4. Bölüm
O gece telefonu kapattıktan sonra uzun süre odada oturdum.
Lambayı yakmamıştım. Pencereden giren sokak ışığı odanın yalnızca bir bölümünü aydınlatıyordu. Duvarın üzerinde hareket eden gölgeleri izlerken Baran'ın son söylediği kelime zihnimde dönüp duruyordu.
Zamanla.
İnsanların bazı kelimeleri vardır. Söyleniş biçimleri, anlamlarından daha fazla şey anlatır.
Onunki öyleydi.
Telefonumu yatağın üzerine bıraktım ve kalkıp pencereyi kapattım. Camın dış yüzeyine birkaç yağmur damlası vurmuştu. Sokak sessizleşmişti. Gündüzün kalabalığından geriye birkaç araç, uzakta yanan tabelalar ve ara sıra duyulan motor sesleri kalmıştı.
Perdeyi çekerken aşağıda duran siyah aracı gördüm.
Bir an durdum.
Araç apartmanın tam karşısında değildi. Biraz ileride, yolun kenarında park edilmişti.
İçinde biri olup olmadığını anlayamıyordum.
Perdeyi kapattım.
Kendime bunun saçma olduğunu söyledim.
Şehirde siyah araba görmek olağanüstü bir şey değildi.
Üstelik Baran'ın beni takip ettiğini düşünmek için hiçbir sebebim yoktu.
Telefonum titredi.
Bu kez arama değildi.
Baran'dan mesaj gelmişti.
'Pencereyi kapat.'
Kaşlarım çatıldı.
Bir süre ekrana baktım.
Sonra perdeyi yeniden açtım.
Siyah araba hâlâ oradaydı.
Kalbim hızlandı.
Telefonu avucumda sıkıca tuttum.
'Beni mi izliyorsun?'
Mesajı gönderdikten sonra birkaç saniye geçti.
Cevap gelmedi.
Bir dakika.
İki dakika.
Sonunda ekran yeniden aydınlandı.
'Hayır.'
Ardından ikinci mesaj geldi.
'Ben olsaydım, bunu sormana gerek kalmazdı.'
Bu cevap içimdeki huzursuzluğu azaltmadı.
Aksine büyüttü.
Pencerenin önünden çekildim.
Telefonu masanın üzerine bıraktım.
İlk kez onunla konuştuğumdan beri kendime sürekli aynı şeyi söylüyordum.
Bu sadece garip bir tesadüftü.
Fakat tesadüfler insanın hayatına bu kadar kolay yerleşmemeliydi.
Ertesi gün Baran'dan hiçbir haber gelmedi.
Ne mesaj.
Ne arama.
Bu sessizlik beklediğimden daha fazla dikkatimi çekti.
Öğleden sonra Ece'yle bir kafede oturuyorduk. Önümüzde yarım kalmış içecekler, masanın üzerinde dağınık birkaç peçete vardı.
Ece bir şey anlatıyordu.
Ben yine dinliyordum ama gözüm ara sıra telefona kayıyordu.
'Sen birine mi âşık oldun?'
Başımı kaldırdım.
'Ne?'
'Üç gündür telefonuna bakıyorsun.'
'Bakamaz mıyım?'
'Bakabilirsin. Ama sen normalde telefonunu unutursun.'
Güldüm.
'Abartıyorsun.'
Ece bana birkaç saniye baktı.
Sonra omuz silkti.
'Kim olduğunu söylemeyeceksen söyleme.'
'Zaten kimse yok.'
Bu kez sesim biraz fazla hızlı çıkmıştı.
Ece bunu fark etti.
Ama üzerine gitmedi.
Dışarı baktı.
'Şu adam sana bakıyor.'
Refleksle başımı çevirdim.
Kafenin karşı tarafındaki masada oturan bir adam vardı.
Koyu renk mont giymişti.
Telefonuyla ilgileniyor gibi görünüyordu.
Bana bakıp bakmadığını anlayamadım.
'Bence sana öyle geliyor.'
'Hayır.'
Ece'nin sesi ciddileşmişti.
'Az önce de buraya bakıyordu.'
Adama yeniden baktım.
Bu kez o da başını kaldırdı.
Göz göze geldik.
Adam bakışlarını hemen kaçırdı.
Birkaç saniye sonra kalkıp kafeden çıktı.
Ece arkasından baktı.
'Garip.'
'Belki gerçekten tesadüftür.'
Bunu söylerken kendi sözlerime kendim bile inanmadım.
Akşam eve döndüğümde telefonum çaldı.
Baran.
Bu kez aramayı bekletmeden açtım.
'Ne istiyorsun?'
Karşı tarafta kısa bir sessizlik oldu.
Sonra Baran konuştu.
'Bugün yanında kim vardı?'
Olduğum yerde durdum.
'Bunu neden soruyorsun?'
'Merak ettim.'
'Senin merakın beni ilgilendirmiyor.'
'İlgilendirmeli.'
Sesinde öfke yoktu.
Fakat sertliği daha belirgindi.
'Bana ne yapacağımı söyleme.'
'Emir vermiyorum.'
'Öyle konuşuyorsun.'
'Çünkü bazı şeyleri ciddiye alıyorum.'
ben almıyorum.'
Telefonu kapatmak üzereydim.
Baran son anda konuştu.
'Bugün kafeden çıkan adamı tanıyor musun?'
Elim telefonda dondu.
Demek görmüştü.
Ya da bir şekilde öğrenmişti.
'Hayır.'
'Güzel.'
'Güzel olan ne?'
Cevap vermedi.
Birkaç saniye sonra yalnızca şunu söyledi.
'Bundan sonra tanımadığın insanlarla konuşurken biraz daha dikkatli ol.'
'Bana ne yapacağımı söyleme demiştim.'
'Ben de sana emir vermediğimi söyledim.'
'Baran.'
'Ne?'
'Benden ne istiyorsun?'
Uzun bir sessizlik oldu.
Bu kez sesindeki sertlik kaybolmuştu.
'Bilmiyorum.'
Sonra telefon kapandı.
Elimde telefonla öylece kaldım.
İlk kez onun da bazı şeylerin kontrolünü kaybedebileceğini düşündüm.
Fakat ertesi sabah öğrenecektim ki Baran Demir'in kontrolünü kaybetmesi, etrafındaki insanlar için iyi bir şey değildi.