2
MARDİNLİ GÜZEL
2. BÖLÜM — ŞADOĞLU KONAĞINDAKİ SIR
Zeynep'in Gözünden
Sabahın ilk ışıkları odamın perdelerinden içeri süzülürken gözlerimi araladım.
Aslında uyanmak istemiyordum. Çünkü bugün gitmek istemediğim bir yere gidecektim.
Şadoğlu Konağı...
Daha dün karşılaştığım o kendini beğenmiş adamla yeniden karşılaşma ihtimali bile sinirlerimi bozmaya yetiyordu.
Yatağımda doğrulup komodinin üzerindeki telefonumu aldım.
Dün geceki mesajlarımız hâlâ ekrandaydı.
Baran: Yarın görüşürüz, Mardinli güzel.
Telefonu yatağa bıraktım.
— Allah'ım, sabır ver.
Tam o sırada kapım açıldı.
— Günaydın, prenses!
Başımı kaldırdım.
Elif, yüzünde kocaman bir gülümsemeyle kapının önünde duruyordu.
— Ne var?
— Abla, bugün Şadoğullarına gidiyoruz. Unuttun mu?
— Unutmadım. Keşke unutsaydım.
Elif yatağımın kenarına oturdu.
— Neden? Bence çok güzel olacak.
— Sen git eğlen. Ben evde kalayım.
— Babam izin vermez.
Gözlerimi kapattım.
— Biliyorum.
Elif kahkaha atarak ayağa kalktı.
— Hadi hazırlan. Annem seni bekliyor.
Kapıdan çıkarken arkasını dönüp ekledi:
— Bu arada abla, Baran Şadoğlu çok yakışıklıymış.
Yastığı alıp ona fırlattım.
— ELİF!
Kahkahalarla odadan kaçtı.
Midyatlı Konağı – Kahvaltı
Aşağı indiğimde herkes masadaydı.
Babam her zamanki yerinde oturmuş, çayını içiyordu.
Annem mutfaktan son tabakları getiriyordu.
Mert ise telefonuyla ilgileniyordu.
— Günaydın.
Annem gülümseyerek bana baktı.
— Günaydın kızım. Gel, otur.
Sandalyeme yerleştim.
Babam gazeteyi katladı.
— Bu akşam Şadoğlu ailesinin konağına gidiyoruz. Herkes hazır olsun.
— Baba, biliyoruz. Elif sabahın köründen beri bunu anlatıyor.
Elif hemen araya girdi.
— Çünkü sen hâlâ hazırlanmadın!
Mert güldü.
— Bu akşam Zeynep'in başına iş açılacak gibi.
Ona baktım.
— Ne demek istiyorsun?
— Hiç. Sadece merak ediyorum, Şadoğlu ailesinin genç beyiyle tanışacak mısın?
Çatalımı tabağa bıraktım.
— Tanıyorum zaten.
Masadaki herkes aynı anda bana döndü.
Babam kaşlarını çattı.
— Ne demek tanıyorum?
Eyvah.
Ağzımdan kaçırmıştım.
— Yani... Daha önce karşılaştık.
Mert'in yüzündeki gülümseme kayboldu.
— Nerede?
— Şehir merkezinde.
Babamın sesi sertleşti.
— Ne konuştunuz?
— Baba, sadece birkaç kelime konuştuk. Abartılacak bir şey yok.
Mert araya girdi.
— Zeynep, bir sorun mu var?
Derin bir nefes aldım.
— Hayır Mert. Bir sorun yok.
Babam çayından bir yudum aldı.
— İyi. Bu akşam herkes dikkatli olsun. Şadoğlu ailesi bizim için kıymetlidir.
Başımı salladım.
İçimden ise tek bir şey geçiriyordum.
Keşke bu akşam hiç gelmeseydi.
Şadoğlu Konağı
Akşam olduğunda Şadoğlu Konağı ışıl ışıl parlıyordu.
Büyük taş avlunun ortasına özenle hazırlanmış masalar yerleştirilmişti. Konağın duvarlarındaki sarı ışıklar taşlara ayrı bir güzellik katıyordu.
Şahin Şadoğlu misafirlerini karşılamak için kapının önünde bekliyordu.
Yanında eşi Gülsüm Hanım vardı.
Bir süre sonra Midyatlı ailesinin arabası konağın önünde durdu.
Babam arabadan indi.
Ardından annem, Mert, Elif ve ben...
Şahin Bey babamı görünce kollarını açtı.
— Mahmut kardeşim! Hoş geldin!
— Hoş bulduk Şahin.
İki adam sarılarak selamlaştı.
Gülsüm Hanım anneme yaklaştı.
— Emineciğim, seni görmek ne güzel.
— Benim için de öyle.
Elif çoktan konağı incelemeye başlamıştı.
Ben ise mümkün olduğunca arka planda kalmaya çalışıyordum.
Ta ki o sesi duyana kadar.
— Hoş geldiniz.
Başımı kaldırdım.
Karşımda siyah takım elbisesiyle Baran duruyordu.
Gömleğinin ilk düğmesi açıktı. Saçları özenle şekillendirilmişti.
Gözleri önce babama, sonra bana çevrildi.
Dudaklarının kenarı hafifçe kıvrıldı.
— Zeynep Hanım.
Dişlerimi sıktım.
— Baran Bey.
Bana doğru biraz eğildi.
— Demek sonunda geldiniz.
— Görünüşe göre kader bugün benden yana değil.
Baran gülmemek için dudaklarını birbirine bastırdı.
— Ben tam tersini düşünüyorum.
— Düşünmeye devam edin.
Yanından geçip içeri girdim.
Arkamdan Kaan'ın kahkahasını duydum.
— Abi, bu kız seni hiç takmıyor!
Baran'ın cevabı gecikmedi.
— Fark ettim kardeşim.
Aynı Masa, Farklı Dünyalar
Hepimiz büyük yemek masasına yerleşmiştik.
Babamla Şahin Bey eski günlerden konuşuyordu.
Mert ve Kaan ise kendi aralarında sohbet ediyordu.
Elif çoktan Kaan'la arkadaş olmuştu.
Ben annemin yanında oturuyordum.
Ta ki Gülsüm Hanım konuşana kadar.
— Zeynep kızım, sen ne okuyordun?
Gülümseyerek cevap verdim.
— Mimarlık okuyorum Gülsüm teyze.
— Ne güzel! Mardin'in taş evleriyle ilgilenmek hoşuna gidiyordur.
— Çok seviyorum. Özellikle eski Mardin evlerinin mimarisine bayılıyorum.
Şahin Bey memnuniyetle başını salladı.
— Bizim Baran da işlerin başında. İnşaat ve restorasyon projelerimizle ilgileniyor.
Baran çatalını tabağına bıraktı.
— Babam sağ olsun, bütün işleri üzerime yıkıyor.
Kaan güldü.
— Abi, işten kaçtığın zamanları da anlatsana.
— Kaan, yemeğini ye.
Herkes güldü.
Ben de istemeden gülümsedim.
Baran gözlerini bana çevirdi.
— Siz de gülüyorsunuz demek.
Gülümsemem anında kayboldu.
— Komik bir şey duydum.
— Ben de sizi güldürebilirim aslında.
— Buna hiç ihtiyacım yok.
Mert araya girdi.
— Baran, kardeşimle uğraşma. Sabah beri huysuz zaten.
Baran ona döndü.
— Merak etmeyin Mert Bey. Henüz bir şey yapmadım.
Gözlerimi devirdim.
Henüz mü?
Bu adam gerçekten sabrımı sınamak için yaratılmıştı.
Avlu – Beklenmedik Konuşma
Yemekten sonra biraz hava almak için avluya çıktım.
Taş duvarların üzerindeki sarmaşıkları inceliyor, uzaktan görünen Mardin manzarasını seyrediyordum.
Şehrin ışıkları yavaş yavaş yanmaya başlamıştı.
Derin bir nefes aldım.
— Burada saklanıyorsunuz demek.
Arkamı döndüm.
Tahmin ettiğim gibi Baran.
— Saklanmıyorum. Hava alıyorum.
— İçerisi sıkıcı mı geldi?
— Açıkçası evet.
Yanıma geldi.
Aramızda birkaç adımlık mesafe bıraktı.
— Herkese böyle misiniz?
— Nasıl?
— Mesafeli.
Omuz silktim.
— Hak edene göre değişir.
Gülümsedi.
— Peki ben neyi hak ettim?
Ona döndüm.
— Henüz karar vermedim.
Bir süre sessiz kaldı.
Sonra beklemediğim bir soru sordu.
— Gerçekten mimarlık mı okuyorsunuz?
— Evet.
— Neden?
Kaşlarımı çattım.
— Ne demek neden?
— Yani neden mimarlık?
Manzaraya döndüm.
— Çünkü eski yapıları seviyorum. Bir binanın sadece taşlardan ibaret olmadığını düşünüyorum. Her taşın bir hikâyesi var. İnsanlar gidiyor ama yaptıkları şeyler kalıyor.
Baran bir süre beni izledi.
— Güzel düşünce.
— Teşekkür ederim.
— Demek ki sadece sinirlenmeyi bilmiyorsunuz.
Ona döndüm.
— Baran!
Kahkaha attı.
— Tamam, tamam.
Tam o sırada telefonum çaldı.
Ekranda Aslı'nın adı yazıyordu.
— Bir dakika, açmam gerekiyor.
Telefonu kulağıma götürdüm.
— Alo?
— KIZIM! Neredesin sen?
— Evde değilim, aile yemeğindeyim.
— Hangi aile yemeği?
Gözlerim Baran'a kaydı.
— Şadoğullarındayım.
Aslı'nın sesi bir anda değişti.
— NE?!
Telefonu kulağımdan biraz uzaklaştırdım.
— Aslı, bağırma!
— Kızım, orada Baran Şadoğlu da var mı?
Baran kaşlarını kaldırdı.
Ben de ona bakarak cevap verdim.
— Maalesef.
Baran gülmeye başladı.
Aslı telefonda heyecanla konuşmaya devam ediyordu.
— Kızım, fotoğrafını çek!
— Aslı, kapatıyorum.
Telefonu kapattım.
Baran hâlâ gülümsüyordu.
— Maalesef mi?
— Yanlış duymadınız.
— Bence bu kadar kötü değilim.
— Daha tanımıyorsunuz kendinizi.
Bu kez kahkahasını tutamadı.
İlk defa onu böyle gülerken görüyordum.
Ve itiraf etmeliyim ki...
Gülüşü yüzüne yakışıyordu.
Ama bunu ona asla söylemeyecektim.
Baran'ın Gözünden
Zeynep'in arkasından avlunun kapısına kadar baktım.
Bu kız gerçekten farklıydı.
Bugüne kadar etrafımda benimle konuşmak için fırsat kollayan onlarca insan olmuştu.
Ama Zeynep...
Beni gördüğü her an uzaklaşmanın bir yolunu arıyordu.
Garip olan, bu durumun hoşuma gitmesiydi.
— Abi!
Kaan'ın sesiyle düşüncelerimden sıyrıldım.
— Ne var?
Yanıma gelip omzuma vurdu.
— Hayırdır? Gözlerin kızın arkasından kaldı.
— Saçmalama.
— Ben seni tanıyorum abi.
— Kaan.
— Tamam, sustum. Ama bence bu sefer işin zor.
Ona döndüm.
— Neden?
Kaan sırıttı.
— Çünkü Zeynep abla seni hiç sevmiyor.
İstemeden güldüm.
— Göreceğiz.
Midyatlı Konağı
Yorumlar
- Funda Vuralcan: Her şeyin sırlarının çıkmasını ümit ediyorum zeynep kapatın bu kitabı!
- Kaan Duman: Keşke o yüz yüze gelmeseydin baranın varlığı yeterince sinir bozucu
- Beren Pak: maalesef derken tam da onu hesaba katmak isteyecek iş değil
- Akduman: hem gitmek istemiyorsun hem de gideceksin neden bu kadar karmaşık düşünüyorsun?
- Pınar Eryılmaz: Bu akşam masada olup olmadığın için kendine çok şanslı sayabilirsin
- İsmail Parlak: Baban bu konuya dikkat çekiyor ama ne muamması bizi beklediğini bilemedik
- Hatice Çetin: şadoğlu konağına gitmemek adına her şeyi yapmalısın
- Elif Levent: durumu bilmediğimiz bilmediklerimizin üstüne gideceği yoruma sebep olacak