1
Bazı karşılaşmalar tesadüf değildir. Bazı insanlar hayatımıza bir ömürlük iz bırakmak için girer.
Mardin'de sabah, güneşin taş evlerin üzerine düşen ilk ışıklarıyla başlamıştı.
Dar sokaklarda esen hafif rüzgâr, eski taş konakların arasında dolaşıyor, uzaktan gelen ezan sesi şehrin sessizliğine karışıyordu.
Mardin'in kendine has bir güzelliği vardı.
Her sokağında bir hikâye, her taşında geçmişten kalan bir hatıra saklıydı.
Ve bu hikâyenin başkahramanı da o sokaklardan birinde yaşıyordu.
Zeynep Midyatlı.
— Zeynep! Kızım, hâlâ kalkmadın mı?
Annemin sesiyle gözlerimi araladım.
Yorganı üzerime biraz daha çektim.
— Anneee, beş dakika daha!
— Beş dakika dediğin yarım saat oldu! Baban kahvaltıya seni bekliyor.
Gözlerimi devirdim.
İşte günün ilk felaketi.
Babamla aynı sofraya geç kalmak.
Yataktan kalkıp aynanın karşısına geçtim. Uzun kahverengi saçlarımı taradım. Ardından krem rengi eşarbımı başıma yerleştirip aynada kendime baktım.
Üzerime giydiğim beyaz uzun elbisemin kollarını düzelttim.
Bugün şehir merkezine gitmem gerekiyordu. Üniversitedeki son işlemlerimi halledecek, ardından da en yakın arkadaşım Aslı'yla buluşacaktım.
Telefonumu elime aldığımda Aslı'dan gelen mesajı gördüm.
Aslı: Hanımefendi, bugün de beni bekletirsen seni Mardin'in ortasında terk ederim.
Gülümseyerek cevap yazdım.
Ben: Çok konuşma, geliyorum.
Çantamı alıp odadan çıktım.
### Midyatlı Konağı
Merdivenlerden indiğimde kahvaltı masasının başında oturan babamı gördüm.
Mahmut Midyatlı...
Mardin'de sözü dinlenen, ailesine düşkün ama oldukça otoriter bir adamdı.
Yanında annem Emine, karşısında ağabeyim Mert oturuyordu.
Küçük kardeşim Elif ise telefonuyla ilgileniyordu.
— Günaydın, dedim.
Babam gazetesini masaya bıraktı.
— Saat kaç Zeynep?
— Günaydın demek bu kadar zor mu baba?
Elif kıkırdadı.
Mert kahvesinden bir yudum alırken araya girdi.
— Abla, babamla sabah sabah uğraşma. Daha kahvaltı yapmadın.
Ona ters ters baktım.
— Sana soran olmadı Mert.
Annem gülümseyerek önüme tabak koydu.
— Hadi kızım, otur. Kahvaltını yap.
Sandalyeme oturdum.
Babam bir süre beni izledikten sonra konuştu.
— Bugün nereye gideceksin?
— Şehir merkezine. Üniversitedeki işlerimi halledeceğim. Sonra Aslı'yla buluşacağım.
— Tek başına mı?
İç çektim.
— Baba, yirmi üç yaşındayım.
— Yaşının farkındayım kızım. Ama bu şehirde herkes birbirini tanır.
Çatalımı tabağa bıraktım.
— İşte bu yüzden bazen başka bir şehirde yaşamak istiyorum.
Masada kısa bir sessizlik oluştu.
Mert kaşlarını çattı.
— Ne demek başka şehir?
— Mert, bir şey demedim.
Babamın yüzü ciddileşti.
— Bu konuyu bir daha açmayalım.
Dudaklarımı birbirine bastırdım.
Her zamanki gibi...
Bu evde herkesin bir fikri vardı.
Benim hayatım hakkında da herkes konuşabiliyordu.
Bir tek benim ne istediğim önemli değildi.
### Şadoğlu Konağı
Mardin'in başka bir köşesinde, büyük ve gösterişli bir taş konağın kapıları açıldı.
Baran Şadoğlu merdivenlerden ağır adımlarla indi.
Üzerinde siyah gömleği, koyu renk pantolonu vardı. Saçları hafif dağınıktı.
Yüzündeki ifade her zamanki gibi ciddiydi.
Salona girdiğinde babası Şahin Bey'in kendisini beklediğini gördü.
— Nerede kaldın?
Baran saatine baktı.
— Günaydın baba.
— Seninle konuşmam gerekiyor.
Baran sandalyesine oturdu.
— Dinliyorum.
Şahin Bey elindeki çay bardağını masaya bıraktı.
— Bu akşam misafirlerimiz var.
— Ee?
— Nehir ve ailesi gelecek.
Baran'ın yüzündeki ifade değişmedi.
— Benim bundan haberim yoktu.
— Şimdi var.
— Baba, yine aynı konuysa hiç konuşmayalım.
Annesi Gülsüm Hanım araya girdi.
— Baran, baban sadece senin geleceğini düşünüyor.
Baran başını annesine çevirdi.
— Anne, benim geleceğimi benim dışımda herkes düşünüyor zaten.
Küçük kardeşi Kaan kahkaha attı.
— Abi, bu akşam Nehir ablayla düğün tarihini de konuşursunuz artık.
Baran ona sert bir bakış attı.
— Kaan.
— Tamam, sustum.
Şahin Bey sandalyesinde doğruldu.
— Bu ailede bazı kararlar sadece sana bağlı değil.
Baran ayağa kalktı.
— Benim hayatımla ilgili kararları ben veririm.
Ceketini alıp kapıya yöneldi.
Arkasından babasının sesi duyuldu.
— Baran! Nereye gidiyorsun?
— Biraz hava almaya.
Kapıyı sertçe kapattı.
### İlk Karşılaşma
Öğleye doğru Mardin sokakları kalabalıklaşmıştı.
Elimde telefonum, Aslı'nın gönderdiği konuma bakarak ilerliyordum.
Bir yandan da ona mesaj yazıyordum.
Aslı: Neredesin kızım?
Ben: Geliyorum, sabret.
Tam o sırada karşıdan gelen bir çocuk aniden önüme çıktı.
Elindeki top yere yuvarlandı.
Eğilip topu almak istediğim sırada başka birinin de aynı anda uzandığını fark ettim.
Parmaklarımız birbirine değdi.
Başımı kaldırdım.
Karşımda uzun boylu, siyah gömlekli bir adam duruyordu.
Koyu renk gözleri doğrudan bana bakıyordu.
Bir anlığına ne söyleyeceğimi unuttum.
Adam topu alıp küçük çocuğa uzattı.
— Al bakalım aslanım. Bir daha yola fırlama, tamam mı?
Çocuk gülümseyerek uzaklaştı.
Ben de çantamı omzuma yerleştirip yürümeye başladım.
Ancak arkamdan gelen sesle durdum.
— Bir teşekkür bile etmeyecek misiniz?
Kaşlarımı kaldırarak arkamı döndüm.
— Neden teşekkür edecekmişim?
Adam hafifçe gülümsedi.
— Az önce çocuğa çarpmamanız için topu ben aldım.
— Ben de alabilirdim.
— Fark ettim. Zaten aynı anda uzandık.
Gözlerimi devirdim.
— O zaman sorun yok.
Yanından geçeceğim sırada yeniden konuştu.
— Biraz sertsiniz galiba.
Durup ona baktım.
— Siz de biraz fazla konuşuyorsunuz galiba.
Adamın dudaklarının kenarı kıvrıldı.
— Baran.
Ne?
Elini uzatmıştı.
Bir an eline, sonra yüzüne baktım.
— Ne?
— Adım Baran.
İçimden derin bir nefes aldım.
— Güzel. Benim de bir yere yetişmem gerekiyor.
Elini sıkmadan yanından geçtim.
Arkamdan hafif bir kahkaha yükseldi.
İşte o an, bu adamın oldukça sinir bozucu biri olduğuna karar vermiştim.
### Aslı'nın Yanı
Kafeye girdiğimde Aslı çoktan masaya oturmuştu.
Beni görür görmez el salladı.
— Nihayet! Seni beklerken yaşlandım.
Sandalyeye oturdum.
— Abartma.
— Yüzün neden böyle?
— Nasıl?
— Sanki biri sinirlerini bozmuş gibi.
Çantamı sandalyenin yanına bıraktım.
— Sinir bozucu bir adamla karşılaştım.
Aslı'nın gözleri parladı.
— Adam mı?
— Aslı!
— Tamam, tamam. Anlat bakalım.
Olanları anlattım.
Aslı kahkahalarla gülmeye başladı.
— Kızım, adam sadece adını söylemiş.
— Gereksiz yere!
— Peki yakışıklı mıydı?
Bir an sustum.
Siyah saçları, koyu gözleri ve kendinden emin bakışları aklıma geldi.
— Eh işte.
Aslı masaya doğru eğildi.
— Yani yakışıklıydı.
— Aslı, sus!
İkimiz de gülmeye başladık.
Ama bilmediğim bir şey vardı.
Az önce karşılaştığım adamın kim olduğunu öğrendiğimde bu kadar rahat gülemeyecektim.
Çünkü o adam...
Mardin'in en köklü ailelerinden biri olan Şadoğlu ailesinin büyük oğluydu.
Ve kader, bizi yeniden karşılaştırmak için çoktan harekete geçmişti.
### Akşam – Şadoğlu Konağı
Baran, çalışma odasında telefonuyla ilgilenirken kapı çalındı.
— Gir.
İçeri Kaan girdi.
— Abi, babam seni aşağı çağırıyor.
— Ne oldu?
Kaan sırıttı.
— Misafirler geldi.
Baran gözlerini kapattı.
— Nehir mi?
— Aynen.
Baran ayağa kalktı, gömleğinin kollarını düzeltti ve odadan çıktı.
Salona girdiğinde Nehir'i, ailesini ve babasını gördü.
Ancak gözleri masanın üzerindeki fotoğrafa takıldı.
Fotoğrafta iki aile birlikteydi.
Şahin Bey konuşmaya başladı.
— Baran, artık evlilik meselesini ciddiye almanın zamanı geldi.
Baran çenesini sıktı.
— Baba, bu konuyu konuştuk.
Nehir gülümseyerek ona yaklaştı.
— Baran, belki de birbirimize bir şans vermeliyiz.
Baran cevap vermedi.
Aklına nedensizce öğlen karşılaştığı kız geldi.
Ela gözleri, kendinden emin tavırları...
Başını hafifçe salladı.
Ne saçmalıyorum ben?
### Gece – Midyatlı Konağı
Odama çıktığımda telefonuma bir bildirim geldi.
Tanımadığım bir numaraydı.
Mesajı açtım.
Bilinmeyen Numara:
Bugün biraz kaba davrandınız, Zeynep Hanım.
Kaşlarımı çattım.
Bu adam da kimdi?
Hemen cevap yazdım.
Ben:
Siz kimsiniz?
Birkaç saniye sonra cevap geldi.
Bilinmeyen Numara:
Bugün tanışmıştık. Baran.
Gözlerimi büyüttüm.
Bu adam numaramı
Yorumlar
- Azad Yiğit: 👏👏👏
- Ayşe Pekmez: Bu sahne zeynepin hayatına dair harika bir başlangıç umarım başrol olmayı başarır
- Volkan Eryılmazlı: Bütün aile ilgilenip durmuşa değil mi?
- Eda Rüzgar: Bu adam nasıl olur da böyle rahatsız edici mesajlar atar eğri oynamayı bırakma
- Eda Vural: zeynep önerim bu konuyu açmamak üzerine
- Beyza: Telefon numarasını kimden aldı acaba aslı olabilir mi acaba
- Azad Yiğit: Malesef öyle. Elinize sağlık 👏👏
- Ötüken Kalemi 00 Kalem: Eline sağlık