Keşfet

## 2. BÖLÜM — CİHAN PAYİTAHTINDA BİR MECZUP

# 📜 MECNUN-U TABİP

# MECNUN-U TABİP

## 2. BÖLÜM — CİHAN PAYİTAHTINDA BİR MECZUP

Dimitri gözlerini açtığında başı ağrıyordu.

Yerde yatıyordu. Bir süre kalkmadan etrafına baktı. Son hatırladığı şey, boynundaki kehribar kolyenin kırılması ve karşısındaki üç kadındı. Ardından karanlık gelmişti.

Lukas neredeydi?

Dimitri doğrulup hemen boynuna dokundu. Kolyenin yerinde olmadığını görünce ayağa kalktı. Yere, taşların arasına, duvar diplerine baktı. Zincirden küçük bir parça bile bulamadı.

“Olmaz böyle bir şey…”

Bulunduğu yer tanıdık geliyordu. Dar sokaklar, dükkânlar, taş döşeli yollar… Burası Konstantinopolis'ti. Ama şehir hatırladığı gibi değildi.

Sokaklar kalabalıktı. İnsanlar alışveriş yapıyor, satıcılar müşterilerine sesleniyor, uzaktan çekiç sesleri geliyordu. Bazı binalar değişmişti. Dimitri'nin bildiği şehrin üzerine başka bir şehir kurulmuş gibiydi.

Yakındaki bir dükkâna yöneldi.

“Affedersiniz, bir şey sorabilir miyim?”

Dükkân sahibi başını kaldırdı.

“Buyur.”

“Burası Konstantinopolis, değil mi?”

Adam şaşkınlıkla baktı.

“İstanbul burası. Başka neresi olacak?”

Dimitri yutkundu.

“Peki, hangi yıldayız?”

Dükkân sahibi elindeki kumaşı bıraktı.

“Sekiz yüz altmış beş civarı. Hicrî takvime göre.”

Dimitri'nin yüzü değişti.

“Bir daha söyler misiniz?”

Adam bu kez daha dikkatli baktı.

“Sekiz yüz altmış beş dedim. İyi misin sen?”

Dimitri cevap vermedi. Hesap kafasında dönüp duruyordu. Miladi takvime göre 1460 yılıydı.

Oysa o, 1450'deydi.

Aradan on yıl geçmişti.

“Hayır… Bu mümkün değil.”

Dükkân sahibi tezgâhın arkasından çıktı.

“Birini mi arıyorsun?”

Dimitri ona döndü.

“Ben daha dün buradaydım. Her şey yerli yerindeydi. Şimdi nasıl on yıl geçmiş olabilir?”

Adam geri çekildi.

“Ben nereden bileyim? Git, bir hekime görün.”

Dimitri dükkândan çıktı. Kalabalığa baktı. Belki biri onu tanırdı. Belki Lukas bir yerlerdeydi. Belki bütün bunların açıklaması vardı.

“Lukas!”

Birkaç kişi dönüp baktı.

“Lukas, beni duyuyor musun?”

Cevap yoktu.

Dimitri'nin sesi yükseldi.

“Cadılar! O kadınlar yüzünden oldu! Kolye kırıldı ve ben…”

Bir kadın çocuğunu yanına çekti.

“Uzak durun şundan.”

“Beni dinleyin!” Dimitri çevresindekilere döndü. “Ben deli değilim! Bir şey oldu. Beni buraya onlar getirdi!”

Kalabalıktan biri alaycı bir sesle konuştu.

“Kim getirdi? Cinler mi?”

Dimitri adama doğru bir adım attı.

“Ben bir hekimim. İnsanları iyileştiriyorum. Neden böyle bir şey uydurayım?”

Tam o sırada iki yeniçeri yanlarına geldi.

“Burada ne oluyor?”

Bir satıcı hemen konuştu.

“Bu adam sabahtan beri bağırıyor, efendim. Halkı korkutuyor.”

Yeniçerilerden biri Dimitri'ye döndü.

“Adın ne?”

“Dimitri.”

“Nerelisin?”

“Bu şehirdenim.”

“Öyleyse ne diye ortalığı birbirine kattın?”

Dimitri ellerini saçlarına götürdü.

“Çünkü on yıl geçmiş! Benim için birkaç dakika bile olmadı!”

Askerlerden biri arkadaşına baktı.

“Bunu da duydun mu?”

Dimitri öfkeyle onlara döndü.

“Benimle dalga geçmeyin!”

“Kimse seninle dalga geçmiyor. Bizimle gel.”

“Nereye?”

“Sorularını orada cevaplayacaksın.”

Dimitri önce itiraz edecek oldu. Sonra durdu. Bu insanlara kendisini anlatamıyordu. Belki sarayda biri onu dinlerdi.

“Sultan'la konuşmam gerekiyor,” dedi.

Yeniçerilerden biri kaşını kaldırdı.

“Öyle mi? Haydi bakalım. Onu da orada anlatırsın.”

Dimitri onlarla birlikte yürüdü.

---

Sarayda önce birkaç görevli tarafından sorgulandı. Nereden geldiğini, ne iş yaptığını, neden sokakta bağırdığını sordular. Dimitri başından geçenleri anlattı ama yüzlerindeki ifadeden kendisine inanmadıklarını anladı.

Bir süre sonra geniş bir salona götürüldü.

İçeride devlet adamları vardı. Salonun diğer ucunda oturan hükümdarı görünce Dimitri durdu.

Fatih Sultan Mehmed.

Dimitri başını eğdi.

“Yaklaş,” dedi hükümdar.

Dimitri birkaç adım attı.

“Adın Dimitri mi?”

“Evet, Sultanım.”

“Bir hekim olduğunu söylediler. Peki, neden sokakta insanları korkutuyordun?”

Dimitri ne söyleyeceğini düşündü. Aynı şeyleri tekrar anlatmaktan yorulmuştu ama başka çaresi yoktu.

“Çünkü başıma gelenleri kimseye anlatamıyorum.”

Fatih elini hafifçe kaldırdı.

“Öyleyse anlat. Burada seni dinleyen var.”

Dimitri derin bir nefes aldı.

Dükkânını, ortağı Lukas'ı, hastayı ve üç kadını anlattı. Kolyenin kırılmasına geldiğinde eli istemsizce boynuna gitti.

“Sonra gözlerimi açtım ve kendimi burada buldum. Bana on yıl geçtiğini söylüyorlar. Ben o kadar zamanın geçtiğini hiç hissetmedim.”

Sözünü bitirdiğinde salonda sessizlik oldu.

Vezirlerden biri öne çıktı.

“Sultanım, bu adamın aklı karışmış olabilir. Darüşşifaya gönderilmesi uygun olur.”

Dimitri hemen itiraz etti.

“Ben hasta değilim!”

Vezir ona döndü.

“Peki, anlattıklarını nasıl kanıtlayacaksın?”

Dimitri sustu.

Kolyeyi gösteremezdi. Kadınların kim olduğunu bilmiyordu. On yıl önce yaşadıklarını doğrulayacak birini bile bulamamıştı.

Fatih bir süre onu inceledi.

“Dimitri, anlattıklarını kanıtlayamıyorsun. Bunu anlıyor musun?”

“Anlıyorum, Sultanım. Ama yalan söylemiyorum.”

“Peki, neden sana inanmamızı bekliyorsun?”

Dimitri başını kaldırdı.

“Çünkü ben de ne olduğunu bilmiyorum. Bilseydim buraya gelip yardım istemezdim.”

Fatih'in yüzünde belirgin bir ifade yoktu.

“Bir hekim tarafından muayene edilsin. Yaraları kontrol edilsin, dinlensin. Söylediklerini de araştıracağız.”

Vezir başını eğdi.

“Emredersiniz.”

Dimitri yeniden hükümdara döndü.

“Beni serbest bırakmayacak mısınız?”

“Şimdilik darüşşifada kalacaksın. Sana suçluymuşsun gibi davranılmasını istemiyorum. Fakat anlattıkların açıklığa kavuşana kadar gözetim altında olacaksın.”

Dimitri'nin omuzları düştü.

“Ben yalnızca eve dönmek istiyorum.”

Fatih kısa bir süre sustu.

“Önce ne olduğunu anlamamız gerekiyor.”

Görevliler Dimitri'yi dışarı çıkardığında arkasına baktı. Hükümdar önündeki işlere dönmüştü.

Dimitri onun kendisine inanmadığını biliyordu. Yine de Fatih'in sözlerinde bir şey dikkatini çekmişti: Anlattıklarını araştıracaklarını söylemişti.

Şimdilik elindeki tek umut buydu.

---

Darüşşifaya vardıklarında hava kararmıştı.

Bir hekim Dimitri'yi muayene etti. Başındaki yarayı temizledi, birkaç soru sordu ve ona su bıraktı.

“Biraz dinlen. Yarın yeniden konuşuruz.”

“Bana inanıyor musun?” diye sordu Dimitri.

Hekim duraksadı.

“Ben hekimim. Önce seni muayene ederim. Sonra bir karara varırım.”

Dimitri istemsizce güldü.

“Keşke herkes böyle düşünseydi.”

Hekim cevap vermeden odadan çıktı.

Dimitri yatağın kenarına oturdu. Pencerenin önünde demir parmaklıklar vardı. Koridordan ayak sesleri geliyordu.

Elini boynuna götürdü. Kolyeden geriye yalnızca zincirin küçük bir parçası kalmıştı.

Annesi bu kolyeyi ona verirken neden bu kadar endişelenmişti?

Babası neden kolyenin nereden geldiğini anlatmaktan kaçınmıştı?

Üç kadın ailesinin sırrını nereden biliyordu?

Dimitri başını ellerinin arasına aldı.

Bir de Lukas vardı.

O gün kullandığı karışım yüzünden bir kadın ölmüştü. Dimitri, ortağının ne yaptığını anlamaya çalışmış ama olanları durduramamıştı. Şimdi Lukas'ın nerede olduğunu bile bilmiyordu.

“Umarım iyisindir,” diye mırıldandı.

O sırada odanın köşesinden hafif bir ses geldi.

Dimitri başını kaldırdı.

Duvarın dibinde bir gölge vardı. Önce bunun kandilin ışığından kaynaklandığını düşündü. Ancak gölge, ışığın yönüne ters biçimde uzuyordu.

Ayağa kalktı.

“Kim var orada?”

Cevap gelmedi.

Dimitri yavaşça yaklaştı. Tam gölgeye dokunacakken duvarın üzerinde kırmızı bir çizgi belirdi.

Ardından bir çizgi daha.

Sonra üçüncüsü.

Üç çizginin etrafında ince bir daire oluştu.

Dimitri olduğu yerde kaldı.

Bu işareti tanıyordu.

Kitapta görmüştü.

“Hayır…” diye fısıldadı.

İşaretin ortası hafifçe parladı. Oda bir anda soğudu.

Ardından bir kadın sesi duyuldu.

“Henüz değil.”

Dimitri'nin nefesi kesildi. Bu, o gün duyduğu sesti.

“Sen kimsin?” diye bağırdı. “Benden ne istiyorsun?”

Cevap gelmedi.

“Beni buraya sen mi getirdin?”

İşaret bir an daha parladı.

Sonra duvardan silinmeye başladı.

“Dur! Daha bitmedi!”

Dimitri duvara doğru atıldı ama elini uzattığında geriye hiçbir şey kalmamıştı. Yalnızca taşın üzerinde belli b

Yorumlar

  • Ege Yıldız: dimitri o yere niye düştün ki?
  • Gülay: dimitri belki de bir çıkış yolu bulmalısın çok tehlikeli bu
  • Deniz Mutlu: nasıl on yıl geçmiş olabilir?
  • Aslı Akçay: Keşke o kadınları hiç görmeseydin şimdi neredesin sen?