Bir keresinde sırf merakımdan, şehirde herkesin hakkında fısıltıyla konuştuğu eski bir binanın önünde yarım saat beklemiştim.

Korkak değildim.

Sadece meraklıydım.

Ve merak, insanın başına korkudan daha büyük işler açabiliyordu.

Bunu henüz bilmiyordum.

O gün öğleden sonra odamda uzanmış, tavandaki küçük çatlağı incelerken telefonumu elime aldım.

Ekranda bildirimler vardı.

Cevaplanmamış mesajlar.

Sosyal medya bildirimleri.

Gereksiz haberler.

Hepsini geçtim.

Telefon rehberini açtım.

İsimlere bakmaya başladım.

Bazen insanların hayatına rastgele dokunmanın nasıl bir his olduğunu merak ederdim.

Belki de o günkü can sıkıntımın sebebi buydu.

Parmağım ekranda aşağı doğru kayarken hiç düşünmeden bir numara seçtim.

Bir süre ekrana baktım.

Sonra kendi kendime gülümsedim.

Ne olabilirdi ki?

En fazla biri açar, yanlış numara olduğunu söyler ve konuşma biterdi.

Numarayı tuşladım.

Telefonu kulağıma götürdüm.

Birinci çalış.

İkinci.

Üçüncü.

Tam kapatacakken arama bağlandı.

Karşı taraftan gelen ses kısa ve sertti.

Kimsin?

O an, hayatımın sıradanlığının gerçekten sona erdiğini henüz bilmiyordum.

Sadece sesin sahibinin, benim alıştığım insanlara hiç benzemediğini anlamıştım.

Ve nedense telefonu kapatmadım.