Keşfet

## 9. BÖLÜM — Ayasofya’nın Gölgesinde Bir Yabancı

# 📜 MECNUN-U TABİP

# MECNUN-U TABİP

## 9. BÖLÜM — Ayasofya’nın Gölgesinde Bir Yabancı

Dimitri gece boyunca doğru düzgün uyuyamadı.

Saraydaki odası sessizdi. Pencereden İstanbul’un gece sesleri geliyordu. Arada koridordan geçen görevlilerin ayak seslerini duyuyor, sonra yeniden sessizliğe gömülüyordu.

Yatağında doğrulup göğsündeki işarete baktı. Giysisinin altında kalan mühür, başına gelenleri her hatırladığında aklına düşüyordu.

1450'de başlayan her şey, ondan sonra bir daha eskisi gibi olmamıştı.

Önce 1460'a gelmiş, ardından kendisini 1492'de bulmuştu. Üstelik mermer sütunda gördüğü yaşlı yüzün görüntüsü hâlâ gözlerinin önündeydi.

Elini sakalına götürdü. Aynada gördüğü yüzle o görüntüyü bir türlü bağdaştıramıyordu.

Bir de Selanikli Mustafa meselesi vardı.

Saraydakiler onu bu isimle tanıyordu. Birileri onun geleceğini beklemiş, hatta kendisine ait olduğu söylenen bir kese vermişti. Oysa Dimitri, Mustafa'nın kim olduğunu bile bilmiyordu.

“Ben kimsenin yerine geçmedim,” diye mırıldandı.

Sanki bunu birine anlatabilse her şey çözülecekmiş gibi hissediyordu.

Göğsündeki mühür hafifçe ısındı. Dimitri elini oraya koyup bekledi. Birkaç saniye sonra sıcaklık geçti.

Yataktan kalkıp pencereye gitti.

İstanbul'un sokakları karanlığa gömülmüştü. Şehir ona tanıdık geliyordu ama artık bildiği İstanbul değildi. İnsanlar, kıyafetler, sokaklardaki sesler… Hepsi aynı şehrin içinde başka bir hayata aitti.

Buraya nasıl geldiğini bilmiyordu. Geri dönmenin bir yolu olup olmadığını da.

Bildiği tek şey, başına gelenlerin tesadüf olmadığıydı.

Bir süre daha pencerede durduktan sonra yatağına döndü. Sabah olmadan çözebileceği bir sır yoktu.

En azından biraz dinlenmeye çalışmalıydı.

---

Sabah kapısı çalındığında Dimitri çoktan uyanmıştı.

“Gelin.”

Kapı açıldı. İçeri, önceki gün kendisini Sultan'ın huzuruna götüreceğini söyleyen genç vezir girdi.

“Günaydın, Tabip Mustafa. Dinlenebildiniz mi?”

“Biraz. Buraya alışmak kolay değil.”

“Zamanla alışırsınız.”

Dimitri bu cevaba karşılık vermedi. Vezir de onu daha fazla sorgulamadı.

“Bugün Sultanımız cuma namazı için Ayasofya'ya gidecek. Siz de bizimle geleceksiniz.”

Dimitri kaşlarını hafifçe kaldırdı.

“Benim de gelmem mi gerekiyor?”

“Sultanımızın emri bu yönde. Namazdan sonra sizi ne zaman huzuruna kabul edeceği belli olacak.”

Dimitri başını salladı. İçinde bir huzursuzluk vardı. Sultan'ın karşısına çıkmak zaten yeterince zordu; şimdi bir de bilmediği bir ortamda dikkat çekmemeye çalışacaktı.

Genç vezir kapıya yöneldi, sonra dönüp ona baktı.

“Hazırlanmanız için biraz vaktiniz var. Bir şeye ihtiyacınız olursa görevliye haber verin.”

“Bir şey sorabilir miyim?”

“Elbette.”

“Sultan beni neden görmek istiyor?”

Vezir kısa bir süre düşündü.

“Bunu benim bilmem mümkün değil. Size gelen emir, huzura kabul edileceğiniz yönündeydi.”

Dimitri daha fazlasını öğrenemeyeceğini anladı.

“Peki. Hazırlanırım.”

Vezir odadan çıktı.

Dimitri giysilerini düzeltti. İçinden, *Umarım kendimi daha fazla açıklamak zorunda kalmam,* diye geçirdi.

---

Saraydan çıktıklarında İstanbul çoktan hareketlenmişti.

Dükkânlarını açan esnaf, alışverişe çıkan insanlar ve cuma namazına yetişmeye çalışan kalabalık sokakları dolduruyordu. Dimitri, genç vezirin yanında yürürken çevresine bakıyordu.

Ayasofya uzaktan göründüğünde adımları yavaşladı.

Yapıyı daha önce de görmüştü. Fakat şimdi karşısında duran bina, hatırladığı zamandakinden farklı bir hayatın içindeydi. Şehir değişmiş, yıllar geçmişti. Dimitri ise bütün bunların arasında kendisine bir yer bulmaya çalışıyordu.

Genç vezir onun duraksadığını fark etti.

“Bir şey mi oldu?”

“Hayır. Sadece burayı uzun zamandır görmemiştim.”

Bu söz ağzından çıkar çıkmaz sustu. Fazla şey söylemiş olabileceğini düşündü.

Vezir ona kısa bir bakış attı ama üzerinde durmadı.

“İçeri girelim. Kalabalık artıyor.”

Ayasofya'ya girdiklerinde insanlar namaz için yerlerini alıyordu. Dimitri de kalabalığın arasında kendine uygun bir yer buldu. Çevresindekileri takip ederek namaza katıldı.

Zihni zaman zaman başka yerlere kaysa da kendini toparlamaya çalıştı. Annesi, Lukas ve kaybolan kolyesi aklına geldi. Hepsini yeniden görebilmek için ne kadar beklemesi gerektiğini bilmiyordu.

Namazın ardından insanlar dışarı çıkmaya başladı.

Dimitri, genç vezirin yanına yetişmek için kalabalığın arasından ilerlerken bir adam dikkatini çekti.

Adam birkaç adım ötede durmuş, doğrudan ona bakıyordu.

Dimitri önce bunun tesadüf olduğunu düşündü. Fakat kalabalık hareket ettiği hâlde adam yerinden ayrılmadı. Bakışlarını da ondan çekmedi.

Dimitri durdu.

Adam başını hafifçe eğdi. Ardından insanların arasına karışıp gözden kayboldu.

Dimitri hemen kalabalığa baktı ama onu yeniden göremedi.

“Tabip Mustafa!”

Genç vezirin sesiyle kendine geldi. Vezir birkaç adım ileride onu bekliyordu.

“Ne oldu? Neden durdunuz?”

“Az önce bir adam bana bakıyordu.”

Vezir çevresine göz gezdirdi.

“Kimdi?”

“Bilmiyorum. Daha önce görmedim.”

“Belki sizi birine benzetmiştir.”

Dimitri cevap vermedi. Belki de öyleydi. Fakat adamın bakışlarında onu rahatsız eden bir şey vardı. Sanki kendisini tanıyordu.

Tam o sırada göğsündeki mühür ısındı.

Dimitri elini giysisinin üzerine bastırdı.

Genç vezir bunu fark etti.

“İyi misiniz?”

“Bir şeyim yok. Biraz başım döndü.”

Vezir yüzüne dikkatlice baktı.

“İsterseniz biraz dinlenelim.”

“Gerek yok. İyiyim.”

Dimitri yeniden yürümeye başladı. Yine de aklı o adamdaydı.

Onu daha önce bir yerde görmüş olabilir miydi?

Hayır. Yüzünü hatırlamıyordu.

Ama adamın kendisine bakışını unutması kolay olmayacaktı.

---

Saray yolunda bir süre sessizce yürüdüler.

Dimitri, karşılaştığı adamı düşünmekten kendini alamıyordu. Genç vezir ise onu rahatsız etmemek için bir süre konuşmadı.

Sonunda Dimitri sessizliği bozdu.

“Sarayda beni bekleyen biri olduğunu söylemiştiniz. Peki, beni daha önceden tanıyorlar mı?”

Vezir ona döndü.

“Ne demek istiyorsunuz?”

“Beni Selanikli Mustafa olarak çağırdılar. Demek ki gelişimden haberdarlardı. Ama neden beni beklediklerini hâlâ bilmiyorum.”

“Bu konuda size söyleyebileceğim yeni bir şey yok. Emirde adınız yazılıydı. Gerisini Sultanımız açıklayabilir.”

“Ya yanlış kişiyi bekliyorlarsa?”

Genç vezir bu kez daha dikkatli baktı.

“Bunu düşünmenize neden olan bir şey mi var?”

Dimitri bir an sustu.

Gerçeği anlatamazdı. En azından şimdilik.

“Hayır. Sadece her şeyin çok hızlı geliştiğini düşünüyorum.”

Vezir başını salladı.

“Anlıyorum. Fakat merak etmeyin. Sultanımız sizi dinlemeden karar verecek biri değildir.”

Dimitri bu sözün ne kadar güven verici olduğunu tartamadı.

Yine de başka seçeneği yoktu.

---

Saraydaki odasına döndüğünde Dimitri biraz rahatladığını hissetti. En azından şimdilik kimse ona soru sormuyordu.

Masadaki su tasına uzandı.

Tam suyu içecekken yüzeydeki yansımasının değiştiğini fark etti.

Elini durdurdu.

Suyun üzerinde, yüzünün hemen altında üç çizgiden oluşan daire biçiminde bir işaret belirmişti.

Aynı mühür.

Dimitri tası masaya bıraktı ve geriye çekildi.

“Hayır… Yine olmaz.”

Suyun yüzeyi hafifçe dalgalandı. İşaret dağıldı ve geriye yalnızca kendi yansıması kaldı.

Dimitri bir süre kıpırdamadan durdu. Sonra göğsündeki sıcaklığı hissetti. Elini mührün üzerine koydu ama bu kez hiçbir ses duymadı.

“Benden ne istiyorsunuz?” diye sordu.

Odada yalnızca kendi sesi yankılandı.

Kadınlardan hiçbiri cevap vermedi. Zihninde beliren o yabancı ses de sessizdi.

Dimitri sandalyeye oturdu. Artık her yeni işaretin ardından daha fazla soru sorulmasından yorulmuştu. Bir şeylerin peşinden gitmesi gerektiğini biliyordu ama nereden başlayacağını kestiremiyordu.

Ayasofya'daki adam…

Selanikli Mustafa'nın adı…

Göğsündeki mühür…

Hepsi birbiriyle bağlantılı olabilirdi.

Bir süre sonra ayağa kalktı ve pencereye gitti. Dışarıda akşam yaklaşırken sarayın avlusunda görevliler işlerine devam ediyordu.

Dimitri kendi kendine bir karar verdi.

Sultan'ın huzuruna çıktığında bildiklerini anlatacaktı. Bilmediklerini ise uydurmayacaktı. En azından böylece kime güvenebileceğini anlamaya çalışabilirdi.

O sırada sa

Yorumlar

  • Kaan Duman: O daire biçimi işaret tam olarak geçmişin izini taşıyor umarım hatalar yapmazsın
  • Kırık Cümleler: @otukenkalem00 bu bölümü okudum ve derinleşmesini sabırsızlıkla bekliyorum
  • Alper Akgün: Bir adamın ilgisi üzerine süregelen belirsizlik duyduğun korkuları artırmıyor mu?
  • Gülay: istanbul tanıdık ama gidişat birbirine karışmış gibi hissettiriyor yine de dikkat et!
  • Samet Can Zengin: Dikkatini o adama yönlendiriyorsun ama işaretin tout diyetinde açığa çıkacak
  • Berk Emir Baran: Mühürle o karşılaşmaları yaşamak zorunda mıydın?
  • Funda Vuralcan: dimitri gece boyunca huzursuzdu o göğsündeki mühür gerçekten üzerindekine yük mü?